İbrahim Kaypakkaya`nın anısına, 18 Mayıs 2001 tarihinde TKP/ML Maoist Parti Merkezi taraftarları tarafından baskıya hazırlanan TKP/ML Maoist Parti Merkezi`nin ÖRGÜTLENME adlı belgesinden... Belge içerdiği canlı tartışmalar ve savunulan Marksist-Leninist-Maoist görüşler dolayısı ile yeni nesil genç devrimcilere mücadelelerinde kılavuz olaçaktır.

Silahlı Ekonomizm:
İbrahim Kaypakkaya'nın Çizgisinin
Bir Karikatürü

2. ÖRGÜTLENME

1. BÖLÜM

BAŞLIKLAR


ÖrgütlenmeİBRAHİM KAYPAKKAYA`NIN
ANISINA...

18 MAYIS 2001

Ancak Geçmişin Değerini Bilenler, Hatalara Karşı da Ciddiyet Gösterebilirler

Yanılıyorsunuz; İdeoloji ''Soyut'' Değil, Tayin Edicidir

Mao Zedung Diyor ki, ''Suyun Bile Kendi Tarihi Vardır.''

Kırmızı Gül'ü Buzdan Ancak Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi Kurtarır!

Mao'nun Kılıcı Kavranmazsa, Lenin' in Kılıcı da Hurdaya Çıkarılır!

Kautsky'vari Değil, Marksist – Leninist - Maoist Parti Faaliyeti Gerekli!

Ustaların da Ufak Tefek Hataları Olabilir, Ama Oportünistler Bunu Fırsat Bilmesin!

Kautsky'vari Hazırlık Nereye Götürür? !

Arkadaşlar, başlıyor muyuz? Arkadaşlar, iki şey istiyorum: birincisi, müdahale etmemenizi, soru sorabilirsiniz, ama müdahale etmemenizi; ikincisi, müdahale edebilirsiniz, ama çok usturuplu olursa, yani bana da yararsa. Beni ''deşifre'' etmeye, sözümona ''çirkin'' görüşlerimi açmaya, yani bana da yardımcı olursa, o zaman olur.

Ancak Geçmişin Değerini Bilenler, Hatalara Karşı da Ciddiyet Gösterebilirler

Önce bir iki konuya değinmek istiyorum: Biz...toplantılarında ve daha yukarı toplantılarda görüşlerimizi sürekli olarak ortaya koyduk. Dedik ki: Partimiz Marksist-Leninist'tir, Marksist-Leninist olmadığını düşünen burada olmasın, bu birincisi! ikincisi, 1. Konferans da, 2. Konferans da, bunlar Marksist-Leninist'tir; bunları da açıkladık, bunların oynadığı rolleri de açıkladık. Yani, Parti'nin içinde bulunduğu durumla, Parti'nin Konferanslara gelişlerini ve oynadığı Marksist-Leninist rolü, eksikliklerin hangi yönlerde olduğunu tartıştık. Üçüncüsü, biz dedik ki; madem ki bir özeleştiri tartışması yapıyoruz, bu tartışma özellikle hatalarımız üzerinedir; tartışma hatalarımıza ilişkin kesim üzerinedir. Yani, bir çizgimiz var, Parti çizgimiz var, bu çizgimize musallat olan bazı aşınmalar, bazı paslanmalar, bazı hatalar, bazı sapmalar vardır. Bunların niteliği tartışılmak zorundadır ve Merkez Komitesi (MK) de bu tartışmayı açmış bulunuyor. Doğrudur, açtığı bu tartışmalarda, hatalar üzerine tartışacağız! Hatalar üzerine tartışılması, Partiyi kötülemek anlamında değildir; hataların, tamı tamına, eksiksiz gediksiz neler olduğu üzerinde şimdi kıyasıya bir mücadele yürüyor! Sorun bunun üzerinde bir sorun, hata kesiminin nasıl bir şey olduğu sorunudur.

Genel olarak, iki ana tez öne sürdük: Dedik ki, bunları - hatalar kesiminde de hatalar elbette siyasi ve ideolojik hatalardır - bu siyasi ve ideolojik kesimini nasıl tanımlayabiliriz! Biz Merkez Komitesine dedik ki, esas olarak siz de kendi çizginize ''oportünist'' diyorsunuz, ''kendiliğindencilik'' diyorsunuz, ama meselenin içine girip, özünü söylemekten bilhassa kaçınıyorsunuz!! Bu hata (not: hem işlenen hatalar, hem de işlenen hatalara yaklaşımda yapılan hata) ekonomist bir hatadır! Bu ekonomist hata, Türkiye gibi ülkelerde, silahlı mücadelenin şartlarının olduğu ülkelerde, ister istemez silahlı ekonomist biçimlere bürünecektir! Yani, silahlı mücadele yürütenler de, bal gibi, onu kendiliğindenci tarzda yürüterek, silahlı ekonomist, ekonomist silahçılar olabilirler! Bu böyledir!!! Onun için, bir örgütün silahlı mücadele yürütüp yürütmemesi, o örgütün ekonomist olup olmamasının işareti değildir. Tersine, ekonomizmin silahlarla yapılmış biçimidir! Bu konuda biz kapsamlı eleştiri getirdik. Bu siyasette bizim hatalı olan kesimimizin silahlı ekonomist denebilecek bir çizgi olduğunu, yani hatalı kesimimizin bu cins siyasi bir sapma içerdiğini belirttik; ideolojik kesimde ise, dünya görüşü açısından da bunun nasıl bir sapma teşkil ettiğini açıkladık. Bu eğilim, ideolojik hata, sapma açısından -Komünistlerin bu konudaki ideolojik hatası- komünist eğilimli devrimci demokratik bir hatadır!... Devrimci demokratik, komünist eğilimli devrimci demokratik bir hatadır!... Yani, komünizm bakış açısıyla devrimci milliyetçiliğin bakış açısının içiçe geçmesinden gelen bir kargaşa, bulantı vardır! Hata kesiminde bunlar üzerinde tartıştık biz, hala bunların böyle olduğunda diretiyoruz.

Bir kitle çalışması konusunda, Parti faaliyetleri konusunda, Parti örgütlenmeleri, silahlı mücadele yürütülüp yürütülmemesi konusunda, siyasi tespitlerde silahlı ekonomist bir sapmanın, bunlara bütünsel bakış, devrimlerin birbiriyle ilişkisi, uluslararası komünist hareket'le (UKH) ilişkisi, enternasyonal proletaryanın çıkarlarına bakış, bunlarda önemli ölçüde milliyetçi bir aşınmanın, devrimci milliyetçi bir aşınmanın mevcut olduğunu anlattık. Söylenen bunlardır.

Hata kesiminde bunlar, Partide bunlar, şayet güçlenirse, o zaman İbrahim Kaypakkaya'nın böyle olmayan, devrimci komünist, proleter enternasyonalist kızıl çizgisini bütünlüklü değiştirip, bütün Parti'yi programatik bir yeni değişiklik, artık yeni bir yönelimin temelleri üzerine oturtma teklifi gelecektir!... Böyle olduğu zaman da Parti iflah olmaz duruma gelmiş olacaktır! Durum şimdi bu halde değildir. O halde bunu engellemenin tartışmasını yapıyoruz biz. Bu tartışmayı MK de kendi açısından ''gerekli'' görmüş, açmıştır. Demek ki, hatalar sorunu ele alınmaktadır, bu şekilde de Partiyi hiçbir şekilde inkar sorunu diye bir mesele yoktur. Bizim inkar etmeye çalıştığımız bir şey var: o da, Parti'nin hatalarıdır ve eksiklikleridir!

İkincisi, biz, Parti'de en ağır hataları işleyen, hatta Parti'mizi yok etmeye çalışan, çizgisini değiştirmeye çalışan, Bolşevik Partizan'ın başını çekenler de dahil olmak üzere, yani en kötü hata işleyen, az hata işleyen, hiç hata işlemeyen, şehit olmuş veya hala yaşayan bütün yoldaşların tecrübesinin sürükleyerek getirdiği yerden, artık dönüp arkaya bakabiliyoruz. Onun için biz tarihsel açıdan minnettarız bu tecrübeye. Fakat şu sorun var: yoldaşlar, Süleyman Cihan, şayet öldüyse, İbrahim Kaypakkaya şayet öldüyse, bu Parti ileri gitsin, devrimci mücadele ileri gitsin diye can verdilerse, bu kadar can verildiyse, ''geride kalanlar bu işi becerecek, ben tek adam değilim'' diye bakıldıysa, iteleyip öne sürdükleri mücadeleyi devam ettirecek olanlar, yükseldikleri yerden geri dönüp bakınca, bu kadar can verilerek geldiğimiz yerin kıymetini bilmek ve kullanmak zorundadır! Bu ahkam kesme değildir. Ahkam kesme nasıl olur? Bu tecrübe temelinde öğrendiğimiz şeylere dönüp baktığımız zaman, doğru, mesela 1978 1.Konferans Marksist-Leninist'ti, Parti'ye muazzam yararı olmuş bir şeydir.(Bunun tartışmasına girmiyorum, şu anda o kadar önemli değil.) Fakat, bu Konferans'ın önemli hataları ve eksiklikleri vardır. En önemlisi Mao Zedung Düşüncesi ve 1. Özeleştiri denilen özeleştiridir. Bu ikisi 1. Konferans'ın çok önemli hatalı kesimini içeriyor. Şimdi, biz ölen yoldaşların bütün gayretleriyle, veya yaşayan yoldaşların bütün gayretleriyle geldiğimiz yerden bakıp da, bu eksiklikleri tamı tamına elimizden geldiği en iyi şekilde tespit etmezsek, işte ahkam kesmek, hovardaca konuşmak budur. Bence, yapılan iş şudur, ''Süleyman Cihan sen boşu boşuna öldün, beni boşu boşuna yükselttin, beni boşu boşuna ilerlettin, yaşattırdın, beni boşu boşuna bugünlere getirttin, çünkü ben bugünlere gelmenin bana verdiği tarihi değeri kullanmaktan yana değilim'' anlamına gelir.

Şayet, mesele o hataların tamamını, bir kere doğru tespit etmekse, kişi için o hatalar konusunda amansız olmak bu yürütülen mücadelenin bize getirdiği değerleri bilmemiz, ondan faydalanmamız açısındandır. Ahkam kesmek değildir bu, arkadaşlar! Şayet 1. Konferans'ta, 2. Konferans'ta falan filan yapılan hatalara biz Liberal yaklaşırsak, canını dişine takarak mücadele etmiş insanların mücadelesinin -neler üretsin diye yaptıklarının değerini vermemişiz anlamına gelir. Bizim verdiğimiz mücadele şimdi budur.

Size bir örnek vereceğim. O dönemde -MK'lı bu yoldaş da bu konuda ciddi hata işliyor, hem de felsefi hata işliyor, '' Ahkam kesme'' suçlamasını öne sürerek, karalama temelinde üstelik bunu yapıyor, bu doğru değil, neden doğru değil? - mesela o dönemde bilinmiyordu bilgi seviyemiz el vermiyordu diyelim, ben de bilmiyordum, hiç kimse de bilmiyordu. Ahkam kesmemek doğrudur, bu doğrudur. O dönemde bilgi seviyemiz o seviyedeydi bu doğrudur. Ama bilgi seviyemiz sonradan ilerleyince, dönüp bizim artık yeni bilgi seviyemizle, o dönemin eksikliklerini doğru olarak ifade etmek boynumuzun borcudur! 13. asırda kuduza neyin sebep olduğu bilinmiyorduysa, ''neden bilmiyorsun lan, bak ben ne güzel biliyorum kuduza neyin sebep olduğunu; şu virüs sebep oluyor, virüs, bak şu virüs'' diye ben kafalarına vuramam. O zamanki seviyede teknik vardı, o seviyede üretim vardı, o kadar biliyorlardı. Doğrudur, kafalarına vuramam. Ama, ben şunu da yapamam: Ben, bugün kuduzun şu basille, bir basille kana girdiğini keşfetmişsem artık, o gün kuduz tedavisini gül suyu içirerek yapanların, doğru yapmadıklarını da söyleme hakkına sahibim! Hiç de ''ahkam kesmeden'', ''bu tedavi doğru değildi'' deme hakkına sahibim. Şunu diyemem: ''Kuduz tedavisinin o gün gül suyuyla yapılması bilimsel olarak doğrudur ve geçerlidir'' diyemem! Derim ki, ''anladım, o kadar biliyorlardı, anladık onu; ama bilimsel olarak kuduzu gerçekten gül suyu tedavi edemezdi.'' Bu böyledir. O insanların, kuduzu bilmeyecek kadar geri olduklarından ötürü, onların insan olmadıklarını iddia etmek anlamına gelmez bu. Marksist-Leninist'lerin bilmedikleri ve erişemedikleri şeyi -ki biz de o dönemde bilmiyorduk, erişememiştik o bilmediğimiz şeyleri şimdi bilmek, ''O dönemde onların eksiklikleri bunlardı, bunları bilmiyorlardı'' demek, kuduzu bilmeyenlerin insan olmadıklarını iddia etmek gibi, onların da Marksist-Leninist olmadığını iddia etmek anlamına gelmez. Sadece yapılan hatanın içeriğini bizim iyi doldurmamız gerektiği, bilimsel boyun borcu olduğu anlamına gelir! ''Ahkam kesme'' değildir bu!

Demek ki, geri dönüp biz her kimin eksiğine bakacak olsak: Mesela Marks diyor ki bir yerde, açıkça diyor, ''eğer başka işçi sınıfı partileri varsa, iki tane, üç tane, bir tane, biz ayrı bir komünist partisi kurmayız'' diyor. Tarihi tecrübeyle biz öğrendik ki, bu doğru değil! Komünistlerin eylem birliği, irade birliği, çalışma tarzının düşmana karşı içerdiği örgütlenme biçimini biz sonradan keşfettiysek, o gün de bu Lenin'in dediği şekilde halledilmemişse, başka türlü öneriler var ise de, o adam gene Marks'tır! Büyük ustadır, ama o özgül önerinin doğru olmadığını, bugün artık söylemek boynumuzun borcudur. O dönemde neden öyle söylediğini anlatmak da boynumuzun borcudur. Ama işin tedavisinin öyle yapılmamasını artık bilmemiz de boynumuzun borcudur. Bunlar Marks'a iftira etmek, onu dıştalamak, silmek, büyük usta olmadığını söylemek anlamına gelen şeyler değillerdir. Bilimin ilerlemesinin, proletarya biliminin özellikle, dönüp kendisine bakması, kendisini diyalektik süzgeçten yeniden geçirmesinin gayet doğal bir sonucudur. Bu, iftiralara temel olarak kullanılmamalıdır. Bu konuda demagoji yapılmamalıdır.

Keza, Lenin açısından olsun, Engels açısından olsun, Mao açısından olsun, bizim, muazzam ustalıklarına helal getirmeyen bir biçimde bugün onların hatalarını görmemiz boynumuzun borcudur. Onların verdiği muhteşem mücadeleler bize hava getirmiş olamaz, biz onların omuzlarına basmadan, onlardan ileri olmadan, onların başardığı zaferi bile başaramayacağız! Bu bizim de küçüklüğümüzün işaretidir. Tarihsel küçüklüğümüzün işaretidir. Yani biz Mao kadar olursak, Mao'nun başardığını başaramayız! Biz Mao'dan ileri olmazsak Mao'nun başardığını da başaramayız. Yani Mao'nun başardığını başarmak için, Mao'dan ileri olmak gerekiyor!
Maddenin değişimi bize öyle bir zafer için bile, daha fazla bir şeyler bilmemiz gerektiğini önümüze koyuyor. Üstelik düşman da ustalaşmıştır; mesela, bugün artık düşman, yani yeni burjuvazi, yeni bir sosyalist ülkede kültür devrimini savunacak, iki çizgi mücadelesini savunacak, yeni burjuvazi yeni kılıkta çıkacak, parti içinde yeni burjuvazi olduğu teorisini kabul edecek. Kılıfı o şekilde alacak. Bizim yine, yeni, böyle koşullar altında da, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi'ne ilişkin yeni bir şekilde, o toprağı deşip daha derinde burjuvaziyi kucaklamamız, daha derinden kaldırmamız gerekecek. Bu da bizim boynumuzun borcudur.
Bu ''ukala kesilmek'' değil, bu her sıra neferinin boynunun borcudur; bunun haricinde bir yoldan bizim zafere gideceğimizi zannetmek doğru değildir arkadaşlar! (Not: ''Parti sorunları tartışılmıyor, soyut şeyler konuşuluyor'' suçlamasına karşı konuşmacı atıfta bulunuyor.)

Bu konuda demagoji yapıldı, böylesi tavırlar gerçekten doğru değildir. Bir arkadaş, mesela bu iki arkadaş, yani bir kaç arkadaş, -suçlamak için söylemiyorum, ne maksatla konuştuğumu anlatmak için söylüyorum tartışmalarında bizi ''genel konuşuluyor, tartışma başka yerlere çekilmek isteniyor'' diye eleştirdiler. Arkadaşlar, sorunları siyasi ve ideolojik sorunlardan kaynaklandığını tespit ettiğimiz zaman mesele berraklaşmaya başlar. Biz bunu başarmaya çalışıyoruz.

Yanılıyorsunuz; İdeoloji ''Soyut'' Değil, Tayin Edicidir

Her konudaki sorunlarımızın merkezinde, o zaman siyasi ve ideolojik olarak ne yattığını göstermenin, tartışmayı buranın üzerine çekmenin bize düşmesi bile, MK'nın aczini gösteriyor. Bu tavrın eleştirilmesi gereklidir. Bu konularda bile esas siyasi-ideolojik sorunların ne olduğunu gündeme getirme çabasının başını ben çekeyim, ama gene de ''soyut'' konuşmakla suçlanayım, olmaz. Onun (MK'nın) dokuz saatlik konuşmasına nazaran, bana düşen yarım saatin tümünü harcayıp, meselelerin esasının Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi'nin kavranmamasından geldiğini göstermek bana düşüyor. Bana düşen yarım saatlik vaktin tümünü bunu anlatmak için harcıyorum!
Koskoca ''MK'' ne burada, ne burada, ne de burada (Not: MK'nın derme çatma yazılarına işaret ediliyor) meseleleri koyamıyor. Ancak ben bastırıp getirirsem, o zaman meseleler tartışılmaya başlanıyor, o da bana düşen yarım saatlik konuşmalarda. Evet yazı yazma konusunda, yazıları geciktirdiğim için hatalıyım. Eleştirilerinizi kabul ediyorum. Ama ben de, buradaki tartışmalarda tüm yarım saatlik ilk konuşmayı bunun için harcıyorum. Bunu yapıyorum. Arkadaşlar yanlış yorumlarda bulunuyor bu konuda.
Mao'dan bir alıntı vereyim, sayfa 17 bak şunu diyor. Ama önce, demek ki ben siyasi-ideolojik genel soyut kavramların içinde çok somut bütün detayların barındığını göstermek için, buralarda bunu yakalarsak aşağı doğru inebileceğimizi belirtmek için gayret sarfetmişim. Bak ne diyor bilgi tartışmasında, Marksist bilgi teorisi tartışmasında şunu söylüyor: ''Soyutlama bilimsel olduğu ölçüde, uydurma, gayri-bilimsel, üfürükçü olmadığı ölçüde, soyutlama bilimsel olduğu ölçüde, gerçeği en kapsamlı en doğru biçimde yansıtandır.'' Burada yazıyor, aynen böyle yazıyor.
(Not: bir daha tekrarı isteniyor). ''Soyut, somut değil soyut, bilimsel olmak kaydıyla, böyle olursa, uydurma, gayri-bilimsel, üfürükçü olmazsa, soyutlama bu şartlarda gerçeği en iyi en doğru en kapsamlı yansıtır''. Mao bu alıntısını çıkarıyor veriyor, Lenin'in lafıdır bu, Lenin'de de vardır. Alıntı, burada alıntı içinde vardır. Buna da bakmamız lazım. Önerimiz gene tartışmanın soyutlarda kalmasında değil, soyutlarda göbeğin etrafında keşfedilmesi, sonra detayına indirgenmesidir. Bu öneri vardır. Detayına indirmek için de vakit istiyoruz! Yazı da yazıyoruz! Detayları da koyuyoruz! Şimdi de koyacağız detayları, çünkü uzayıp gidiyor. Bütünsel öz olarak ifade edilen şey içinde milyonlarca içerik vardır. Somut içerik açmaya başladın mıydı, böyle aşağıya doğru gitmeyeceği, örgütlenme konusunda söylemeyeceği, açmayacağı konu da yoktur. Açması bir sürü meseleyi gerektirir.

Mao Zedung Diyor ki, ''Suyun Bile Kendi Tarihi Vardır.''

Somut olarak, biz ''neler yaptık''? Arkadaşlar bu sorunlardan bir tanesine cevap vermek zorundayım. ''Biz neler yaptık'', sorununa gelince biz elimizden gelen şeyleri yaptık, eksikliklerimiz bu konuda var. Biz şunları yaptık: biz bunları sürekli olarak örgütlü olduğumuz yerlerde, belli ölçülerde yazılarda, çoğu kez sözlü olarak, arkadaşlara samimi, senelerce, epey senelerce, hatta bir ölçüde, 1978'den beri, pardon 1979'dan beri şunu yaptık: Mektuplar yazdık. Mao Zedung Düşüncesi konusunda Yurtdışı Hizibinin sapmasını (Türkiye'de yoldaşlar söylüyor, biliyoruz) biz teşhir ettik Partiye -bizden başka hiç kimse bir şey yapmadı demiyoruz, arkadaşlar sorduğu için söylemek zorundayım. 4-5 mektup var. ''Mao Zedung Düşüncesi'ni, Parti ideolojisini reddeden, Mao'yu da reddeden hizip faaliyeti yurtdışında yürümektedir, bu doğru değildir, şartları budur, konuşmaları budur, görüşleri budur'', şeklinde mektuplarla açıkladık. Onun haricinde bir mektupla ''Parti'nin önünde duran siyasi-ideolojik sorunlar budur'' diye tavır takındık. Dünyadaki kaos, bunların çözümü, Partideki sorunlar, sıralama şeklinde, tezler şeklinde mektuplarla Partiye iletilmiştir. Mektuplarla bunu yaptık.
Mao Zedung Düşüncesi'nin savunulması gerektiğini başından beri vurguladık. Ki arkadaşlar bilirler; bugün Merkez Komitesinde olan arkadaşlar ''bir yerdeki Maoist-Mao'cu arkadaş olduğu'' şeklinde haberi verenlerdir. O dönemde Mao savunmasında aktif tavır koydum. Ondan sonra, ta 1979'da bugünkü tartışmalardan önce, daha başlamamıştı, Komünist 1 ve Komünist 3'ü kitle çizgisi başta olmak üzere eleştirdik. Komünist'lerdeki yazıları eleştirdik.
Ondan sonra daha sık dönemlerde, dünyadaki durumun ne olduğuna dair Parti'nin yanlış görüşe sahip olduğunu eleştirdik, yazılar yazdık, bazı yazılar engellendi. Mesela, teşhir edici yazılar, Partiyi değil olayları teşhir edici yazılar engellenir duruma bile geldi. Emperyalist kriz konusunda tartışma yürüttük. Somut tartışma yürüttük bu arkadaşlarla, silahlı mücadele konusunda tartışma yürüttük. 2. Merkez Komitesi 2. toplantısı mesela, önemli bir toplantıydı, Konferans'ımıza ''güvenmiştik''; 2. toplantıya gelince bozukluk kendisini gösterdi. Organ raporlarında ''Parti'nin sağdan çark etmeye başladığını'', ''delillerin şunlar olduğunu'' gösterdik; bunları söyledik. İşçi Köylü Kurtuluşu'nun içeriği konusunda eleştiri getirdik. İşçi Köylü Kurtuluşu'nun içeriğinin vazifesini görmediği konusunda eleştirdik.
MK 3. raporu, MK 4. raporları, o dönemin MK'sı tarafından övülürken biz bütün bunların yanlış olduğunu eleştirdik. Yazılı olarak eleştirdik MK 3. toplantısının ''3. Blok işbirliğini''. ''3. Blok mümkün değil, başı çekemez, bu iş yapılmaz'', bu eleştirileri biz getirdik, ta çıktığı andan getirdik. MK 4. toplantı raporu çıktığı anda biz tavır koyduk, hatta bazı tartışmalarda belli ölçüde olsa da engellendiğimiz halde tavır koyduk. Bu tartışma içeriğinin neye bağlı olduğunu, UKH'da bazı yanlış görüşlerle birlikte o gün tavır koyduk. Buna ilişkin olarak giderek gelişen sağcılık, sağcı sapmalara karşı da, mesela anayasa oylamalarında boykot tavrının üzerine, ''muğlaklık'' olduğunu, ''İşçi Köylü Kurtuluşu'ndaki tavrın rezil bir tavır olduğunu'' açıkladık. Seçimler konusundaki broşürün rezil bir broşür olduğunu, ''doğru olmadığını'' açıkladık. Durum tahlilinin doğru olmadığını açıkladık. Sosyalizmde sınıflar mücadelesinde, iki çizgi mücadelesinde Parti belgelerini eleştirdik. İki çizgi, sosyalizmde sınıflar mücadelesi konusunda çıkan eleştiri yazısı vardı.
Bir tane yazı vardı, bir de o yazıya cevap vardı. Komünist 12'de bu yazı yayınlandı, bu yazının doğru olmadığını söyledik, eleştirdik, gösterdik. Sözlü olarak çeşitli MK'lı arkadaşlara gösterdik, dedik ki, ''bunları yayınlamayalım, bak eksiği açıktır, buradadır.'' Fakat yayınlandı bu belgeler, üstelik ''Parti çizgisidir, üstelik de kırma Mao ile Stalin'in hatalarını birleştirmeye çalışan çeşitli konularda yazıya cevaptır. Doğru cevaptır, yayınlayacağız, doğrudur, bas git'', şeklindeki geri çevrilmeleri eleştirdik. Buna bağlı olarak Partinin ekonomik, iktisadi tahlillerde kullandığı modelin Marks'ın, Lenin'in olmadığını Genel Kriz Teorisi olduğunu; Genel Kriz Teorisinin Komintern'den geldiğini, bunun Leninist olmadığını, yeni Sismondi'ci-Rosa Luxemburg'cu modeller temelinde, Lenin'i, Marks'ı tahrif eden yeni bir emperyalizm tanımlaması, yeni bir işleyişi gündeme getirmeye çalışan Genel Kriz Teorisi diye bilinen bir çarpıtma, Palme Dutt (İngiliz teorisyeni), Yevgeni Varga (Rus teorisyeni) tarafından ortaya konan genel kriz teorisinin Parti tarafından savunulmakta olduğunu, şurada burada yazılı olarak öne sürmenin yanlış olduğunu söyledik. Enternasyonalizm konusunda Partide örgütlü olduğumuz her yerde ciddi mücadeleler yürüttük, somut öneri getirdik.
''1 Mayıs'lar yapalım, 1 Mayıs'lar' şöyle yapılsın, böyle yapılsın.'' ''Parti çizgisidir bu'', ''İF çalışmalarında bu vardır, şu vardır, yanlıştır, enternasyonalizmi uygulamıyor'', biz getirdik bunları. Bütün bu tartışmalar uzun zamandır yürümektedir, MK'nın bunlardan bal gibi haberi vardır. Bunlara kulak asmamaktadır.
Aynı konularda, çok ciddi hatalar işlemektedir. Bugün, enternasyonal proletaryanın önünde Deklarasyon'a saldırarak, bu hatalarıyla, eleştirinin hedefi haline gelmiş durumdadır. MK bütün bu senelerdir kendisine anlatılan, sosyalizm, Mao Zedung Düşüncesi, genel kriz, dünyada durum ve emperyalizm, bunlar, bütün bunlar, Enver Hoca ve benzeri gibi, bütün bunlarda söylenenleri dinlemediği için, bugün Deklarasyon'a da aynı konularda saldırdığı için, MK bugün, enternasyonal proletaryanın eleştiri hedefi haline gelmiş durumdadır! Bundan sonra biz bu tartışmalarda MK'yı bir çok konularda pes ettirdik -övündüğümüz için değil- somut gerçekler: ''toprak devrimi platformunu'' söylediğimiz zaman MK şap oturdu. ''Devrimci savaş, kitlelerin savaşı, kızıl siyasi iktidar için yürütülmelidir, yoksa ekonomisttir ve reformisttir'' diye,...toplantısı ve diğer toplantılarda biz açıkladık. Bugün MK boş lafların arkasına sığınmaktadır.
''Kürdistan olayları ve Kürdistan'da silahlı mücadele'' konusunda, geçen...toplantısında detaylı anlattığımız şeylerin bugün yavaş yavaş kendisini buralara sızdırdığı görülmektedir. Ama bütünselliğinden koparılıp, düşüncesinden koparılıp buralara sızdırılmaktadır. Gene Ortadoğu sorunu kendisini buralara (Not: Parti Birliği No.2'de MK'nın MLM muhalefetten devşirerek, bozarak yayınladığı yazı kastediliyor) yansıtmaktadır. Aynı zamanda MK'yı biz gayet somut ve ciddi olarak eleştirdik.
1. Ortak Açıklama'ya, Enternasyonalist Harekete takındığı tavrı eleştirdik. Bu tavrın -belgenin kullanılmamasının ciddi eğilimlere sebep olduğunu ve kaynaklandığını eleştirdik.
Devrimci Enternasyonalist Hareket (DEH) konusunda, Deklarasyon konusunda, 2. Enternasyonal Konferans öncesi, sonrasında, belge hakkında MK'nın vahim durumda olduğunu, değerlendirmesinin yapılmasının gerekli olduğunu belirttik, bu durumun çok ciddi yanlışlardan kaynaklandığını, kafa yapısını yansıttığını eleştirdik.
Bütün bu konularda biz somut şeyler getirdik MK' ya. Somut şeyler getirdik ! Fakat tek eksiğimiz bunları bu kadar ''sözlü ikna edeceğiz, bu yoldaşları'', diye hayale kapılmaktansa bundan vazgeçip yazılarla bu işi yapıp 1000 / 1500 sayfa yazmak mümkündü. Bunları yapmadığımız için bir ölçüde fazlasıyla bu konuda iyi niyet sahibi olduğumuz, ''yoldaşlarımızla buralarda bu kadar didişmeye gerek olmayacağını'' düşündüğümüz için, bu konuda yazıları ihmal ettiğimiz için hatalıyız. Yazıları yetiştirmeye çalışıyoruz. Suçluyuz bu konularda sizlere bütünsellikli her şeyi sıralayarak gösteremediğimiz için, o konudaki eleştirinizi kabul ediyorum.

Kırmızı Gül'ü Buzdan Ancak Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi Kurtarır!

Biz şunu söylüyoruz, bir ozanın söylediğini söylüyoruz. İbrahim'in ölümünden bu yana bir dizi derdimiz var. Bunu herkes biliyor. Diyoruz ki, ozanın dediği geçerlidir aşağı yukarı, bak ''kırmızı gül buz içinde'' diyor. Ozanın kafasındaki sorun bizim bahsettiğimiz sorun değil, ama ne diyor: ''Dağ dumandır, kış yamandır'' diyor. İbrahim'in ortaya koyduğu bu çizgi bir anlamda buza düştü. Bu buz eridi, bazı zamanlarda ''gül''ün ucu çıktı dışarıya, sonra yeniden buz tuttu. ''Kırmızı gül buz içinde''. Bu buzu, bu kızıl gülü buzdan eritecek ortaya çıkaracak bir (oksijen) kaynağının, bu buza dayanması lazım. Bir kaynak ateşi olacak, ''fııışşş'' buza dayanması lazım. Biz diyoruz ki, bu Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi'dir! Bunun -lafları değil, kesinlikle lafızı değil! tüm içermesi gereken, bilimin geliştiği düşüncelerin geliştiği bir dizi alanı kapsar bu alanların ne olduğu konusunda gerçekten MK'lı yoldaşın dediği ''doğrudur''
Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi bugün neleri biliyor? Yoldaşlar, siz bunları öğrenmek zorundasınız. Ben size bunları öğretmek durumunda değilim. Belki size bir ölçüde yardımcı olabilirim; ama ben öğretmeyeceğim, bunları bilmek zorundasınız. Gidip ''Rusçasını'' bulup, bunların ne olduğunu okumak, birisine tercüme ettirip öğrenmek zorundasınız. Bilim bizden bunu istiyor! Vazifelerimiz için bak Lenin diyor ki gene bazı yoldaşlar bana çok şiddetleniyorlardır, ukala gördükleri için hiddetleniyorlardır, ''ukala bu arkadaş'', ''konuşmasına bak'' diyorlar ama Lenin şöyle diyor. Ben bu eleştiriyi bu yoldaşlara samimi olarak sunmak istiyorum. Parti'nin içinde bulunduğu yenilgiden sonraki krizde, yoldaşları ve devrimci işçi tabanı karşısında Lenin onların tavrına şu tavrı takınıyor. ''Parti güç durumda.
En büyük güçlük partinin müthiş ölçüde zayıflamasından, örgütlerin neredeyse çökmüş olmasından, ya da parti içi hizip savaşımının keskinleşmesinden ileri geliyor değil. En büyük güçlük Sosyal-Demokrat (yani Komünist) işçilerin ileri kesiminin bu savaşımın anlam ve yapısını yeterince açıklıkla kavramamış olmasından, bu savaşımı yürütmek için toparlanmamış olmasından, RSDİP'i karışıklıktan, çöküntüden ve sağa sola yalpalamaktan kurtarıp sağlam bir yola sokma çabasına önderlik eden parti çekirdeğini yaratmak, desteklemek, pekiştirmek üzerine yeterince bağımsız güçlü mücadele etmemesinden ileri geliyor''. Diyor ki, ''katılın bu tartışmalara yoldaşlar, başkalarının işi demeyin'' diyor. Neler istiyor? ''Bu tartışmaların yapısı nedir?'', buna bakın diyor Lenin! Şimdi ben burada ne parti çekirdeği yaratılması, ne de hizip konusuna değiniyorum.
O kendine has, Rusya'da o dönemdeki olaylarla ilişkindir. Onlara ilişkin. Benim demek istediğim, burada Lenin tarafından işçilere ne için davetiye gönderiliyor! Ben de size aynı davetiyeyi getiriyorum. Getirmek için bir sürü konuları açmak zorunda kalıyorum. Onun için, bu ''ukalalığın'' eseri değildir.
Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi biliminin bugün neleri bildiği konusunda ''tartışılan sorunun yapısını'', bir problem, 3 elma artı 5 elma şeklinde bir problem olarak biliyorsanız iyi değil. Bugün parti önünde ''bilmem ne, bilmem neye eşittir'' gibi olmaz... Nasıl bir problem var sorununa bilimin bütün bildiği şeylerle cevap vermemiz ve uğraşmamız lazım! Keyfi kriter kullanmayacağız. Ne onların bildiği kriteri kullanacağız, ne Lenin'in bildiği kriteri kullanacağız, ne de Mao'nun bildiği kriteri kullanacağız. Bizim kullanacağımız kriter -ve bu da azılı bilimsel olmamız gereken kriter- bu, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi biliminin detaylardaki bütün hallettikleri ve detaylarda keşfettiği hallerin tümüdür.
Bakınız ne kadar kötü durumda oluyoruz. O zaman neler keşfetti detaylarda; mesela bu bilim bugün Komintern'in Genel Kriz Teorisi'nin siyasi olarak sınıf uzlaşmacılığına götürdüğünü keşfetmiş ve ortaya koymuş bulunmaktadır. Ve bu bilim bunu keşfederken, bugün MK 4. toplantı raporundaki düşünce yapısını, MSP'nin ve Erbakan'ın kompradorluktan milli burjuvalığa indirilmesinin sebebini, Komintern'in Genel Kriz Teorisini savunan kafa yapısının sınıflara bakmaya nasıl zorlanacağı ve ittifaklara nasıl gideceğini göstermektedir. Mesela bugün -neymiş bakın laf değil- Mao bile bu konuda (Genel Kriz Teorisi) bir şey söylememiştir. Fakat Büyük Proleter Kültür Devrimi (BPKD)'nin, dünya devriminin komünizme doğru kıvranışı hakkında bize kendisini açıp bağrını biraz daha göstermesiyle, bize emperyalizmin dinamiğine ilişkin olarak, Genel Kriz Teorisi'nin yanlışlığını kavrattı. Bize kendisi direkt söylemediği halde, bu kavrayışla biz, MK 4. toplantı raporunda Erbakan'ın neden milli burjuva ilan edildiğini keşfedebiliyoruz, biliyorsunuz! Çok tepki duyuyorsunuz: ''Erbakan kompradordu, şimdi nasıl milli burjuva oldu'' diyorsunuz. MK 4. toplantı kararına karşı ''ahkam'' kesebiliyoruz hatta değil mi?! Bunu neyle açıklıyor bu bilim! Mesela sorunlardan bir tanesi de budur. Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi biliminin nerelerde ilerlemiş olduğu hiç de öyle basit birşey değil ''sınıflar, sınıf mücadelesi, yeni burjuvazi'' buralarda değildir. Bunları da içine alır, ama mücadelede ve mücadele ile bilim nerelere geldi?!! Artık neleri görebiliyor bilim?! Demek ki kriterimiz bu olacaktır.

Mao'nun Kılıcı Kavranmazsa, Lenin' in Kılıcı da Hurdaya Çıkarılır!

Şimdi arkadaşlar, biz bugünkü tartışmada Marksizm-Leninizm Mao Zedung Düşüncesi'nin bu haldeki gelişimini, (Not: Ekonomizmin tersine) ele gelmez ama somut bir halde ve bir bulut gibi genişlediğini ve tarihsel bir şuur, devrimci bilinç, bilgi ve metod yığını halinde bir sürü konuları içine aldığını görmek zorundayız. Diyoruz ki bunun bir kısmının reddedilmesiyle, sadece lafta değil, hem lafta reddeden arkadaşlarımız var, hem de kabul eden, MK gibi sözde kabul eden arkadaşlarımız da var. Ama, ister böyle yapılsın, ister öyle yapılsın, kavranmadığı zaman, diyoruz ki, bilim bütünsel olduğu için, yapısı bütünsel olduğu için, kestin mi bağlarını, lök lök parçaları düşmeye başlar. Ve Leninizm de gider. Biz Partiye bugünkü çizgisindeki dertlerin -hata kesiminde dertlerin- Leninizm'den de sapma olduğunu gösteriyoruz. Biz diyoruz ki Leninizm'in ne kadar güçlü olduğunu gösteren anahtar Mao Zedung Düşüncesi'dir. Bunun örneği olarak biz dedik ki, bu tartışmada -başka bir açıdan ele alacağız- dedik ki, diyeceğiz ki, bakınız ''Mao Zedung Düşüncesi'ni savunmadığınız için Leninizm de gitmektedir. ''
Leninizm'in en belirgin özellikleri kendisini en önemli -bizim bildiğimiz- katkılarda gösterir. Birincisi, proletarya enternasyonalizminde kendisini gösterir. Mesela bekleyin, mesela bu tartışma sırasında Kautsky üzerine didişme konusunda kendisini gösterdi. Bilinç öğesi, partinin çalışma tarzı, komünist çalışma nedir konusunda, Ne Yapmalı'da da tartışılan konularda kendisini gösterir. Bu konulara bakıp da eğer biz Ne Yapmalı'da Lenin'in dediği şeylerin Parti tarafından bugün reddedildiğini, kabul edilmez hale getirilmekte olduğunu ve Lenin'in başka koşullar için söylemiş olduğu şeylerin şimdi uygulanmaya çalışıldığını, gerektiği şeklindeki iddialar temelinde bunların reddedilir duruma gelmiş olduğu sapma içine düşülmüş olduğu, sapma kesimi içinde de böyle hataların olduğu görülüyorsa, bu durum bize gösteriyor ki, Mao Zedung Düşüncesi reddedildiği zaman, hakikaten Leninizm konusunda da aşınma başlıyor! Çünkü bilim bilimdir; bu, isimlerin savunulmasına ilişkin değildir, esasında bilim bir bütündür, bak aşınmaya başlıyor. Ve dedik ki, Kautsky'ciliğe doğru bir sempati duyulmaktadır! Ve dedik ki sizin Leninist parti anlayışını reddedişinizde, Kautsky'nin çalışma tarzına tarihsel kılıf bularak, bunları yeğlemenizde bu kendisini göstermektedir.
Mesela, sırf ordunun örgütlenmeyişi göstermiyor! Arkadaşın tarih bilgisinde göstermiyor sorun kendisini -ordu meselesinde de var ama o önemli değil- bugün. Avrupa'daki devrimci işçiler kendilerine iktisadi ve demokratik mücadeleyi temel alırlarsa, bu cins mücadele sınıf uzlaşmacılığını, savaş döneminde de emperyalistlere kuyruk olmayı getirir. Ekonomizm, oportünizme, oportünizm sosyal şovenizme dönüşür! Ve emperyalist savaş geldi mi sen artık ''bu savaşa karşı çık'' desen bile, o şekilde eğitip çalıştırdığın, mücadeleye sevk ettiğin işçiler, bu devrimci yenilgicilik sloganını, savaşa girmiş burjuvaziyi arkasından kurşunlayıp, emperyalist savaşı iç savaşa çevirmeye çalışma sloganını atamazlar! Bunu Lenin diyor! Diyor ki, ''Kautsky devrimci yenilgicilik sloganını istese de uygulayamazdı''!
Aynen böyle diyor; neden uygulayamazdı: o gün onu söyleseydi dahi, kadroları şaşkın bakacak, ''sen neden bahsediyorsun,'' diyecekti. Kitle tabanı, “ben onu yapamam ki, ben burjuvazinin karşısında böyle mücadelelerin yürütülmesine hazır değilim. Ben başka türlü mücadele ettim; daha önce köklü bir kopuş mücadelesini yürütmedim; daha önce iktisadi demokratik talep isteyen mücadeleyi yürüttüm ben. ''Burjuvazi sen kusura bakma, ben senin mezarını kazacağım, kusura bakma; senin mezarını kazarken üzerine ispirto, gazyağı dökerken, kusura bakma burjuvazi, ben sana bunu yapacağım' diye senelerden beri bunu talim ederek hazırlanıp gelmedim. Ben iktisadi demokratik mücadeleyi kendime temel alarak geldim. Şimdi ben nasıl ispirto, gazyağı döküp burjuvazinin arşını kurşunlayacağım, ihanet işleyeceğim, ülke içinde en büyük ihaneti işleyeceğim, en büyük suçu, yani 'vatan' haini suçunu, sabotajcılık suçunu, başka bir emperyalistin beşinci kolu, ajanı diye beni asıp kurşunlayıp, direkten asacakları şekilde suç işleyeceğim.
Bu gücü ben maalesef kendimde bulamam'' der. Bulamazlar da! İşçileri bu ekonomist çalışma tarzı buraya getirmez. Nitekim, ''Kautsky isteseydi de taşıyamazdı bu görevi. O da biliyordu bunu! Yapıştı gitti burjuvazinin kuyruğuna, yanına gitti'' diyor Lenin.

Kautsky'vari Değil, Marksist – Leninist - Maoist Parti Faaliyeti Gerekli

Şimdi arkadaşlar, İF için önerilen çizgi, kendisinin istikbalini burada göstermektedir. Şimdi biz dedik ki, Leninist parti anlayışı. Bu konuya da değinmek istiyorum: Leninist parti anlayışı sonradan keşfedilmiştir. Keşfedilmesi için bir bilinç öğesinin şartları doğru yorumlayıp gelişmesi gerekirdi. Bilim buna erişmiştir. Leninist parti ortaya çıktıktan sonra, artık eski Kautsky dönemi için de geçerlidir. Yani İkinci Enternasyonal dönemi için de geçerlidir. 1871'de de geçerlidir. Çünkü proletarya partisi savaş partisidir. İsterse arkadaşın üstünde durduğu -ama yanıldığı- gibi bu savaş, bu nihai silahlı ayaklanma, isterse 40 sene sonra gelsin, ona hazırlanarak geleceksin. Onun için eğitilerek geleceksin. Hani geleceğin, senin geleceğin, bugünün içinde de olacaktı? O lafı beleşe kullanmak doğru değil. Senin geleceğin -sıkıştığın zaman kabul ediyorsun- gelecek bugünün içinde de barınmalı diyorsun. Doğrudur bu. O zaman İkinci Enternasyonal partilerinin 1912-1914'de savaş sırasında, ayaklanma, emperyalist savaşı iç savaşa çevirmek için hazırlık, daha öncenin içinde barınmak zorundadır! Bunun için gerekli parti, o dönemde de geçerlidir! Burada mutlak gerçek ile göreceli gerçek arasındaki felsefi tartışma meselesi vardır. Göreceli gerçek meselesi, doğrudur Marks o dönemde göreceli olarak bu kadarını bildiği için, biz şimdi küstah kesilemeyiz, doğrudur.
Ama biraz sonra başka bir göreceli gerçek var. Leninist parti, göreceli, ama gerçek doğru olan budur, o dönemin tedavisi için de geçerlidir. Demin kuduz için anlattığım gibi geçerlidir. Çünkü arkadaşın ''o dönemde'' diye düştüğü hata 'rölativizm'dir'. Bu dönemde bu, o dönemde de o, her dönemde o döneme göre, o ona göre, bu buna göre, herşey bir şeye göre; ama benim dışımda, kafamın erdiğinin dışında, bildiğimin dışında objektif bir gerçek var. O gerçeğin tabiatı ne sorusuna cevap verirse bize, bilsem de bilmesem de bir tabiat var orada, işin, olgunun esası orada var. Bunu bilemiyorum ama var. İşte Lenin diyor, rölativizm diyor, ''kim görecelikten bahseder de mutlak gerçekten bahsetmezse rölativisttir'' diyor.
Rölativizm oportünizmin mayasında ister istemez vardır, rölativizm/görecelilik, ''ona görelilik, buna görelilik'' vardır, sonu idealizmdir! Yani ben bunu bu kadar da bilsem bu masanın içinde ne olduğunu bugün bu kadar da bilsem, daha da bilsem, farketmez. Bunun içinde bir şey var bu doğru olarak izah edilebilinir. Onun için göreceli gerçekle mutlak gerçek birbirinden soyutlanamaz. Ampirio-Kritisizm'de Lenin bunun üzerine abana abana vurmaktadır. Bu mutlak gerçek, bir proletarya partisinin nasıl çalışması gerektiği gerçeği geriye doğru uzanır gider. Nereye kadar gider? Proletaryanın siyasi olarak örgütlenip de ''ben bu işi yapacağım, iktidarı devireceğim'' dediği ilk ana kadar gider. Komünist Manifestosu ile, proletaryanın ortaya çıkışından bu yana proletaryanın bu cins, Leninist-vari bir cins savaş kumanda merkezine ihtiyacı vardır! Bunun bir zamana kadar keşfedilmemesi, her dönemde de yani daha önce de, bunun ilaç olarak kullanılabileceği, proletarya tarafından inkar edilemez. Felsefe konusundaki Leninizm bile sadece buna cevap vermektedir.
Benim verdiğim alıntı hiç bir şekilde arkadaşın verdiği alıntı değil. Ben dedim ki, her mücadele biçimi -ordu, silahlı- burjuvazinin anasını ağlattığı ölçüde harikuladedir!
Yazdığım şiir, yaptığım nükte, burjuvazinin anasını ağlatıyorsa harikulade bir mücadele dalıdır. Bu şiir harikulade bir daldır. Bu komedi, parlamentoda da ben burjuvazinin anasını ağlatıyorsam harikuladedir benim için. Bunu da yaparım. Ama kalkıp da şiirciliğin, şairliğin, esas görev ilan edilmesi -MK'lı yoldaş- gibi veyahut da parlamentarizmin o günkü dönemde esas görev ilan edilmesi, parlamenter mücadelenin esas mücadele ilan edilmesi, arkadaşın Leninist partinin ne için çalışması gerektiği konusunda, daha sonra kızıl siyasi iktidar için ''her dönemde barışçıl dönemde bile bu biçimdir'' diye, ''bu unutulmamalı'' şeklinde söylediklerini yadsıdığının tam da ispatıdır!

Ustaların da Ufak Tefek Hataları Olabilir, Ama Oportünistler Bunu Fırsat Bilmesin!

Şimdi, dedik ki, bu ''barışçıl dönem,'' bir alıntı verdik dedik ki bu ''barışçıl dönem'', usta olan Engels'i bile biraz etkilemiştir. Marks'ın ''Fransa 'da İç Savaş'' adlı eserine yazdığı önsözde de bu görülebilir. Önsözdeki girişinde, bakın Fransa'da İç Savaş -1848-1851 dönemi, iç savaş dönemi- Engels bunu Marks'ın büyük bir katkısı olarak yeniden sunuyor.Yeniden sunarken önsöz yazıyor. Hangi dönemde yazıyor, 1880'Ierde yazıyor. Bu nasıl bir dönem? Bu ''barışçıl'' denilen dönem. Diyoruz ki bu çerçevede bakarsak, şunu görebiliyoruz: şartlar insanın zihnine işliyor. Şartlar Engels'de bile bu kadarcık da olsa, bu konuda, bu ifadesinde yanlış bir eğilime yol açıyor. Tekrar ediyorum; Engels'in bu eğilimi yanlıştı. Engels'in ustalığı mustalığı ile uğraşan yok. Yanlıştı! Yanlıştı! Ne diyor? Alıntıyı uzun okumayacağım. Gidiniz o alıntıyı uzun boylu değerlendiriniz. ''Fransa'da İç Savaş''ın önsözü. Ama, şu kısmını okııyacağım, diyor ki: ''Biz, yani devrimciler'' diyor, bak hatta söyleniş tarzı..
(Bir yoldaşın müdahalesi: şurada bir şey var, arıyorsan: ''genel oy Alman işçileri tarafından Fransız Marksistleri programının ifadesiyle bir kandırma aracı olmaktan çıkarılarak bir kurtuluş aracına çevrildi''.)
Kusura bakmayın, neyse, ben uzun uzun aktarmaya çalışmayayım. Başka bir dilden Almancadan tercüme ediyorum: ''Biz, 'devrimciler' -Engels ''devrimistler'' diye yazıyor, sonra devam ederek - devrimistler, devrimciler, illegal metodlar ve devirmeye nazaran, legal metodlarda çok daha, çok daha başarılı iş yürütüyor durumdayız''. Engels, burada ''daha iyi görünüyoruz'' da demiyor, ha babam ha kazanan, böyle kar üstüne kar yığan tüccarlar gibi ''kazanıyoruz'' anlamında bir kelime kullanıyor.Ve devam ediyor: ''düzenin partileri, ki kendilerini böyle adlandırıyorlar, kendileri tarafından yaratılmış olan legal koşullar altında geberiyorlar -yok oluyorlar-''. Biraz sonra, ardından şöyle diyor: ''Ve şayet biz onları memnun etmek için, kendimizin sokak çatışmalarına itilmesine izin verecek kadar delilik göstermeyecek olursak, o zaman, eninde sonunda, bu ölümcül legaliteden kendilerinin yarıp çıkmaktan başka çareleri kalmayacak.''
Anlatabiliyor muyum? Demek ki şurada burada objektif koşulların getirdiği mücadele ortamında elde edilen bazı geçici başarıların, büyük ustalarda bile bazı nahoş etkiler bıraktığını gösteriyor bu alıntı. Bu alıntıdaki belli ölçüdeki yanlış eğilimin bir çok izi ve ispatı var. Mesela en önemlisi, Wilhelm Liebknecht`ten bahsederek, onun kendisine attığı kazığı bir mektubunda eleştiriyor Engels -Kautsky'ye bir mektubunda.
Bundan iki gün sonra bir mektup daha var, Paris'te Paul Lafargue'ye yazdığı mektup. Tarihleri:
Paul Lafargue'ye yazdığı mektup 3 Nisan 1895; Kautsky'ye yazdığı mektup 1 Nisan 1895 tarihli. Bu yaptığı hatalı eğilimli değerlendirme, çok fazla hatalı değil, eğilimsel bir değerlendirme, ama hatalı bir değerlendirme. Abartıcı, o dönemdeki başarıları belli ölçüde abartan bir değerlendirme. Oportünistler derhal ellerine yapışıyorlar Engels'in, ve Engels o zaman anlıyor ki, ''tamam da biraz fazla söyledik, hatalı söyledik'' diye anlıyor.Ve yazdığı mektupta Engels şu tavrı koyuyor. Engels Kautsky'ye yazdığı mektupta diyor ki: ''Beni'' diyor, ''legalitenin'', her ne pahasına olursa olsun legalitenin barışçıl tapıcısı haline getirdi Liebknecht'' diyor, şikayet ediyor. Karl Kautsky'ye diyor ki, ''Liebknecht beni barışçıl mücadelenin tapıcısı haline getirdi,... Kazık attı bana'' diyor. Paul Lafargue'ye ikinci mektubunda devam ediyor, ''Liebknecht bana güzel bir kazık attı. Benim Marks'ın Fransa'daki 1848-1850 yazısındaki önsözümden işine yarayan herşeyi aldı. Ona hizmet edecek herşeyi aldı ve kendi taktiklerini, yani ne fiyata olursa olsun şiddet ve şiddetli güç, zorun kullanılışına karşı'', diyor, ''barışçıl taktiklerini, kendi taktiklerini iyi göstermek için eline ne geçerse oradan aldı kullandı. Bu kendisini çok memnun etti bunları vaaz edebilmesi için, bilhassa Berlin'deki baskı kanunları olduğu dönemde, yani sosyalistlere karşı baskıların, anti-sosyalist kanunların olduğu dönemde. Fakat ben bu taktikleri sadece Almanya'nın bugününe söylüyordum. Fakat o zaman bile, önemli ön koşul ve kayıtlarla, şartlara bağlı olarak provizyonla birlikte söylüyordum. Fransa, Belçika, Avusturya ve İtalya'da bu taktikler bütünüyle kullanılamazlar; yarın Almanya'da da bunların hiçbiri kullanılabilir olamaz.'' Görüyorsunuz, Engels burada ne bizim kendisine fazla saldırmamıza mahal verebilecek şekilde, ne de kendisine gerçekten hakaret ederek onun dediklerini bu şekilde koz olarak kullanmalara karşı kendi yaptığını da belli ölçüde geri almaktadır. Bu demektir ki: Birincisi Engels oportünist falan demek değildir. Deniliyor ki, o dönemde bir çalışma tarzı vardı, bu çalışma tarzı giderek ne getirdi, alışkanlıklar getirdi. Bu alışkanlıklar, bu çalışma tarzı, parti görevlerinin merkezinden esas olanın kaçmaya başlamasını, legalizmi getirdi. Legaliteye düşkünlük, parlamenterizm, bu konudaki başarılar, bu cins çalışma tarzı, partileri çöküşe doğru götürdü. Ve gerçekten de Stalin'in alıntısı bana yarar! Bu partiler güvenilmez durumdaydılar. Stalin'in alıntısını okuyan arkadaşa bu dank etmek zorundadır! Bu partiler güvenilmez durumdaydılar, ayaklanmayı bu partilerden beklemek doğru değildi. Stalin haklı. Yeni partiler kurmak gerekiyordu, bu da doğrudur! Ama Stalin demiyor o alıntıda, ''bu partiler illa ki bu hale gelmeliydiler''. Partiler çürüdüğü zaman yeni partiler kurulması gereklidir. Bu partiler neden bu hale geldiler, sorun bu! Ama partilerin illa çürümesini söylemek mekanik materyalizmin dik alasıdır. Proleter sınıf bilincinin rolü bunu engelleyen şeydir. Mekanik materyalizmin dik alasıdır. Marksizm'in 1905 devriminden sonra şartların gene kötüye gitmesiyle, partinin çöküşe karamsarlığa gitmesiyle, bilinç rolü Lenin ile birlikte gelmiş, irtica yıllarında, felsefede, taktikte, parti tasfiyeciliğini bilinçle engellemiştir.

Kautsky'vari Hazırlık Nereye Götürür? !

Demek ki, bu çalışma tarzında ve bunun getirdiği şeylere karşı uyanık olabilecek öğenin yapabileceğini ve bunda eksiklikleri, ve buna karşı Leninist parti çalışması ve Leninist hazırlığın değerini şimdi biz görebiliyoruz. Mesela Lenin'in bu konulara ilişkin dedikleri çok önemlidir, Lenin açıkça bu konuda tavır takınıyor. Açıkça bu cins çalışma tarzı çökertti, onlarca yıllık parlamenterizm düşkünlüğü, onlarca yıllık. Ne zaman diyor bunu: 1. Dünya Savaşı patlak verirken görünüm odur. Onlarca yıl! Nereye gidiyoruz takvimde arkadaşlar! Nereye gidiyoruz onlarca yıl ile: 1912, 1902, 1892, bak bak, bu ''barışçıl dönem'' denilen dönemlere gidiyoruz. ''Barışçıl denen dönemlerdeki düşkünlükler'' diyor Lenin, ''sosyal şövenizmi getirdi''. Buralardaki oportünist eğilimler yerleştiler. Sonradan açığa vurdular! Üstelik sadece açığa çıkmadı, abardı ve depreşti! ''Cerahat kesesi depreşti, sonunda sosyal şövenizm, sosyal emperyalizm olarak ortaya çıktı'', diyor. ''Bunun kökü burada görülmelidir'' diyor. Yani, Lenin bir müddet sonra dönüyor bu dönemdeki çalışma tarzını eleştiriyor. ''Marks ve Engels'e yapılan uydurma iletmeler'' -ki bence MK'lı arkadaş bundan bol bol yapıyor, mesela, Stalin'e yaptığı uydurma iletmedir- bu durumda, ''Marks ve Engels'e yapılan uydurma iletmeler bu durumda sosyal-şövenizmin iki elebaşısının 'ağır' kanadını oluşturuyor. Plehanov'un bunu söylemesi, 1813 ve Almanya ' daki 1870'deki ulusal savaşı anımsatıyor.Kautsky, bilginlerin bilgini bir havayla Marks'ın 1854-1855, 1859, 1870, 1871 savaşlarında başarısı en çok istenen kamp (yani burjuvazi) sorunu irdelendiğinde Marksist'lerin ve 1876-1877 ve 1897 savaşlarında aynı şeyi yaptığını tanıtlıyor. Bütün bunlar safsatacıların her zamanki yöntemidir, ama öğelerinde birbirlerine benzemeyen durumlarla ilgili örnekler almaya dayanır''. ... ''Bu, metrelerle kilometreleri birbirine karıştırmaktır'', diyor Lenin. Oportünizm tartışması. Dönek Kautsky; arkadaş Dönek Kautsky'den ilk okuduğum alıntı sayfa 174, ikinci okuduğum gene aynı kitap sayfa 203. Bütün oportünizmin gelişmesi, anatomisi, siyasi tavırları, taktikleri, emperyalizmle uzlaşma taktiklerini açıklayan, tanımlayan, ikna eden şeydir. Sayfa 203: ''Oportünizmde en önemli olan sınıfların işbirliği fikridir. Savaş bu fikrin alışılmış'' -bakın savaş bu fikrin a1ışılmış- ''etken ve uyarıcılığına tüm bir olağanüstü etken ve uyarıcılar dizisi ekleyerek, özel tehdit ve zorlamalar aracıyla, dağınık ve bölünmüş yığını burjuvaziyle işbirliği yapmak zorunluluğunda bırakarak, bu fikrin mantıksal sonucuna götürüyor''. Çünkü vardı, ve savaş bir sürü etken ve uyarıcılarla mantıksal sonucuna da götürdü. Lenin devam ediyor, ''oportünizm, insan yığınının temel çıkarlarını, aralarında küçük çok küçük bir azınlığın çıkarlarına feda etmeye, ya da başka deyişle işçilerin bir bölümünün, proletarya yığınına karşı, burjuvaziyle bağdaşmasına dayanır.'' Ben bu konuya sonradan yeniden geleceğim: oportünizm işçi aristokrasisine ve işçilerin bir bölümüne dayanır. Bu bölüm erimez! MK'nın iddia ettiği gibi aristokrat bölüm erimez! Oportünizm buna dayanır... ''Savaş'' bu bağlaşmayı -yani, bu işçilerle burjuvazinin birleşmesini- son derece açık ve zorunlu duruma getirir. Oportünizm, on yıllar boyunca ayrıcalıklı bir işçiler katmanının görece barışçıl ve rahat varlığının onları 'burjuvalaştırdığı', onlara ulusal sermaye karlarından kırıntılar verdiği, onları sıkıntıdan, acılardan esirgediği ve yıkım ve sefaletin adanmış yığınını devrimci eğilimlerinden uzaklaştırdığı kapitalizmin gelişme çağının özelliklerinden doğdu. Emperyalist savaş bu durumun dolaysız uzantısı ve doruk noktasıdır. Çünkü emperyalizm, ulusların ayrıcalıkları için, sömürgelerin bu uluslar arasında yeni bir paylaşımı için, onların öbür uluslar üzerindeki egemenliği için bir savaştır bu. İşçi sınıfının 'üst katmanı'nın küçük burjuvazi ya da otokrasinin (ve bürokrasinin) ayrıcalıklı durumlarını korumak ve güçlendirmek oportünist küçük burjuva umutlarla buna karşılık düşen taktiğin savaş zamanında işte doğal uzantısı budur; bugünkü sosyal emperyalizmin iktisadi temeli işte budur. Ve kuşkusuz alışkanlık gücü'', yani on yıllarca devam edilen mücadeledeki a1ışkan1ık gücü ''görece barışçıl bir evrim göreneği'', yani bu dönemin alışkanlığı bu dönemin getirdiği bu gelenek, görenek, ''ulusal ön yargılar, beklenmedik değişiklikler korkusu ve bu değişiklikler karşısındaki inançsızlık, bütün bunlar oportünizmin olduğu denli, oportünizmle sözde yalnız bir zaman için, sözde yalnızca özel neden ve güdülerden ötürü varılan iki yüzlü ve alçakça varılan uzlaşmayı da pekiştirmiş olan tamamlayıcı koşullar rolünü oynadı.'' Bakınız Lenin, yaratıcı değil, ''tamamlayıcı koşullar rolünü oynadı'' diyor. Savaş on yıllar boyunca işlenmiş olan oportünizmin görünüşünü değiştirdi; onu yüksek bir dereceye çıkardı, nüansların sayı ve çeşidini artırdı, yandaşlarının saflarını çoğalttı, kanıtlamalarını bir yığın geniş safsatalarla zenginleştirdi, deyim yerindeyse bir çok yeni dere ve akıntıları oportünizmin ana akımıyla kaynaştırdı, ama ana akım yok olmadı. Tersine! Demek ki, bir akım vardı; böyle tersine bu onlarca sene böyleydi. Bu vardı, depreşti, görünüşünü değiştirdi, sosyal emperyalist oldu. Lenin devam ediyor, ''sosyal-şövenizm, bu burjuva çıban, sosyalist parti içinde varlığını artık eskisi gibi sürdüremeyecek derecede olgunlaşmış oportünizmdir.''
''İkinci Enternasyonal dönemini belirleyen eski bölünme, şövenler/enternasyonaller biçimindeki yeni bölünmeye aşağı yukarı denk düşer.'' Devam ediyoruz ikna olmayanlara. Çünkü demiyor bakın Lenin, şöyle demiyor; ve bakın biz de demiyoruz ki Kautsky bir günde dönek oldu. Bu nereden çıktı; sanki bir günde acaip bir şeyler oldu bu adamlara? Hayır öyle değil! Lenin anlatıyor, tarihsel süreci anlatıyor. Bu yapılan, her dönemde Kautsky'nin anti-Marksist olduğunu söylemek değil; burada, ''biriken hata, eğilim, gelenek, huy, ve alışkanlığın gücü giderek abardı'' diyor.
''Oportünizmin bir raslantı sonucu tek tek bireylerin günahı, bir düşüncesizliği, bir ihaneti değil, ama bütün bir tarihsel dönemin'' -Yani barışçıl dönemin ve bu dönemin çalışma tarzının, demek istiyor- ''toplumsal ürünü olduğunu söylemekte herkes birleşiyor. Bununla birlikte herkes bu gerçeğin anlamı üzerinde düşünmüyor.'' -MK'mız, MK'mız değil, MK temsilcisi, bu konuda dinlesin Lenin'i -''Oportünizm yasallığın meyvesidir!'' Buyrun baylar, yasallığın meyvesidir, yasal çalışma yapmanın değil(!) yasallığın meyvesidir. Yasal koşullar bol bol olduğu şartlarda kafayı yormayan, alışkanlık eğilimleri önünde dize gelir, yasallığın, legalitenin önünde. Bakın arkadaş demin ''esas görev'' diyordu! Bu arkadaşı (Not: MK temsilcisi kastediliyor) ben o döneme götürseydim, bu çizgisiyle Kautsky'den çok daha önce sosyal şöven olup çıkmıştı! Devam edelim, ''oportünizm yasallığın ürünüdür''. ''1889-1914 -bakın Engels'in mektubundan da öncesine varıyor- döneminin işçi partileri burjuva yasallıktan yararlanacaklardı. Bunalım patlak verince yasa dışı gizli eyleme geçmek gerekiyordu (oysa, bu geçişi birçok savaş kurnazlığıyla birleştirilmiş en büyük gözü peklik ve en büyük kararlılıktan başka türlü gerçekleştirmek olanaksızdır.) Bu geçişi engellemek için bir tek Südekum yeter.'' Biraz ilerde Lenin devamla şöyle diyor, ''Sosyal şövenizm o derece olgunlaşmış, görece 'barışçıl' uzun kapitalizm dönemi boyunca o derece güçlü ve yüzsüz bir duruma gelmiş, ideolojik ve siyasal bakımdan o derece açıklığa düşmüş, burjuvazi ve hükümetlerle o derece dostça bağlanmış oportünizmdir ki, sosyal demokrat işçi partileri içinde böyle bir akımın varlığına hoşgörü gösterilemez. Küçük bir taşra kentinin uygar kaldırımlarında her ne denli ince ve güçsüz kundura pençeleriyle yetinilirse de, dağa gidildiği zaman kalın ve çivili pençelerden vazgeçmek olanaksızdır. Avrupa'da sosyalizm, dar ulusal çerçeveli, görece barışçıl ve sınırlı aşamadan çıktı... onu işçi partilerinden çıkarıp alma, hiç kuşkusuz gündemdedir.''
Şimdi arkadaşlar, sorunu açık seçik anlatmış bulunuyoruz. Diyoruz ki, bu dönemlerdeki yaşantı bu dönemde Leninist Parti yaşantısı, faaliyet tarzı yoktu. Ve Lenin'in mücadelesi, Ne Yapmalı-st mücadele, Ne Yapmalı'daki bilinç ögesi, Komünist çalışma tarzı, siyasi teşhirler kampanyası, esas sorunlar bunlardır. Parti, parti faaliyeti, bilinç ögesinin rolü, devrimci teorinin rolü bunlardır. Lenin bu mücadelesine 1889'lardan itibaren başlar. 1889 Rusya'daki Bir Gerici Akım, Nereden Başlamalı gibi eserleriyle Lenin bu mücadelesine başlar. Ne Yapmalı'yla, 1902'de, -1901'de yazılır, 1902'de yayınlanır- çok kapsamlı, ağır ve teorik bir şekilde konulur, ispatlanır. Ve bu şekilde eğitilen parti, ta 1889'lardan itibaren eğitilerek gelen parti bu şekilde, Ne Yapmalı'da öğütlendiği gibi çalışan parti, 1914'de emperyalist savaşta zafer kazanan tek partidir! Ekim devriminin başarısı ve yolu denildiği zaman, Ne Yapmalı ana öğedir. Hiçbir işçi partisi, esas olarak Ne Yapmalı'yla eğitilmiş olan Bolşevik Partisi kadar bu zorluğa göğüs geremezdi. Leninist parti öğretisi Ne Yapmalı'da yazılıdır. O şekildeki çalışma tarzı, barışçıl dönemde de olsa, ondan sonraki emperyalist dönemde de, sürüp getirilmediği müddetçe çöküş kaçınılmazdır; demek ki, sosyal şövenizme gitmenin yolunu engelleyen budur. Buna dikkat çekiliyor.

Silahlı Ekonomizm:
İbrahim Kaypakkaya'nın Çizgisinin
Bir Karikatürü

2. ÖRGÜTLENME

1. BÖLÜMÜN SONU

2. BÖLÜM HAZIRLANIYOR