İbrahim Kaypakkaya`nın anısına, 18 Mayıs 2001 tarihinde TKP/ML Maoist Parti Merkezi taraftarları tarafından baskıya hazırlanan TKP/ML Maoist Parti Merkezi`nin Strateji ve Taktik adlı belgesinden... Belge içerdiği canlı tartışmalar ve savunulan Marksist-Leninist-Maoist görüşler dolayısı ile yeni nesil genç devrimci komünist-proleterenternasyonalistlere mücadelelerinde kılavuz olaçaktır.

Silahlı Ekonomizm:
İbrahim Kaypakkaya'nın Çizgisinin
Bir Karikatürü

1. STRATEJİ ve TAKTİK

stratejirİBRAHİM KAYPAKKAYA`NIN
ANISINA...

18 MAYIS 2001

Bazı Demagojiler Üzerine:

Devrimci Enternasyonalist Hareket'in Saflarına layık Olmayanlar, Parti Değil, Parti Tasfiyecisi Oportünistlerdir:

Düşman Devrimden Nasıl Öç Alır: "Yenilgi" Tartışmalarındaki Curcuna:

İbrahim Kaypakkaya ve Ne Yapmalı:

Silahlı Ekonomizm: İbrahim Kaypakkaya'nın Görüşlerinin Pespaye Bir Karikatürü:

Silahların Sevdası Kızıl Siyasi İktidar İçindir:

Silahlı Ekonomizmin İkili Cilvesi:

“Devrimci” De Olsa Bizim Burjuva Demokratlarımız Ve Proletarya Enternasyonalizmi :

İran Devrimi Ve Silahlı Ekonomist Demokratlarımızın Milliyetçiliği:

Silahlı Ekonomistlerin Mao Zedung Düşüncesi Düşmanlığı, Kendiliğinden Mevcut Burjuva İdeolojisinden Kaynaklanır:

Bu Sefer Proletarya Yenik Düşmedi! Mao Zedung Düşüncesi Olmadan Revizyonizmden Ayrılınamaz!

Proletaryanın İktidarı İle Proleter Dünya Devrimi Arasındaki ilişki:

Stalin'i İnkar Edenler, Onun Doğruları İle Yanlışları Arasındaki Farkı Göremeyecek Kadar Alıklaşanlardır:

Ne Yapmalı İle Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı'nı Karşı Karşıya Dikenler oportünistlerdir:

Kitle Çizgisi Deyince:

Devrimci Komünist-Proleter Enternasyonalist Bir Kitle Çizgisi Olmadan, Kitlelerin Ne Öğrencisi Ne De Öğretmeni Olunabilir!

Silahlı Ekonomistlerin Taktik Sevdacılığı:

Devrimci Savaşı Reddetmek İçin Revizyonist Felsefeye Sığınıyorlar:

Mao Zedung Düşüncesi'ni Kavramayan Diyalektik Materyalizmi De Reddeder:

Mao'nun Lin Piao'ya Karşı Mektubunu Silahlı Ekonomistler Nasıl Tahrif Ediyor:

Baş Çelişki Meselesi Ve Devrimci Demokratlarımızın Milliyetçi Demagojileri:

Genel Kriz Teorisinin Teorik Ve Siyasi Hataları:

Esas Olan, Hakim Sınıfların Tümünü Hedeflemek Ve Devirmektir!

Bazı Demagojiler Üzerine:

Şimdi arkadaşlar, ilk önce iki üç konuya değineceğim. Son olarak MK temsilcisinin yaptığı konuşma tamamen fuzulidir, fuzuli! Dün akşamki olay hakkında yorum yapma gereksinimi vardır, normal karşılıyorum. Olan olaylar olumsuzdur. Olumsuzluğun çeşitli nedenleri vardır, tek kişide değildir. Ama bir olumsuzluk vardır. Buna tavır takınıyor, takınmak zorundadır. Ama bu tavrı takınırken, mecburen bazı saldırılar da yöneltmek istiyor. Bu saldırılar ucuz, adi saldırılardır; adidir, adi niteliktedir. Neden! Çünkü bir parti sınıf mücadelesine, çizgi mücadelesine ciddi yaklaşmak zorundadır.
“Muhalif çizgi kendisini popülerize etmek istiyor ve burada kendisini destekleyenler kulübü kurmak istiyor” şeklinde bir yaklaşım doğru değildir. Marksizm en azından şunu söylüyor: “Herkesin etkileme hakkı vardır”. Ben burada arkadaşları etkilemeye çalışıyorum, bütün demokratik yolların içinde etkilemeye çalışıyorum; dışında değil! İçinde! Etrafımda bulunan bir çok arkadaşı etkilemeye çalışmadım, çünkü demokratik kanallar içinde değillerdi, işleyiş kanalları içinde değillerdi. Bu arkadaşlar kendilerini biliyorlar, hiç bir şeyden haberleri olmadan gelebildiler bu tartışmalara. Ama burada olundu mu etkilemeye çalışacağım; bunun adı da “rock'n roll” müziği gibi “popülerize olmaya” çalışmak değildir. Böyle yaklaşmak, doğrudan doğruya iftira etmeye çalışmak demektir, doğru değil bu! Etkileme hakkını veriyor musunuz? Biz MK'ya veriyoruz. Oportünizmle sen sıfır etkilersin, adam toparlayamazsın! Onun için ben, “sen kendini popülerize etmeye çalışıyorsun” demem; sadece derim ki, “tartışma, burada tartışma olumlu olmalıdır” derim. Onun için “kendini popülerize etmeye çalışıyorsun” demem.
Şekilsel çoğunluklar sorunu: MK, MK hiçbir zaman şekilsel çoğunluklardan dem vurmasın! Çünkü önümüzdeki konferansa ilişkin, en tayin edici sorunlara ilişkin, MK raporuna ilişkin, dünyadaki duruma ilişkin görüş birliği olmayan MK'nın ta kendisidir; Parti yöneticiliği yapmak temelinde ortaya çıkmakta, dört çatalın hangi ucu ile eğittiği, iş yürüttüğü belli değil! Şekilsel bir şey varsa, o da MK'nın kendisidir:
1) Siyasi açıdan,
2) Meşruluk açısından,
3) İradeyi temsil edip, etmediği açısından,
4) Mevcut olup, olmadığı açısından.
“Şekilsel” böyledir. Bunun dışında başka şekilsellik yoktur. Ne deniliyor, nedir alay edilen: kadrolarla alay ediliyor, kadrolarla alay etmektir bu. Kadroların bazıları, hangi görüş etrafında olursa olsun, belli ölçülerde etkilenmişlerdir. Yani deniliyor ki, “sen, sen, sen..., aşağı yukarı avanak takımı, haline bakmadan bir kutubun etrafında olmaya çalışıyorsun.” Söylenecek bir laf yoktur; olan olay doğaldır. İnsanlar seviyelerine göre, katılmalarına göre, haberdar olmalarına göre, elverdiği ölçüde belli bir yerlerde bir şeyler söylemek, olanak Ölçüsünde görüş savunmak zorundadırlar. Bu normaldir. Bunun “şekilsellikle” ilgisi yoktur. Bu açıktan arkadaşlara avanak demek de değildir. Onu demiyor; esas yaptığı, dediği şudur: “Bana karşı muhalefet eden insanı, muhalefet için düşüncesini geliştirmeye çalışan insanları ürkütmek, korkutmak; sen Parti değilsin.” Hatta şunu söylemeye getirebilir: “Sen siyasi, örgütsel olarak örgütlenmiş bir hizip değilsin. Onun için ben seninle alay ederim, anladın mı?” Böyle tartışmaları bırak, bir sürü laflar kullanılıyor; bunların arkasında bir tek şey var; gocunmak, gocunmak. Gocunmaktan başka bir şey yok. Gocunulduğu söylenebilir, ama bu cins saldırılara girişmenin bir anlamı yok, hiçbir anlam taşımıyor bunlar.
Söylenenler açıkça söyleniyor,cesaretle söyleniyor sizlere, hiçbir şey saklanmıyor, deniliyor ki: İKK*, benim İKK'm, benim sattığım İKK bir ekonomist paçavradır. Ekonomizmle alay etmek her Marksist'in görevidir.
Sırf alay etmek değil, düzeltmek, tahlil etmek, bilmem ne! Ama onu görmek, düzeltmek için yermek, mücadelenin gereğidir. İKK, Marksist-Leninist ise, doğru olanı bu ise şayet, alay ediliyorsa, o zaman denilir ki; alay ediyorsun, siyasi olarak eleştirmiyorsun falan denilebilinir. Ama İKK'dan sen memnunsan; Iskra fotokopiciliğinden, botanikçilikten, Dev Yol'un beş sene önceki yazılarını “İşte Faşizm” yazıları diye yeniden öne sürmeler de, hapishane içindeki mücadeleleri, reformist hikaye masalları biçiminde “ayran içmeleri” anlattırmaya kadar sokarken, herhangi siyasi bir mücadele konusunda, Türkiye'deki siyasi mücadele konularında açıklayıcı bir siyasi tahlil, teşhir yapmazken, bu kadar insanı doyuramazken ve genel af konusunda Özal hükümeti ile yarışmaya kalkarken, af talebi üzerinde “kitle eğitmeye” çalışırken, en önemli sorunun Türkiye'de bu olmadığı o dönemlerde gözünü açıp, diğer önemli sorunları görmezken, İKK böyle iken, onun haricinde, bugün Partinin savunmadığı görüşleri İKK içine sokup baş düşmanı alttan alta işlemeye çalışırken, hakim sınıfların içinde cuntanın hedef alınmasını ima ederek yayınların içini doldururken, cunta dışındaki hakim sınıfların hedef alınmamasını gazetenin içine doldururken... bütün bunları yaparken, bu kadar insan zehirlenirken, onunla alay edilmesi doğrudur. İKK ekonomist bir paçavradır diye açıkça söyleniyor. Burada dikilirim, burada düşerim. Ben altını çiziyorum, bu tespit üzerine dikilirim, bu tespit üzerine düşerim.
Etrafımda sahte, taraf tutarak değil, kıvırtarak değil, kaçamak yaparak değil, açıkça konuşacaksın, dobra dobra konuşacaksın; bu işin gereğidir. Parti, Marksist-Leninist Parti, TKP/ML insanlardan bunu ister, bundan başkasını, azını isterse, bundan bir milim azını isterse, bu, Partinin çıkarlarını düşünmek değil; kendisini Partinin Iideri olarak gösterip de, bir türlü senelerce Iiderlik yapmayanların sandalyelerine sahip olmaya, ondan daha çok, daha kötüsü, kendi kafalarındaki çizginin hala uygulanması gerektiğini iddia edenlerin çevirdikleri dolaplardır; başka bir şey değildir. Demagojidir böyle yaklaşmalar, bundan vazgeçilmesi gerekir.
Tartışmalarda, dönüp dolaşıp bu cins şeylerle uğraşıyorsun, siyasetle uğraşmıyorsun, uğraşacak halin olmadığı için uğraşıyorsun. Hak veriliyor, dört saat onun hakkında, 4-5 saat onun hakkında.
On beş dakika böyle olay oldu, “arkadaş şudur, arkadaş budur, çocuksun, mocuksun,” böyle şeylerle uğraşıyorsun. Başka sorunlar, önemli siyasi-ideolojik sorunlar var. Genel konuşmalarında sırf muhalif görüşü -bunlara kısaca değinmek istiyorum- tecrit etmek umuduyla çarpıtma ve demagoji yaptın, “PKK'nın eylem çizgisinin savunulduğunu, siyasetten koparıldığını” söyledin. Senden önce, MK'dan önce, bu olaylar başladığı zaman, PKK'nın askeri çizgisi -siyasi açısı bir yana- askeri açıdan bile yanlışlığı tartışıldı. Arkadaşlar yanında oturuyorlar. Askeri potansiyeli kullanma sorunundaki eksiklikleri bile eleştirildi. Askeri açıdan bile, bırak siyasi hattını! Onun haricinde PKK siyaseti eleştirildi. Hala İKK, PKK'nın siyasetini eleştirecek!! İKK pedagojik, yapılan da pedagojik! Şu bu yazılardan aldığın şeylerle PKK hakkında bir şey gösteremezsin. Çünkü PKK'nın suçu, tarihsel kayışı nedir, nereyedir? Bulunduğu bölgede oynadığı fonksiyon nedir? Kürdistan sorununda durum nedir? Sorun bunlardır, PKK'nın “Suriye'ye dayanması” ile sen, PKK'yı geniş kitleler arasında teşhir edemezsin; edersin ama şu kadarcık bir şey olur; biraz payı vardır onun, onu edersin. Onun haricinde PKK'nın, dünya savaşa giderken, insanların birbirlerine kıydırılmasında oynamaya hazırlandığı rol, bunu bölgedeki durumu konusunda, çizgiye uygulayıp, açıklamadıktan sonra!... Onun sırtına binmenin yolu daha büyüktür. Ezmenin yolu, teşhir etmenin yolu daha büyüktür. Bu konuda pasifsin! PKK saldırıyor, bildiri çıkarıyorsun, pasiftir! Ondan sonra kalkıp biz de şu eleştiriyi getiriyoruz. Tabanda bu eleştiri vardı, vardı! Duyduk; düşünüyorumda, denildi ki: “PKK silahlı eylem yapıyor, biz yapmıyoruz!” Söylenen şey buydu, çarpıtmayın. “PKK'nın silahlı eylemini savunuyorsun” dedi, “siyasi çizgisini savunma anlamına getirirsiniz” dedi, “silahlı eylemlere tavır” dedi. Bu doğru değildir. Taban diyor ki, “silahlı mücadele, PKK'nın karşı-devrimci girişimleri de olsa, Suriye'ye de dayansa, PKK'nın eylemleri Marksist-Leninist'lere, karşı-devrime kayan 'milli burjuvazinin' sağ kanadının (bu değerlendirme ayrı bir sorun) yapabildiğini, yapamadıklarını gösterme açısından yararlıdır. Türkiye'de silahlı mücadele verilebilir. Şartları vardır! Hatta şartları Özel olarak çok güzeldir! Özel anlamıyla bugün çok güzeldir, çok güzeldir”. Kitle böyle diyor tabanda. Bunlara girilecek! “Öyle somutlukla, momutlukla, parlak yukarıdaki fikirlerle uğraşıp durma” denmesin. Bunlara tek tek gireceğim. Bu eleştiri tabanda vardı! PKK'nın eylemi bunu gösterdi ve “Partiyi” gocundurdu.
Partiyi değil, Parti önderliğini gocundurdu. Parti tabanında soru sormayı teşvik ettirdi. Bugün tartışmaların bir parçasında bu vardır. Bolşevik Partizan'ın tavrı bu değildir. Bolşevik Partizan, eylemler, halk savaşı, bu konularda potansiyelin harcanması, bunların siyasi çizgileri, bu konularda bir şey demiyor. Bunlar kendi hizipçi siyaseti için bunu kullanıyor; biz onu demiyoruz.
Bizim dediğimiz Marksist-Leninist bir siyasetin doğal olarak verebileceği şeyi vermediği konusunda PKK'nın o siyaseti ile, o eylemleri ile gösterdiği şey, Parti tabanında, Parti önderliğine doğru bir gocundurma havasını estirdi, bundan ötürü de bir “kıskançlık” sorunu vardır. Bundan ötürü de taban kaybetme korkusu vardır. Onu alt edememe sorunu vardır. “Tabanımız gidiyor, Kürt gençliği gidiyor, oralarda, adamın milli çizgisi var, vurup geliyor”.
Ama enternasyonal çizgi vurup alamıyor, neymiş bu “MK'nın enternasyonalizmi” acaba? Milli çizgi vurup alabiliyor. Bu konuda eleştiri var. Bu konuda öyle dedim ki, böyle dedim ki, bilmem kim ne dedi olmaz; işin muhtevası aynen böyledir. Bu size söylendiği zaman, demagojiye girmeye çalışıyorsun. Bu son arkadaş, sürekli demagoji yapıyor bu konularda, siyasi tartışamıyor. Siyaset öyledir, böyledir demeye getiriyor, demagoji yapıyor.

Devrimci Enternasyonalist Hareket'in Saflarına layık Olmayanlar, Parti Değil, Parti Tasfiyecisi Oportünistlerdir:

Demek ki, TKP/ML'nin, bugün Partimizin, bugünkü Önderliğinin çizgisi ve uygulanmasından ötürü, öyle bir pratiği var ki, öyle bir siyasi sonuç, etki bırakıyor ki, DEH (Devrimci Enternasyonalist Hareket)'in saflarında olmaya layık değildir. Bu konuyu koyuyorum. Bunun üzerine dikilirim, bunun üzerine düşerim! Layık değildir, hiçbir şekilde layık değildir! Onun gibi başka örgütlerin olup olmadığı, sorun bu da değildir. Çünkü bizim açımızdan, olabileceğimizi olmamız şarttır. TKP/ML, görevini, fonksiyonunu, “İbrahim'ciliğini” yerine getirebilir ve getirmelidir! Bunu da getirmiyor, bir çok açıdan getirmiyor, kadrolar bunun farkına varacaklardır; sorunların neler olduğunu kavrayacaklardır. Deklarasyon'a imza atmak, bilmem ne değil mesele, uluslararası komünist hareket gibi davranmak sorunudur; mesele böyle davranmak sorunudur! Başı çekme, dünya proletaryasının başını çekmeye layık olma sorunudur.
Bildiğimiz şeylerin, Marksizm diye okuduğumuz şeylerin, bunların hayata geçirilmesi sorundur.
Bunun için uluslararası komünist hareket var. MK çizgisi buna layık değildir. Söylenen budur.
Nedir bunun anlamı? Olabiliriz, olmalıyız, engelliyorsunuz, böyle yapmayın, layık olalım! Şu değildir arkadaşın dediği gibi, “TKP/ML'yi DEH'den tasfiye edelim, daha sonra gidelim hepimiz, işlerimizle uğraşalım.” Bu anlamda yorumlanmaya çalışılıyor, söylenen açık ve seçiktir:
Savunduğu çizgi DEH'i sabote ediyor. DEH'deki doğru görüşler kafanızı eziyor, gocunduruyor.
Silahlı mücadelenin başlatılmasından bahsediyor, mümkün olduğu zaman silahlı mücadelenin başlatılmasından bahsediyor. Şimdi onları da tek tek ele alacağım. Onun için gocunmak zorundasınız. Mao Zedung Düşüncesi'ni koyuyor; Stalin'in hatalarını erdem yapıp tekrar etme arzusunda olanların kafasını eziyor, onların kitlesinin tabanında “Stalin'in bu hataları vardı, önderlerinizi yoklayın, bu hataları tekrar etmek istiyorlar mı, istemiyorlar mı?” diyecek bir objektif etkisi var. Sübjektif niyet ne olursa olsun objektif olarak bu hataları gündeme getiriyor, bu hataları yapanları gocunduruyor. Bundan ötürü kafanızı eziyor, çizginizi eziyor, şahısları bırakın, bu çizgiyi eziyor! Reformizminizi, ekonomizminizi, milliyetçiliğinizi eziyor, bundan ötürü gocunuyorsunuz, bundan ötürü sabote ediyorsunuz. Söylüyorum, koyuyorum. Bunun üzerine dikiliyorum, bunun üzerinde düşerim, doğruysa, yanlışsa, açık açık, dobra dobra söylüyorum. DEH sabote ediliyor, uluslararası komünist hareketin birliği sabote ediliyor. Bunlar ciddi suçlamalardır. Bütün kadroları da, MK'yı böyle suçlamaları için etkiliyorum. Açık söylüyorum, bunlar ağır suçlardır, ağır olmasaydı, ağır söylemezdim. Gelinen aşamada, dünyada kaç buçuk saat, gün olduğunu, savaştan önce kaç buçuk saatin olduğunu biliyor musun? Bu konuda lakayt tavırlara girersen, o zaman görevlerinin aciliyetini, fırsatların büyüklüğünü, tehlikelerin büyüklüğünü takdir edemezsin, bu kadar insanı alırsın, götürürsün, Kautsky'nin iki milyonu gibi parlamentonun kuyusunda boğarsın. Parlamentonun en büyük kuyusunda boğarsın. Bu gerçek bir tehlikedir. Bunun için TKP/ML önderliği, bu yaptıkları ile, bu birliğe layık değildir, kendisini düzeltmelidir şeklinde söylüyoruz! Arkadaş buradan yorumluyor, insanları etkileyecek ve diyecek ki; “Bu arkadaş, Parti tasfiyeciliği yapıyor, bilmem ne yapıyor...” Bu Parti tasfiyeciliği ise, şayet bu konuşma Parti tasfiyeciliği ise, kabul! Arkadaş (MK temsilcisi kastediliyor) aynen böyle diyor; (DEH kastediliyor) banttadır, banta alan dikkat etsin, böyle dedi: “O'na çalışmayacağız,” dedi.
Açıkça itiraf etti. Daha önce, önce de itiraf ettirdim kendisine, “Deklarasyon” dedirttim, “sol oportünizmin merkezidir, saldırılmalıdır.” Tespiti öyledir. Şimdi de “O'na layık olmaya çalışmayacağız” diyor. Bu iki çizgi mücadelesidir. Dünyada iki çizgi mücadelesidir bu. “Layık olmaya çalışmayacağız”, açıkça söylenebiliyor, açıkça; “Layık değilsin sen buna” deyince, “memnunum, layık olmaya çalışmayacağım zaten” diyebiliyor. DEH, Deklarasyon değerlendirmesinde bu anlayışlara, bu görüşlere vuracağım!
Ağır konuşuyorsam arkadaşlar; bir tek amacım var: Sorunların çok ciddi olduğuna işaret etmeye ilişkindir! Had safhadadır! Kaç senemiz var geçmişe ilişkin? 1971'den 85'e, 14 senemiz var. Savaş gelmiş dayatmış. Bir üye hayatını bile koruyamaz. Yani, düşmanla burun buruna, silah silaha böylesin, bunu kabul etmen lazım, bu mücadelede işçi sınıfını, halkı buraya getirip düşmanı devirmek istiyorsun, böyle olmak zorundasın. Savaş geliyor. Ya sen devireceksin, ya da onlar canına okuyacaklar. Bu kadar ciddidir. Bunlar,siyasi berraklık getirir. Onun için ağırdır.
Diyor ki arkadaş, “layık olmaya” çalışan bazı ülkelerdeki örgütleri ima ediyor, “bukalemun gibi renk değiştirenler değiliz biz, yama olmak isteyenler değiliz biz.” Şayet yama olsan, görüşlerinde yama olsan da, hiç olmazsa yama olduğun yerden biraz iyi şeyler sana nüfuz etse, yine o da bir kardır! Ama, onu da reddediyorsun. Yama kalkıp yürüyüp gitmek istiyor. Aynı bugün İbrahim'in şapkasındaki yamanın da kalkıp gitmek istemesi gibi; onbir ilkeden, silahlı mücadeleden yürüyüp gitmek istiyor. “Bukalemun gibi” diyor, arkadaşın bu konuda söylediği şey MK'nın görüşü müdür, kendi görüşü müdür bilmiyorum, bence kendi görüşüdür. “Bukalemun” diye saldırmasının sebebi şudur: Deklarasyon'a sahip çıkan örgütleri kastediyor. Bunlar hatalarının üstesinden gelmiş örgütlerdir. Bukalemun gibi çabucak renk değiştirmiş bir örgüt değil! Hatasını, bizim gibi tartışma yapmış, yapmış, bir türlü önderliğine hatasını kabul ettirememiş, iki çizgiyi hallettirememiş, önderliği gitmiş Humeyni'nin altına yatmış, zincirlerine, kelepçesine yatmış, ve bu hatasının bedelini binlerce sempatizanıyla, beş yüze, bine yakın kadrosuyla ödemiş, önderliğin hepsini bıçaktan geçirtmiş, kanı pahasına böyle bir cezayı çekmiş, devrimci işçilerini, karısını, kocasını yitirmiş. Örgüt bunun dersini çıkarmış, “benim yaptığım hata buydu, ben bunu çok kötü yaptım, hesabını vereceğim” diyor. “Kara kaplı” gibi değil! Siyasi olarak diziyor. Tez 1, Tez 2, Tez 3, Tez 4, Tez 5,... diziyor ve uluslararası komünist harekette de vardır. “Ben uluslararası komünist hareketi eleştirmeyi, uluslararası komünist hareket sorunlarına yaklaşmayı, ben enternasyonalist olmayı, Ortak Açıklama'ya imza atmayı, Mao'yu savunmayı önemli görmedim. Ben 'ülkemin' devrimini düşündüm. Bırak öbürlerini, boş ver dedim. Milliyetçilik yaptım. Halbuki benim yaptığım hataları bu adamlar tartışıyorlardı. Bana söyleyebilirlerdi bile.” Bunların dersini çıkarmış, bir avuç haliyle siyasetini düzeltmiş, yeniden tutarlı bir şekilde faaliyete koyulan komünist insanlardır. Arkadaşın, “bukalemun” demesi, kadrolar tarafından bilinmesi, kayda geçmesi lazım istediği kadar açıklayabilir. Sorun budur. Kendisine gelince, bu arkadaşın, çok, bol bol “alaya alınıyor, hafife alınıyor, Parti geçmişi bilmem ne yapılıyor”, diye böyle basit, böyle ucuz edebiyat yapan arkadaşın, bu konuda takındığı tavır budur. İran devriminin yenilgisi, çıkarılan dersler hakkında takındığı tavır budur. Şayet bukalemun, bukalemunlar var ise...
MK Temsilcisi : Aç, aç girdinse aç, hangi görüşleri savunuyorlar: Marksist-Leninist-Maoist Kanat Sözcüsü : Açacağım, müsaade et açacağım, soru hakkını ver açacağım, planıma göre açacağım.
MK Temsilcisi : Neyi savunuyorlar aç.
MLM Kanat Sözcüsü : Açacağım, tercüme ettirirsin, yayınlarsın,
siyasi büronun elinde “İktidarın Yolu” diye bir öneri var. Not al! Siyasi büronun elinde “İktidarın Yolu” diye bir öneri var, tercüme ettir, kadrolarına dağıt ki, bir daha iftira etmeyesin.
Enternasyonal tahlil yapmaya çalışın, proletaryasınız. Deyin ki, benim de dahil olduğum bir şey, enternasyonal bir sınıf bu, bir zaman önce, proletarya olarak sınıfımızın mevcut olduğu yerlerde de birliğiz. (İran devrimi kastediliyor). Derslerine sahip çıkmamız şart. Bu, böylesi tavır bukalemunluksa eyvallah! Ama, ekonomizm, silahlı ekonomizm illetinden vazgeçmeyen akrepler gibi, ateşin çemberine girip de, sonunda kendini zehirleyeceğine, bukalemun olsan daha iyi olur!
Kuyruğunu çevirip çevirip kendine batıracağına, “önderlik mahvetti, bilmem ne yaptı” diye, kendin de kabul ettiğin bir şeyi yapmaya devam edeceğine, bu “bukalemun” Marksist'ler gibi değişsen daha iyi olur. Demagoji yapılıyormuş, bazı bilgileri kadrolara iletmen lazım: Partinin bu çizgisinin, kadrolarına yaptığını, (kadro çizgisini değil, kadro politikasını tartışıyorum) genel çizgisi, ideolojik-siyasi çizgisinin kadrolara yaptığını. Ali Haydar Akgün'ü bülbül gibi öttüren ne onun çocuk sevgisiydi, ne de küçük burjuvaziden gelmesiydi; ne de herhangi başka bir şeydi. Onu bülbül gibi öttüren, savunduğu ideolojik çizgiydi; savunduğu çizgi, ona ne yürek, ne tahlil, ne çıkış yolu, ne iktidar yolunu, bunların hiçbirini vermediği için, kendisi de ileri kadro olarak bu çizginin, tıntın, kuru yaprak, kuru yufka, kırılacak bir çizgi olduğunu bildiği için, işkencenin altına yatınca, “kazanmayacak şey için canımı vermem” dedi. “Ben gittikten sonra bu çizgiye devam ederler” diyemezdi. Çünkü biliyordu, iyi biliyordu. Bu olay ilk olay değil; kadrolar, bak, “kadro siyaseti” diyor. Burada diyor: “kadrolara şefkat göstermedik.” Şefkat istiyorlar sanki senden kadrolar! Siyasi sorun olarak, siyasi olarak, (orada esas olarak söylediğin pedagojik eğitimdir) kadrolara, “milli mesele konusunda yeni bir araştırma yazısı vermedim” demek istiyorsun. Kadrolar, militan siyasi-ideolojik çizginin, toprağı deşmesinde gürbüzleşir. Bu çizgiden ötürü bir tek Ali Haydar Akgün değil, bir sürü insan, bir dizi insan teslim oldu! MAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ ayrışımından sonra bu böyledir! İdeolojik sebeplerden ötürü kadrolar dökülmektedir. Pişmanlık yasasından yararlanan kadrolar da mevcuttur. Duyduğum kadarıyla, yanlışsa düzeltirim, duyduğum kadarıyla mevcuttur. Bırakalım pişmanlık yasasından, demagojiymiş. Koyuyorum, koyduğum yerde dikilirim, koyduğum yerde düşerim. Pişmanlık yasası dert değil, Partinin...
MK Temsilcisi : Doğru çizgiye de ihanet edenler oluyor.
MLM Kanat Sözcüsü : Olabilir, garantisi yok, onun tartışmasına gireyim mi felsefi? Ben bugünkü dökülenlerin sebebi, siyasi ve ideolojiktir diyorum. Demagoji tartışmasına girmeyelim, uzatmayalım.
Doğru çizgi olduğu zaman da ihanet edenler olabilir doğru. Bugünkü durumun esas sebebi nedir ama, sorun bu. İkincisi, bugün, bu çizgi ile sen zaten pişmanlık yasasından faydalanıyorsun, pişmansın, İbrahim'in çizgisini uygulamaktan pişmansın. Bu gidişle sen ya düşmana teslim olacaksın, ya revizyonizme teslim olacaksın. İkisinin de pişmanlık yasası var. Düşmana teslim oluyorsun. Pişmanlık yasasıyla yapmasan bile düşmana teslim oluyorsun. Sapır sapır siyasi çizgi, örgütsel çizgi kadroları mahvediyor Türkiye'de, kadroları mahvediyor. Objektif olarak teslim oluyorsun, sebebi siyasi çizgidir. Siyasi ideolojik çizgidir. Bunların hiç birisi demagoji değildir! “Lenin'in partisinde de çıkmadı mı, çıkmıyor mu, MK'sına kadar ajan girmedi mi?” falan, filan. Bunlar değil sorun, bu sorunun tali yanı. Böyle bir şey var, istersen üç saatimi ona harcayayım, siyaset tartışmayayım. Açıklayayım sana, o da olabilir. “Ama bu başkadır” diye açıklayayım.
MK Temsilcisi : Bak, sen görüşlerini yarım saattir bunların üzerinde kümeleştiriyorsun.
MLM Kanat Sözcüsü : Girme sen oralara, bunlar senin yaptığın demagojilerdir.
İkincisi; “sınıf mücadelesi bir çok alanda tatil edilmiş.” Bir çok alanda öneri getirildi. Sınıf mücadelesinin nasıl yürütüleceği konusunda, “Sınıf mücadelesi tatil edildi demek, kıvırmanın yollarıymış.” Öyle değil, böyle yapalım, şunu değil bunu yapalım, onu değil şunu yazalım, burada değil şurada yürüyelim. o şekilde değil bu şekilde yürüyelim önerileri getirildi mi, getirilmedi mi? Yazılı, yazısız öneriler getirilip, getirilmediğini o zaman teslim etmen lazım.
Getirilmiştir! Sınıf mücadelesi tatil ediliyor değil, temeli olmayan saldırılara geçmek doğru değildir. Evet, öbür arkadaşların getirdiği demagojiler konusunda bir iki şey söylemek istiyorum: Parti için esas tehlike: Şu formülasyondan vazgeçin, herkes görsün. “Parti içinde sağ tehlike esastır. Sol oportünizm de vardır ve sol sapma vardır.” Formülasyonun bir kere kendisi yanlış! Hatta söyleyenler bile buna inanmadıklarını pratikte gösteriyor. Çünkü, “Sağ tehlike esastır.” Nokta!
Bundan sonraki üç saat konuşma: Sol'a hücum! Sol'a hücum! başka bir şey yok ! Bu, dediklerine inanmadıklarını gösterir.

Düşman Devrimden Nasıl Öç Alır: “Yenilgi” Tartışmalarındaki Curcuna:

Şimdi arkadaşlar, genel olarak Partinin sorunlarını, bazı sorunlarını açıklamaya çalışacağım. Şimdi şu dersi “çocukluk mu yapıyoruz, olgunluk mu yapıyoruz?” gevezeliği bir yana, şu dersi çıkartmamız lazım. Şu dersi söyleyebiliriz: Genelde olduğu gibi, yenilgide de düşmanın devrimden intikam, öç almasının çoğu zaman inceden inceye, kendini hissettirmeyen ama belki de en önemli yolu, düşmanın devrimcileri ne hale gelmeye zorlaması, bu şekilde gelecek yenilgilerinin tohumlarını ekmesidir. Bizim Partimiz açısından bu çok önemli bir sorundur. İbrahim'den sonraki yenilgi dönemi, İbrahim'in şehit düşmesi ve “ikinci” yenilgi denilen sorunlar, bunlara ayrı ayrı gireceğim, sorun budur. Düşman bu dönemlerde partinin ve çizginin başka bir hale gelmesi için zorlar. Ki İbrahim gibi bıçağın altına yatırıp kestiği zaman çizgisinden vazgeçirebilsin, görüyoruz İbrahim'i vazgeçirtemiyor çizgisinden. Ama kendi kendine vazgeçirtse çizgisinden, sırf adam gitmiyor, arkadan gelenlerin hepsi gidiyor, arkadan gelenler de zehirleniyor. Çünkü, çizgi böyle olmalıydı, şöyle olmalıydı teorisiyle başlıyor; bakın İbrahim Kaypakkaya'dan sonra çizgiyi ne hale getirmeye zorladı. Devrimden intikam almasının en önemli yolu, en önemli yollarından biridir bu.
Birinci Konferans özeleştirisinde bu kendisini gösteriyor. İbrahim'in çizgisinin Marksist-Leninist olduğunu savunuyoruz. Bir daha tekrar etmenin gereği yok. “Birinci yenilgi, ikinci yenilgi” diye yanyana konması yanlıştır. “İkinci yenilgi” denen şeyin neticesi esas olarak cuntadan sonra alınmıştır. “İkinci yenilgi” denen şey siyasi yenilgidir. Hem şu açıdan, kör, kesmeyen, kan getirmeyen bir bıçağın paslanıp kırılması gibidir. Siyasi çizgi iflasını gösteriyor. Bunun yanısıra da, bu halinden ötürü de düşmana askeri olarak da yeniliyor.
Örgütlenme çöküşü oluyor. Bu şekilde oluyor. Bunun niteliği böyledir, “ikinci” yenilgi böyledir.
“Birinci yenilgi” denilen sorun böyle değildir. “Birinci yenilgi” denilen sorun, ki herkesin ne dediği belli değildir, böyle ikide bir araya sokuluyor, “Birinci yenilgi”den ne kastedildiği anlaşılmaz hale getiriliyor. “Birinci yenilgi”de sorun, İbrahim'in ölümünden sonradır. İbrahim'in düşüncesi, İbrahim'in şehit düşmesi yenilgi değildir. Yenilgi, İbrahim'den sonra, İbrahim'in çizgisini devam ettirecek insanların etrafında bulunmamasındadır. Sorun budur. İbrahim de dedi, “Burnumuz kanamadan devrim yapacak değiliz.” Hatta, zincirlendiği yatakta bile mektup yazdı; “Devam edin” diyordu. Sorun, onun devam ettirilmesine ikna olunmasındaydı. Bu konuda, o zamanın Parti üyelerinin sorumluluğu vardır. Bu çizgi doğrudur, sebat edilecek, şartlara uyarlanabilir, dalganın alçalışına, yükselişine uyarlanabilir, devrimci durumun düşüşüne uyarlanabilir, hepsine uyarlanabilir. Ama “bu çizgi devam ettirilecek” diyemediler. Bu sınavdan geçemediler. Bunun da sebebi “bunu yapacağım” anlayışının olmayışıdır. İdeolojik bir sorundur. “Bu çizgi doğru mudur, yanlış mıdır?” sorunu gündeme geldi. Pragmatist bir kafayla ağır bir darbe aldı.
Demek ki sorun “yanlıştır” deme sorunudur. Bu yorumlama 1. MK'ya, 1. Konferansa geçmektedir. 1. Konferans özeleştirisi kaldırılmak zorundadır. “İbrahim'in hiçbir hatası yok mudur?” deyip de, bu olabilecek muhtemel, çok tali bir “hatanın” içine bu kadarı doldurulduğu zaman bu şey reddedilmek zorundadır. Birinci özeleştiri reddedilmek zorundadır. Orada kalkıp “baş düşman, baş çelişki sorununu kurtardım, artık ben şimdi baş düşman diyeceğim, çaktırmadan, İKK sayfalarında bile diyeceğim. Benim derdim 1. Yenilgi özeleştirisi konusunda bir tek bu sorundur”. Bunlar olmaz! “1. yenilgi”, 1. Konferansta öz sorun, İbrahim'in çizgisi, yaptığı doğru muydu, değil miydi konusunda getirilen, “yanlıştı” şeklindeki şey, geri çevrilmek, püskürtülmek zorundadır. Sırf kelimelerle değil, bütün felsefesi ile, ideolojik-siyasi hattı ile, bu cins düşünce, içinde ikamet ettiği gri maddeyi terk etmek zorundadır. Aksi takdirde gri madde bulunduğu mevkide bulunmayacaktır. Şöyle kıvırtmalara gerek yok: “O dönemde taktiğimiz ne olmalıydı?” Bir adım daha geri çekilseydin, esas olarak, geri çekilseydin, Şafak revizyonizminin kapısını tekrar açar, geri oraya girerdin. Çünkü, Parti yeni kurulmuş; programını savunuyor, böyle yapmalıyız diyor ve ilk defa yapmaya başlıyor. O zaman iki alternatif var: Ya yapmaya başlayacaksın, Şafak'a karşı savunduğunu yapmaya başlayacaksın, veyahut da yapmayacaksın.
Şafak revizyonistleri sana diyor ki, “bunun imkanı, şartları yok, bunu yapmayacaksın.” diyor. Burada geri çekilme taktiği yok; şöyle bir durum yok: Üç sene bu mücadeleyi vermişsin, durumda değişiklik olmuş, kızıl siyasi iktidarlar için daha geniş, daha yaygın gerilla faaliyeti yerine, daha dar, daha verimli bölgelerde gerilla faaliyetini sınırlama şeklinde üç senelik bir tecrüben yok. İlk defa gerilla faaliyeti için, esas olarak silahlı -bunu başlatan, bunun en başında yer alan- silahlı ajitasyon-propaganda eylemleri, gerilla örgütlenmeleri, buna ilişkin hazırlıklar, bunun yanısıra, buna ilişkin silahlı eylemlerin yapılmasına başlanılıyor. Geri çekilecek bir şey yok! Başlanılıyor! Bundan sonra geri çekileceğin yer sıfırdır; sıfırdan sonra Şafak revizyonistlerinin kapısından çıktığın yere gerisin geri içeri girersin. Geri çekilme taktiği budur. O dönemdeki, yani sizinki gibi bir açıklamayla gelip, “taktik sorunu, beceremedi” falan filan değil. Şu da tartışılamaz: “O karakolu değil, öbür karakolu bassaydık daha iyi olurdu”, bu da tartışılamaz, sorun o değil. Doğru, İbrahim şehit düştükten sonra, ondan sonra, “O kadar olur, bu kadar olur, basma, o karakolu basma, öbürlerini bas...” Eğer oysa, böyle de eleştiri yürütülemez.
Sorun, o dönemde bu mücadeleyi yürütmenin objektif şartları var mıydı; bunu yürütecek Parti var mıydı? İkisi de var idi! Bu konuya değineceğiz. Ekonomist düşünce, bizim silahlı ekonomist dediğimiz düşünce, hiçbir zaman silahlı mücadelenin şartlarının mevcut olabileceğini doğru dürüst göremez. Bir tek istisna hariç: Kitleler kendileri geniş çapta silahlı mücadele verirlerse, (ilk konuşmamda da söylediğim gibi) telgraf çekip Merkez Komitesine: “Biz bu silahlı mücadeleyi veriyoruz, önderliğini teşrif edip kabul eder misiniz beyefendiler” derse kitleler, o zaman, “görüyoruz, hıımmm silahlı mücadele verile bilinirmiş”.

İbrahim Kaypakkaya ve Ne Yapmalı:

Ama, gelgelelim ekonomist düşünce İbrahim'i eleştirmek zorundadır. Eleştirecektir. Enteresandır, enteresan! İbrahim silahlı mücadeleyi savunuyor ve kitabında ekonomizme ilişkin, NE YAPMALI'dan panzehiri, çok öz, çok öz bir şekilde alıp kitabın içine koyuyor. Bu, “ben kitaplardan iyi şeyler seçtim, bu da burada olsun” diye olmuyor. Çünkü biliyor İbrahim, silahlı mücadele, ekonomist kafa, kendiliğindenciliğe, varolana tapan kafa, hiçbir zaman sınıf mücadelesinin en yüksek biçimi olan silahlı mücadelenin şartlarını göremez; onun için zorlayamaz. Kendiliğinden gelişmesini ister ki, yürütsün.
Bu siyasi olarak, silahlı mücadeleyi yürütmek istemeyenlerin kafası olduğu için, İbrahim, istese de, istemese de, ekonomizme vurmak, küt diye vurup kafasını ezmek gereksinimi duydu; ve gereksinimi o kadar güzel yapmıştır ki, uluslararası komünist harekette o şiddette darbeyi 70-80-81'Iere kadar, başka parti vuramamıştır! Bugün bile o darbe tartışma konusudur. En başta gelmek üzere bizim MK temsilciliği o darbeyi kaldırmaya uğraşıyor. O darbeden gocunuyor! En başta bizimkiler uluslararası komünist harekette dört dönüyorlar. “Bizim gibi ekonomist olanlar var mı ki, İbrahim-vari bu düşünceyi eleştirsinler” diye dönüyorlar. “Hindistan” deyip duruyor arkadaş sürekli; ne dediği belli değil, “Hindistan, Hindistan...” Aman, arkadaşlar şaşmasınlar: Yarın o konuda bir kıyamet koparsa, o zaman “Hindistan” diyemeyeceksiniz. Sırf diyeceksiniz ki, “acı oldu, kötü oldu, olan oldu, bize oldu” diyeceksiniz, başka bir şey kalmayacak.
Şimdi o dönemde diyor ki İbrahim; “şartlar fevkaladedir”. O dönemde şartlar gerçekten fevkaladedir. Niçin fevkaladedir? Dünyadaki gelişmeleri biliyorsunuz. Dünyadaki olayları anlatmak istemiyorum bu konuda uzun uzun. O olaylardan ötürü Türkiye'de devrimci mücadele kabarmış, bir darbe gelmiş, cunta muhtırası gelmiş, onunla birlikte Parti oluşmuş. Kitlelerin bilincinde “geri çekilme olmayacak mıdır?” 12 Mart muhtırasından önce, ağayı kurşunla, ağayı köye sokma, ondan sonra muhtıra gelsin, jandarma gelsin köye, köye ağayı soksun seni sindirsin. Sen de deki, “Ben on senedir yaptığım şeylerden hiçbir şeyi umursamıyorum. Hele hele artık, yapmadığımdan ötürü, jandarmayı toparlayıp çeviremediğim için de içim yanmıyor, ben bu köy odasında oturacağım,...
Vb.” Anladık, devrimci dalga düşüyor, kalkıyor ama, biraz da hayata ilişkin konuşalım. Bu cins köylülere ne olmuştu? Beyinleri mi yıkanmıştı, muhtıra beyinlerini mi yıkamıştı? “Bir ölçüde” evet, ne ölçüde? Rejim “güçlüyüm haa” dediği ölçüde! Bu, köylülerin bir kısmına “ya, yapamayız galiba” dedirtmiştir. Ama öbür kesimine ne dedirtmiştir? “Sen güçlüysen, el mi yaman, bey mi yaman.” Sorun bu. Bir kısmı da geldi, “örgütler var, açıktan yapamayacağız, legal işler yapamayacağız, gerilla birimi kuracağız, Marksizm'in öğretisini, kurallarını şimdi anlayabileceğim, bak şartlar bana öğretiyor, bu iş zor iştir, geleceğim” dedi. Bu köylüler çıkmış mıydı? Söylensin! “Gitmişlerdi. Bunlardan üç tane vardı. Bir tanesi de ihanetçiydi, İbrahim'i ele verdi.” Böyle komik değerlendirmeler yapılıyor.
Devrimci dalga yerin dibine kadar mı girmişti? ! Şimdi demagoji yapıyorlar. Bazı arkadaşlar anlatmaya çalışıyor: “Devrimci dalga düştü ama, durum iyiydi,” falandı, filandı. MK buna karşı diyor ki, “göremiyorlar,göremiyorlar, göremiyorlar bu arkadaşlar, çok ciddi ve yoğun bir yanılgı içindedirler arkadaşlar” diyor sarı kitap (Parti Birliği kastediliyor). Değil!
Kitlelerin anlatmaya çalıştıklarının ruhunda bir şey var. “Anlamıyorum, nasıl veremezdim” diyor, “nasıl veremezdim silahlı mücadeleyi anlamıyorum”. Doğru, iki tane yol var, kolayına vermek, zoruna vermek! Zor şartlardı, 12 Mart muhtırasından önceye nazaran daha zor şartlar idi. Doğru o şartlarda da vermek, zor şartlarda bile devrime sahip çıkmak, zor şartlarda bile silahlı mücadeleyi devamlı kılmak, kendiliğindenciliğe bırakmamak, komünistlere düşen görevdir. Yani bundan çıkan sorun, önemli bir sorun. Sorun hala şuna getirilemez; “yaa, hemen saldırılıp beşyüz tane mi eylem yapılmalıydı?” Bak, bu demagojidir! Ya da mantığın sefaletidir! Çünkü ne senin sorunun, ne de benim sorunum, “beşyüz tane değil, dörtyüz yetmişbeş tane olsun” değil. Ve ben sana soruyorum, esas olarak o dönemde, sen elli tanesini de yapmayı kabul ediyor musun, etmiyor musun? ! Çünkü sen, 78 79'a kadar bile silahlı mücadeleyi kabul etmiyorsun. Çünkü sende bir anlayış var, bu anlayışla sen her seferinde, sınıf mücadelesinin şartlarını kaçıracaksın.
Kaçırıyorsun, bunu sırf silahlı mücadelede değil, İKK'da yazı yazarken kaçırıyorsun; İF içindeki örgütlüleri sınıf mücadelesine koşarken, her zaman kaçırıyorsun. Türkiye'de olay olduğu zaman kaçırıyorsun, Türkiye'de önemli siyasi olaylarda, Anayasa, seçimler, Türk ordusu Irak'a saldırır: Hava, hava!
Diyoruz ki: “Türk ordusunu tıraş etmek için sınırda örgütlen!” Boynunu hindi gibi uzatıyor dışarıya, hık hık, vurup vurup kesiyorlar. Beşyüze yakın adamını götürdüler. Nerede ise, allak bullak herif, eli yüzü karışmış bir durumdaydı Türk ordusunun neredeyse! “O tıraşa katılsaydın, hindinin boynunu şöyle bir cırtlatsaydın.” Yok öyle değil, pasif, mağdur; Mao'nun eleştirdiği gibi pasif edilgen savunmayla gerillaları çemberin içine verirsin. Başka bir arkadaşın dediği gibi, “dört sene nişan almazsan, bir gün de nişan alma fırsatı gelince de düşmanı vuracağına gider kargayı vurursun. Teknik bir sorundur” diyor. Doğrudur; sorun böyledir, heder olur sınıf mücadelesinin fırsatları.
Aynı zamanda başka bir sorun da Türkiye, İran, Irak sorunlarının ele alınması, dünya savaşı geldiği dönemde bu işin neye vardığı, enternasyonalizm, halklar arasında birleşme, Kürt ulusunun mücadelesine aydınlık getirme, önderlik getirme, kimin savaşacağını gösterme, PKK'nın oradaki etkinliğini kırma, oradaki diğer devrimci Kürt milliyetçilerine önderlik, ittifak önerme, silahlı birlik yapma, bütün bunların şartları mevcut, ama bizim arkadaşlar, liderlik, bunu göremez, çember içine girip edilgen mücadeleyi görürler.
Onun için diyoruz ki, 1. Özeleştiride, İbrahim'e getirilen eleştiri, ne sayıya ilişkin, ne de taktiğe ilişkin. Sen diyorsun ki, “dünyaya benim baktığım gibi bakacaksın.” Hayır, senin gibi bakanların yolu bataklıktır. Ekonomizm bataklığıdır. Lenin'in dediği gibi, “oraya gitmeye çok arzuluysan, ikna olmak istemiyorsan yardım edeceğiz, buyur daha hızlı git bataklığa!” Ama görmek lazım bu hataları.

Silahlı Ekonomizm:
İbrahim Kaypakkaya'nın Görüşlerinin Pespaye Bir Karikatürü:

Burada yazarsın, bak kitle diyor ki, “bir şey vermiyor, beni doyurmuyor” diyor. Dört-beş tane tez lazım bana; dört-beş tane tez! Elli sayfa lazım, siyasi tez! “Bu siyasi tezlerle hareket ettim, bunlar doğru siyasi tezler değil, sebepleri bunlardır.” Tahlili böyle yazman gerekir. Hala o dersler yok. Ondan ötürü doymuyor kimse. Buraya “kadroların şevkatini” koyarsan, bilmem ne koyarsan... olmaz! Senden şevkat, mevkat isteyen yok! Senden doğru önderlik, siyasi çizgi isteyen var!
Demek ki, “birinci yenilgi” sorunundaki bakış açınla, sen devam ettin geldin bu döneme kadar; başına gelen belaların tümü bu silahlı ekonomist anlayıştan ötürüdür. Ekonomist, silahlı ekonomist diyoruz arkadaşlar, bunun sebebi şudur: İki cins ülke var dünyada, iki cins ülke var; emperyalist ülkeler, ezilen ülkeler; ezen ve ezilen ülkeler. Emperyalist ülkelerde ekonomizm, gayet iyi bildiğimiz, yurtdışındaki arkadaşların gayet iyi bildiği açık, iğrenç sendikacı trade-union'cu, ekmek isteme şeklindeki sendikacılıktır. Bizim gibi ülkelerde ise, ekonomizmin tek anlamı bu değildir, daha geniştir. Kendiliğindenciliğe tapma babında, bizim gibi ülkelerde ekonomizm, istesek de, istemesek de militan ortamda, silahlı biçime bürünmek zorundadır. Gayet açık bir şekilde Lenin'in anlattığı gibi, trade-union'culukla, sendikacı ekonomist siyasetle, terörist siyaset, aynı ahmak madalyonun iki yüzüdür ve bunlar iç içe girmek zorundadırlar. Lenin'in Ne Yapmalı'sından alıntı vereceğim. Orada anlatılıyor: “Çok doğaldır ki teröristler, devrimci mücadeleye, terör eylemleriyle burunlarını soktukları zaman, Bolşevikler de onları eleştirdiği zaman, onların desteğine eski Raboçeye Dyelo gelir, teröristleri destekler.”
Bizim ülkemizde de birinci, -İbrahim'den sonraki- dönemde, Partinin çizgisinde, Marksist-Leninist olan Partinin temel çizgisinde, aşınmalara sebep olan siyasi kesimdeki sağ oportünist hata denilen aşındırıcı öğenin siyasi niteliği silahlı ekonomizm'dir. Ve MK raporunda yapılan çok kötü bir uzlaşmadır. MK'nın niteliğini yansıtır. “Kitle çizgisi konusundaki bu gerçek, Partimiz tarafından savunulmasına, bazı alanlarda, başarılar elde edilmesine rağmen, hala ciddi sağ ve sol hatalarımız vardır. Sağ anlayış, genellikle kitlelerin kuyrukçusu olup her şeyi kitlelerin kendiliğinden gelişen mücadelesine bağlarken (sağcılık eleştirisi bu kadar); sol anlayış ise, kitlelerden kopan, öncüyü onların önüne geçiren, kitlelerin ruh halini dikkate almayan, acelecilik biçiminde yansımaktadır.” Esas olarak vurgulamaya çalıştığı solculuk burada, esas olarak! Bu doğru değil. Esas olarak, kitle çizgisi Partinin sağcıdır. Partiden kastedilen İbrahim değil. Partide eleştirilen ve önderlik çizgisinin niteliği sağcılıktır. Ona burukluğunu veren, bozukluğunu veren, kitle çizgisi, sağcılık vardır. Silahlı ekonomist sapma vardır.
MK Temsilcisi : GKK ne idi?
MLM Kanat Sözcüsü : Hayır, o değil, GKK* silahlı ekonomizmin “sol”görünümünden başka bir şey değildir. Sağcılıktır mesele, bunun özümlenmesi burada olmadıktan sonra, bu sağcılık görülmedikten sonra, buradaki değerlendirmeler sıfır olmaya devam edecekti. Reddedilecektir, sürekli red, red, red...!!!
MK Temsilcisi : Bu konuda GKK'dan ne farklı söylüyorsun? Farklı söylenen cümle söyle, anlayış söyle. Ben GKK'dan şu noktada farklı söylüyorum, gir somuta gir, ben şunu söylüyorum...
MLM Kanat Sözcüsü :...'e geleceksin, GKK temsilcisi ile yapılan tartışmalarda GKK'nın çizgisinin TKP/ML taraftarları tarafından nasıl eleştirildiğini dinlersin o zaman. Şimdi ona ayırmak istemiyorum. Sonra vakit olursa değinirim.
Demek ki arkadaşlar sağ, ekonomist; şimdi arkadaşlar, silahlı ekonomizm diyoruz. Anladın mı arkadaş? Silahlı eylem yapıldığı zaman bile ekonomist diyoruz. Silahlı eylem için, “kitle çalışması” denilerek yapılan çalışmalarda bile ekonomist, silah patlatırken bile ekonomist. “Silah patlatmak için ben bunları kullanıyorum” diye yapılan kitle çalışmalarında bile ekonomist.
Yani siyasi-ideolojik hatta büküklük varsa bunun niteliği bu cinsten, yani ekonomist bir büküklüktür. Burası düzeltilsin diyorum. Şimdi örnek veriyorum arkadaşlar; şunu kesinlikle söylemek zorundayız, örnek veriyorum, yani şunu söylemek zorundayız. Bu bir ilkedir: Siyasi iktidar mücadelesini hedef almayan bütün mücadeleler reformisttir...! Silahlı siyasi iktidar sorununu, namlunun nişangahı üstüne koymayan bütün silahlı mücadeleler reformisttir.
Neden reformisttir? Çünkü verdiğim mücadele —bizim açımızdan kızıl siyasi iktidar kurma hedefine göre değilse; gerilla komutanının, “kızıl siyasi iktidara giden nüvelerin peşinde mi bu eylem, değil mi” diye MK'sini raporlarla donatmadığı müddetçe, MK da bunu ondan istemediği müddetçe, bu silahlı mücadele kendiliğinden MHP'lileri uçurtmak, faşistleri dövmek, ağaları düşürmek, bu gibi şeylere yönelen silahlı mücadele, “iktidardır benim sorunum” demeyen mücadele— silahlı ekonomist, silahlı reformisttir.
İktidarla aramda olan ajanlar da temizlenmelidir. Ama “benim sorunum, bu mücadeleyle, ben iktidarımı kurmak istiyorum, kırlarda buna doğru yol alıyorum”, demekten gocunan silahlı mücadele reformisttir. Bu cins mücadelelere silahlı reformizm denilir. Bunların yapa yapa, yapacağı tek şey var; olan sistem içinde, silahların korkusuyla varolan düzene karşı, sahiplerine karşı terör estirmek, baskı aracı olarak kullanmaktan başka bir şey değildir. Çünkü iktidarın peşinden koşmuyorsan, varolan iktidarı da yerinde bırakıyorsun demektir.
Her açıdan burada ben kızıl siyasi iktidarı kurmak için veriyorum bu silahlı mücadeleyi, demeyen mücadele reformisttir. Bizim anlattığımız anlamıyla silahlı ekonomizmdir. Mecburen silahtan konuşursun, mecburen silah patlatırsın, “şanına” yakışması gerekir, senin de ehli olman gerekir, “itibarını” ayakta tutman gerekir. Aynı zamanda düşman da sana imkan vermez, nefes aldırtmaz, karşı-devrimciler vardır, bunları da temizlemen gerekir. Ama bu curcuna içinde, bu kadar karışıklık ve zorlama içinde, hala kafayı ayık tutup, benim mücadelenin sonu, kızıl siyasi iktidara çıkaracaktır, onun için veriyorum, her yere gitmiyorum. Onun içindir ki, GKK şehir basıyor, bankalar soymak için bir sürü insan harcıyorsa; -banka soyulmasına karşı değiliz, bol bol banka soyulabilinir- ama “banka soydum, silahlı eylem yaptım” demeye başlarsan, “MHP'li vurdum silahlı mücadele yürüttüm” demeye başlarsan, bu eğilimlere düşerken, bu eğilimler mevcuttur, şu eğilimlere düşerken, şudur, kendiliğinden gelişen curcuna, sınıf mücadelesinin kargaşası sana iktidar hedefini ve yollarını unuttururken, dorukların üzerinden bakıp, onu oraya seçmek, bunu buraya seçmek, buradan vurup oradan çıkmak, orada kızıl siyasi iktidarı kurmak, planlı şekilde yürütmek olmadığı müddetçe, bunun adı ekonomist, kendiliğinden olduğu için, silahlı ekonomizmdir. Bu da aynen yapılmıştır.
Onun için arkadaşlar söylerler, kırlardakiler söylerler, derler ki: “Vuruyoruz, vuruyoruz, olmuyor bu iş! En iyisi mi geri çekilelim.” Reddettikleri, “yürümüyor” dedikleri, “kırlarda yürümüyor” dedikleri, bugünkü şey, silahlı, Marksist-Leninist(-Maoist) silahlı mücadele değil, silahlı ekonomist mücadeledir. Ve yanlışlığa kimse düşmesin, yürümeyen, silahlı ekonomist çizgidir, o yürümüyor. Marksist-Leninist çizgi bal gibi de silahlı mücadele yürütecek durumdaydı, durumdadır bugün; sadece bunu yürütecek beyin yok, iktidarı namlunun ucuna koyup, nişangahından ona bakacak beyin yok, gözlere kumanda edecek beyin, düşünce sistemi böyle değil. Bunun örnekleri de var. TKP/ML tarihinde, hangi bölgede tarım devriminin silahlı mücadele ile birleşebileceği görüldü ve uygulandı? Yani somut olarak, genelde değil, somutta. “Bu bölgede böyle birleştirilecek, şöyle yapılacak, üretim ilişkilerinde feodalizmin bu bölgede güçlerimize uygun çözümü bu şekildedir, tarım programının uygulanışı, silahlarla böyledir” diye Mao'nun ilkesi olan silahlı mücadeleyi tarım devrimiyle birleştirmezsen, verdiğin savaş halk savaşı olmaz.
Halk kelimesinin içinde bu vardır: Halkın verdiği sosyal devrimin, savaşın parçası olmasıdır. Halkın verdiği, feodalizme karşı verdiği sosyal devrimi silahlı mücadelenin parçası kılmazsan, o silahlı mücadelenin neye hizmet ettiği ortadan kalkar. İki, savaşın gücü ortadan kalkar. En kötü durumda bile Japon istilası altında bile, Mao oportünistlere bindiriyor: Rant konusunda, kira konusunda. “Mesele milli meseledir; bu iç feodal sorunlara ağırlık vermeyelim, toprak devrimine sonra devam ederiz; Japon'ları atarız, sonra toprak devrimine devam ederiz”, diyenlere bindirdiği yazılarında, ısrar etmesinin sebebi, unuttunuz diye söylemiyorum, başka bir şey anlatmaya çalışıyorum dinleyin, etmesinin sebebi bir de şu açıdandır: Japon'lara karşı tüfeklerin olması, o direnişin gösterilebilmesi için, kitlelerin, “devrim yapıyoruz, dünyayı değiştiriyoruz, topluma hakimiz, onu yeniden örgütlüyoruz” diyerek, kendi sınıf çıkarlarına ve istikballerine sahip çıkmalarını sağlamak gerekir. Aksi takdirde, bu ordu neye dayandığını bilmez, hangi devrime dayandığını bilmez.

Silahların Sevdası Kızıl Siyasi İktidar İçindir:

TKP/ML'ye döndüğümüz takdirde; Türkiye kırlarında, böyle bir program, böyle bir tahlil, böyle bir bölge raporu yoktur. Söylendiği zaman, şöyle basit değil: “Feodal ağalar gidecek toprak dağıtılacak”, hayır ben onu savunmuyorum, çünkü ben onun hangi bölgede böyle, hangi bölgede başka türlü olacağını bilmiyorum. Onu verecek şey, onu yapacak şey, o program deyince, yapacağın program değil, dogmatik halk savaşını bir kere yazacaksın, tarım programını yayınlarım değil.
Fakat, somutta çıkarılması gerekiyor. Bilhassa tüfeklerle çıkarılması gerekiyor. “Silahlı eylemi burada koyduk mu, üretim ilişkilerini böyle yaptığını biliyoruz: kitleleri bizle beraber getirebiliyoruz” diye rapor gelmesi lazım. Silahlı eylemlerin böyle değerlendirilmesi lazım. Ve gerilla komutanlarından, bölge komutanlarından böyle rapor istenmesi lazım.
Bunlar, bürokratik mükemmelliyetçi anlayışlardan ötürü, böyle raporculuk hülyası falan değildir.
Bunlar toprağın değiştirilmesinin koşullarıdır. Bu da TKP/ML tarihinde yoktur. Yani yoktur dediğim, esas itibarıyla yoktur, yani böyle bir kaygu, böyle bir sistematik yaklaşım bizde vardı, onlarda yoktu anlamında da değil. Diyelim ki, 85'e geldik kimsede yoktu. Ama dönüp baktığımızda, şimdi birimiz, bazılarımız artık diyebilmeli: “Böyle yaklaşmadık silahlı mücadeleye” diyebilmeli; böyle yaklaşmadık. Bu doğrudur. Onun için tarım programı olmadan bu iş olmaz; tarım devrimi programı ve silahlı mücadele birleştirilmeli. Bu temelde; bu devrim, tarım devrimi, ve bu devrimin temelinde, orada kızıl siyasi iktidar nüveleri ve giderek iktidar hedefi için ve esas olarak ve bunun haricinde (esas olarak) hiçbir şeyin mücadelesini kaale almamayı yadsıyan mücadele silahlı ekonomisttir, patlatılan silahlar, silahlı ekonomizmdir.

Silahların sevdası kızıl siyasi iktidar içindir.

Türkiye'de MHP'lilerin kovalanması, MHP'li itlerin iki kaş arasından yatırılması, bunun siyasi iktidara hizmeti lafta değil, somutta yapması gerekir. Somutta ispat edilmesi gerekir. “Tabi kılacaktım, tabi kıldım, ben hep tabi yaparım; ne reformist, ne ekonomist, ne milliyetçi şey yaparsam yapayım, ben bunu gene de komünizme tabi kılıyorum” dediğin zaman, istediğin tabiyete geçebilirsin, o da reformizmin tabiatı olur.
Şimdi arkadaşlar, silahlı ekonomist anlayış, bakın silahlı ekonomist anlayış, özü itibarı ile daha bir sürü sorun içeriyor. Çalışma tarzı, somut çalışma tarzını içeriyor.O dönemde yapılacak şeyleri içeriyor, somut eylemleri içeriyor, hangi köyde hasat gaspı, hangi köyde üretim ilişkilerinin değiştirilmesi, hangi köyde toprağın dağıtılması, bunların hepsini içeriyor. Bunlar ayrı ayrı tartışma konuları.
Tamam bu konularda duyarlılık yok, çizgi mecburen silah patlatmaya zorlanıyor, onu da anlattığımız şekilde yapmıyor. Ve kabul etmesi lazım; “Ben kendiliğindencilik lafını basit bir laf diye seçtim, kullandım. Ama ben, kendime kendiliğindenci” dedim: Ya kendiliğinden olan şey, anlattığım bilinçli kızıl siyasi iktidar ağını, kendiliğinden yapar, kendiliğinden olur bu ağ, yahut da bu ağ kendiliğinden olmaz, bilinçli olarak olur. “Ben kendiliğindenciyim, çok kötü yaptım” diyen insanın, benim getirdiğim suçlama üzerine sus-pus olması lazım, itiraz etmemesi lazım, hiç, katiyetle hiçbir itiraz getirmemesi lazım; gecekondu kurarak, iktisadi talepler peşinden koşarak, demokratik bilmem neler peşinden koşarak, kitlelere, “gecekondu kurdum, sen benim adamım ol” diye örgütlenmeler yaparak, bu işleri yaparak, bu cins hatalar işleyerek sen kitleleri kendi yanına çekemezsin; devrimci komünist tahlil, komünist bilinç ve tahlil temelinde, mücadeleyi buralara çekmek olmadan, ne kadar gecekondu kurarsan kur, sonra cunta munta geldi mi kağıttan şato gibi olur gecekondu da. Ekonomistlerin partisi gibi, senin gecekonduların kağıttan şato gibi yer ile yeknesak olur.
12 Mart cuntası, 12 Eylül cuntası, cart aşağı gider, sen o gecekondularda barınamazsın bile, ondan sonra kalkar, bana dersin ki, “ben silahlı mücadele yürütmeyeceğim, gecekondudaki kitleler beni desteklemiyor; kırlara gidin, üfürmeyin; bakın kitleler destekliyor mu? Kapısını çalıyorum, içeri girmeye çalışıyorum almıyorlar beni”. Almazlar, bu böyledir, açıktır. Silahlı ekonomizmin böyle ikili cilvesi vardır.

Silahlı Ekonomizmin İkili Cilvesi:

Silahlı ekonomizmin ekonomist yanı, özellikle ileri kitleleri gocundurur, tatmin etmez, Acil'e, MLSPB'ye iter. Yanlış da olsa buraya iter. Silahlı ekonomizmin silahlı kesimi, senin kıçlarına vecdettiğin kesimin onuruna dokunur, onları korkutur. Kopman gerekenlerle kopmazsın, sarılman gerekenlerden de yumruk yersin. Silahlı ekonomizmin ikili cilvesi budur. Onun içindir ki, sen bunu yaparsan senelerce, ondan sonra şu zor şartlar geldi mi sonun böyle olur. Halbuki seninle bilinç almış, seninle birlikte tecrübe edinmiş, seninle silah arkadaşlığı etmiş, örgütlenmiş, gizliliği öğrenmiş, zor şartları öğrenmiş insanlar, seni zor şartlarda barındırırlar. Azalır barındıranların sayısı, ama bir komünist partisini feryad-ı figan ettirecek bir azalma olmaz.
“Beni almıyorlar, git kolaysa mücadele ver”... Kitleler bugün kimdir, ayrıca deneyimi de yoktur.
Hangi bölgede, hangi kitle ne sebepten dolayı -senin bildiğin neticeler için değil, benim dediğim neticeler -kızıl siyasi iktidar için gönüllüdür? -Hangi tecrübeye dayanabiliriz, hangi olanakları geçmişte yarattık, bunun da tecrübesi yoktur.
Onun için çoğu kez de yanlış kapıyı çalacaksın, bu kez de gidip yanlış kapıyı çalacaksın, bu kaçınılmazdır! Bu silahlı ekonomizmin kaderidir! Bu ideoloji, hem kendi kendini, kendi hatasını “besleyecek”, hem ufuklarını dar görecek, hem silahlı mücadele yürütecek olan kitleleri görmeyecektir, hem de öyle kitleler olursa ve olduğu dönemde de onların ekonomizmle yapabileceklerini yapmasına engel olacak bir siyaset uygulamak zorundadır silahlı ekonomizm. Anlattım yapılabilecek şeyleri, kitleler bunlara koşulmamıştır.
İkinci sorun; Partimizin sağ oportünist bir hattı varsa, ben bu konuda taviz vermek istemiyorum. Partisizcilikten vazgeçin arkadaşlar, sizin bir Partiniz var, eğer Partinin önderlik çizgisinin şimdiye kadar yaptığından o kadar gocunuyorsanız, ki “Parti çizgim” diyemiyorsanız; diye diye ancak İbrahim'in çizgisi demek zorunda kalmışsanız, “benim çizgim, İbrahim'in çizgisi” demek zorunda kalmışsanız, onun için, Parti çizgisi denildiği zaman, İbrahim'in çizgisini akla getirme alışkanlığını elde etmişseniz, o zaman hata sizde değil. Size “Parti çizgisi” dedirtmeyen, size hep geriye İbrahim'in programına dayanmaktan başka hiçbir zaman bir şey bırakmayan şeyden ötürü, Parti çizgisi denen şeyi karıştırmayın. Parti çizgisi, İbrahim'in çizgisi değildir. Parti vardır, örgütlüdür, MK'sı vardır. Demokratik merkeziyetçiliği vardır. Liderliği de vardır. Ve çizgi üretip uygulamaktadır. Parti çizgisi denilen şey budur, bu varolan objektif bünyenin uyguladığı çizgiye parti çizgisi denilir. Bu tanımlamaya karşı çıkabilirsiniz, bunun üzerine tartışıyor olabilirsiniz, ama siz de “benim Partim, çizgim, İbrahim çizgisidir” demekten vazgeçin.
Doğru değil, çünkü, bir Partimiz var ve uyguladığı bir çizgisi var, uyguladığı çizgi İbrahim'in çizgisi değil. “İbrahim'in çizgisi Parti programını tespit ediyor” diyorsanız tamam; ama Partinin uyguladığı çizgi başkadır. İbrahim'in çizgisi değil, Parti çizgisi. O zaman diyoruz, Parti çizgisindeki sağ oportünizm denilen şeyin iki muhtevası olması gerekiyor: siyasi ve ideolojik. Örgütseli de vardır ama, bu açıdan, netlik açısından siyasi ve ideolojik.

“Devrimci” De Olsa Bizim Burjuva Demokratlarımız Ve Proletarya Enternasyonalizmi :

İdeolojik açıdan sağ oportünizm ne demektir? Dünya görüşü açısından oportünizm ne demektir? Adını vermemiz gerekiyor, bulmamız gerekiyor, ya da ideolojide sağ oportünizm yoktur dememiz gerekir. Bu mümkün değil, çünkü hatta sağ oportünizm var deniliyor. Varsa sağ oportünizm, ideolojik şekillenmesi nedir? Dünya görüşünde proletaryanın görüşünden kaymadır, ideolojide bu, proletarya enternasyonalizminden kaymadır, başka bir şey değildir. Ezilen ulus milliyetçiliğine kaymadır. Bütün dünyada, komünizmi hakim kılma mücadelesi yerine, demokrasi, anti-faşist, anti-emperyalist mücadele geçirme eğilimi gösteren, “benim” ülkem açısından düşünme eğilimine kayan, milliyetçilik ufukları içinde kendi kendini daraltmaya başlayan, dünyada beliren fırsatları göremeyen, bu açıdan kendi kendini gitgide daha zayıf konumlara düşüren bir eğilim vardır. Bu açıdan Partinin çizgisine, eritme öğesi olarak giren, paslandırma öğesi olarak giren şeyi devrimci demokrat, komünist eğilimli devrimci demokrat olarak tanımlayabiliriz, komünist eğilimli devrimci demokrat olarak adlandırabiliriz.
Neden böyle tanımlayabiliriz hata kesimini, eritilen kesimi? Yani komünistler var, komünist eğilimli devrimci demokratlar var, bunların arasındaki hakimiyet sorunu her zaman berraklık kazanmıyor. Bir partiye, ister istemez Türkiye gibi ülkelerde, ezilen ulusun, ülkenin milliyetçi görüşüyle katılanlar olacaktır. Mao diyor ki; “bize örgütsel olarak katıldılar, ideolojik olarak katılmadılar bu adamlar” diyor. Ya Bolşevik Partizan'ın tavrını koyacaksınız; diyeceksiniz ki, bir parti buna kesinlikle izin vermez. O iradecilik, idealizmdir. İzin vermez sorunu değildir.
İster istemez örgütsel olarak katılacaklardır. Bu insanlar, şu sebeplerden geleceklerdir: Bu insanlar, Peng Teh, Çu En-Lay, Lin Piao gibi insanlardır.
Bunların gocunduğu şudur: “Neden eziliyoruz; neden müreffeh bir ülke değiliz; çünkü emperyalizm bunu yapıyor; bunu nasıl devirebiliriz? Silahlarla devirebiliriz. Bu işi en usta kim becerebilir? Komünistler becerebilir. Ya ben de sömürüye karşı direniyorum, şu emperyalist bağımlılık da gocunduğum bir şey, sömürü anlamını ben böyle yorumlarım” deyip örgütlülüğe katılmaktadır. Bunlar demokratik devrimi gerçekleştirdikten sonra, sosyalizm aşaması açıldığı zaman, ayaklarını böööyle katır gibi diretiyorlar. Mao'nun Büyük Atılım'da, ekonomik/sosyalist transformasyon programlarında, sınıf mücadelesinde halleri buydu. Açın o kitabı okuyun, Felsefe Bir Sır Değildir; o kitapta bunu görürsünüz, ister istemez bu böyledir. Objektif olgudur.
Bizimki gibi ülkelerde bir komünist partisi, bizim gibi hataları olmasa bile, taş gibi bir parti de olsa, sapına kadar hatasız bir parti de olsa, kendisine her gün şunu uygulamalıdır: “Benim geldiğim toprak, ezilen ulus toprağıdır. Yaptığım devrim demokratik devrimdir. Bu objektif koşulların çekiciliği yüzünden, parti içine muhakkak, devrimci demokratlar girecektir. Komünist eğilimli olanlar, hatta komünizme sempati duyan insanlar girecektir” demeli, ideolojik uyanıklığı elden bırakmamalıdır. Peng Teh-Huai büyük kahramandı, şanlıydı, direnen, düşmana ter döktüren, cirit attıran, silahlı kumandandı. Ordulara hükmederdi. Ama demokratik devrim aşamasından geçtikten sonra ayaklarını diretiyor. Adamın derdi emperyalizmi atmak, feodalizmi temizlemek, ilerlemek bu şekilde iktidara gelmek ve ondan sonraki aşamada artık değişikliği gerekli görmemek. Bizim Partimiz için de bu geçerlidir. Bunun geçerli olup olmadığı “üfürmek, insan suçlamak” sorunu değildir. Bizi bu etapta ilgilendiren sorun, böyle bir olgunun getirebileceği dünya görüşleri, kendisini ideolojide, çizgide nasıl hissettirir? Şu şekilde hissettirir: Birincisi, dünya devrimi için çalışmamakla, “kendi” ülkesi, devrimci demokratik bir tarzda “kendi” ülkesini düşünme eğilimi ile gösterir. “Kendi” ülkesinde devrim yapmakla tatmin olup, dünya devrimini düşünmeye az gayret ve düşünce göstermekle gösterir. Devrim mücadelesinde, toplumda değiştirilmesi gereken şeylere fazla önem vermeden, devrimin niteliğine önem vermeden mücadele yürütmekle kendisini gösterir.
Mesela kadın sorununda. Kadın sorunu önemli bir sorundur. Açıklandı. Kadınlarla ilişkili bir sorun değil, toplumun sınıflı, ya da sınıfsız oluşuyla ilgili bir sorundur. Şayet kadınlar meselesi hallolmayacaksa, ben de diktatörlük uygulamaya devam edeceğim, onun için! Şayet kadınlar sorunu hallolmamışsa ben proletarya diktatörlüğünü uygulamaya devam edeceğim, çünkü sınıflar vardır.
Şimdi kadınların ezilmesi sorunu ortadan kalksın diye inat edenlerle “kalksa da olur, şimdi de olsa olur, olmasa da olur” diye laçkalık gösterenler var. Bu, sınıflar kalksın, kalkmasın sorununda laçkalık göstermelerinden başka bir şey değildir; devrimci demokratların eğiliminden başka bir şey değildir. Çünkü onlar açısından, sınıfların ortadan kalkması değil, emperyalizmin “gitmesi”(!!) önemlidir. Müreffehliğin ortaya çıkması önemlidir. Çu En-Lay için komünizme gitmek önemli değildir; hatta yanlıştır. Çin'in, müreffeh kapitalist Çin'in şefi olmak onun özlemidir.
O Çin'de de, elbette ki kadınlar ezilecektir. Bu gibi sorunlar, ideolojik sorunlar, bilimsel konulara ilişkin sorunlar, enternasyonalizm ruhunun kitleler arasında gelişmesine ilişkin sorunlar, yapabileceğinin hepsini yapıp yapmadığı konusunda, esnemeden duyarlılık gösterip göstermediğinin ölçütü olarak kendisini yansıtır. Çalışmalarda bu eğilim, Partinin çizgisinin körelmesini, eline geçen fırsatların kaçırılmasını, militan ruhunun yitirilmesini getirir.

İran Devrimi Ve
Silahlı Ekonomist Demokratlarımızın Milliyetçiliği:

Mesela, devrimci-demokrat eğilimin bir yansımasını söyleyeceğim size: Hem dünyaya bakmaması, hem sırf “ülkesine” kendi duyarsız kafasıyla bakması, hem de fırsatları savurup heder etmesi açısından: 1979 “silahlı mücadelenin esas olduğu” (?!) dönem; -ilk defa MK tahlil tarihinde, bizim MK düşüncesi, bu ekonomist düşünce buna 1979'da izin veriyor!- bu dönemde, “silahlı mücadelenin esas olduğu” dönemde, Şah Şubat'ta devrildi gitti. İran kudurdu, bir baştan bir başa ayağa kalktı kitleler. Muazzam devrimci fırtına esmeye başladı. İran Kürdistan'ı kaynadı. Kurtarılmış siyasi iktidarlar, siyasi bölgeler kuruldu. Kızıl siyasi iktidarlar olmasa bile, devrimcilerin, ya da devrimci milliyetçilerin kontrolü altında olan, silahların konuştuğu, rejimin tedirgin olduğu, -o ölçüde ki, Ben-i Sadr diyor ki: “Kürdistan'ı alana kadar postallarımızı çıkartmayacağız”diyor-kurtarılmış alanlar ve gerçek kurtuluş potansiyeli ortaya çıktı. Yani demek ki, iktidarda değiller Kürdistan'da. Böyle bir durum vardı Türkiye Kürdistan'ının yanında; ve Orta-Doğu'nun devrimiyle birleşilmesini isteyen İbrahim'i “okumaya”(!) devam edenler, bu devrime karşı son derece lakaytlardı! Hatta o tarafa doğru “gönderilenlerin” tavırları sıfır derece lakayttı. Oradan gelen raporlar, önerilen şey, sıfır derece lakayttı! Oradaki büyük fırsat döneminde, aynı dönemde Türkiye'de de silahlı mücadelenin kabardığı dönemde, binlerce insan silahlı mücadele veriyor ve örgütlenmek istiyor. TKP/ML önderliği hangi telden çalıyor? Kendileri söylüyorlar: “Dersim'de üçyüz genç istiyordu silahlı örgütlenmeyi, bizim silahlarımız yoktu, örgütleyemedik” diyenler, dinlesin! O zaman fırsat vardı. Türkiye'de Partinin tabanını genişletmek bir, feodalizmin ağırlıklı olduğu yerlere kaydırmak iki, enternasyonalizm icabı üç, Kürdistan sorununa önderlik icabı dört, çizgi çatışması icabı beş, İran Kürdistan'ında 5000 gerillanın eğitimi mümkün ve zorunluydu! Abartıyorum biraz belki, 4000 gerillanın eğitimi mümkündü! Orada Sanandaj'da, Keraftu'da, Revanşar'da savaşan, binlerce peşmerge vardı. Bunlarla birlikte savaşmaları, silahlı eğitim görmeleri, silahlanmaları mümkündü! O dönemde İran'da Amerika, Mao'nun dediği gibi, o dönemde Şah yoluyla devrimin dolaylı levazımatçılığını yapıyordu.
Oradaki devrimci güçleri “silahlandıran” güç ABD emperyalizmiydi. İran ordusunun en modern silahları, helikopterleri, tankları da dahil olmak üzere kitlelerin ve devrimcilerin elindeydi. Devrimciler binlerce silahı nereye gömeceklerini bilemiyorlardı, saklamak için.
O dönemde 4000 kişimizin orada örgütlenmesi, Kürdistan'ın nasıl kurtulacağının, enternasyonalizmin ne olduğunun gösterilmesi, oradan vurulup aktarmalı şekilde, devre devre dolanaraktan, parça parça giderek, parça parça gelerek sınırlar laçka edilip, Hakkari, bütün İran sınırındaki Kürdistan bölgesi ayaklandırıla bilinirdi. Kızıl siyasi iktidar kurulmasa bile, bal gibi de bu eğitim yapılırdı. Bu girişimler yapılırdı. Bu girişimin bıraktığı miras bizim olurdu.
Buraları da PKK'nın beleş alanı olmazdı. Bunu böyle düşünmeyi engelleyen sorunlar, bunları böyle düşünmeyi, bunun şartlarını aramayı engelleyen sorunlar siyasi-ideolojik çizgideki bu büküklükten gelir. Cuntanın da geldiğini görecektin üstelik; bir de İran devrimini böyle duyarlı gözlediğin takdirde! Biliyorsun ki, İran devriminde, ABD emperyalistleri fazla üzerine varmadılar, korkuyorlardı. Varırlarsa; bir, İran Rusya'ya kaçabilir. İki, kaçmasa bile yalancı önderler düşer, proletarya öne geçebilir, çok daha keskin bir sınıf ayrışımına hazırlık olabilirdi. Bunun için, ABD kolladı Humeyni rejimini; “biz yola getirebiliriz” diye. “Şantaj ve dışarıdan savaşı getirerek, bilmem ne çeşitli yollardan darbelerle yapabiliriz.” Fazla varmadılar üstüne.
Ama bölgede böyle muazzam bir devrimin patlamasını, başka yerlerde boğmanın yolunu aramayacakları anlamında değildi. Özellikle Türkiye'deki gelişmelerden ötürü de, koşullar Türkiye'de azılı basıp gelmelerini şart olduğunu emperyalistlere okuyordu. Fakat bizimkilere okumuyordu. MK'ya okumuyordu. Eğer okusaydı, dünya tahlili, dünya çerçevesine bakarak okusaydı bu tahlil; bir, demin anlattıklarım, iki, bundan ötürü cunta geldiği zaman çok daha elverişli konumlarda olabileceği, Hakkari, İran sınırı, bırak “Dersim, Dersim” demeyi, İran sınırı boyunca, bütün sınır bölgelerinde şanın, şerefin, kızıl bayrağın, klaşinleriyle tanınmış, güç toplamış, binlerce askerinin olabileceğini anlardın. Talabani'sinden Mesut'una kadar Kürdistan Demokrat Partisi (İran)'a kadar, hepsinin sırtını yere getirecek güçlere sahip olabilecek bir durumda olabilirdin.
Böylesi hayali görmeyi yasaklayan varsa, gülümseyen varsa, ortaya çıkarılmalıdır! İdeolojik açıdan, bugün kalkıp “İran Komünistler Birliği (İKB) düştü” diyenlere soruyoruz. O zaman İKB devrim yapmaya çalışırken, devrimci demokrat, komünist eğilimli devrimci demokratlıktan vazgeçip, milliyetçilikten vazgeçip, senin sınıfının iktidarı muhakkak İran'da alacağı, bizim kızıl siyasi iktidarın İran'da kurulması konusunda var gücünle yüklenip konuşmalar, tartışmalar, askeri antlaşmalar, bütün bunlara aktif bir şekilde girişip, onların da hatalarını düzeltme anlayışına sahip olabilirdin. Ama bir açıdan düşünüyorum da çok daha kötü de olabilirdi. Bizimkilerin silahlı ekonomizmi, onların da burjuva milliyetçi sapmaları ile birlikte, yenilgileri daha da önceden gelebilirdi. Belki ilişkiye geçmediğiniz daha iyi oldu. Ama bizim arzumuz, çizgide bu hata olmasaydı, İran'da çok daha iyi durumlar olabilirdi. Türkiye Kürdistan'ında da iyi olabilirdi. TİKKO'nun sayısı 5000 civarında olabilirdi. Kızıl siyasi iktidarlar veya da geçici olarak yenilmiş kızıl siyasi iktidarlarımız olurdu.
Silahlı ekonomizmin düşman cephesinde düşmesi ile, kızıl siyasi iktidar kuran kızıl çizginin haklı olarak kurduğu iktidarı güç dengesinden ötürü yitirmesi: iki ayrı mirastır bunlar; bunların birisiyle komünizme gidilir, öbürü ile pişmanlığa, yılgınlığa, inkarcılığa gidilir. Davadan vazgeçilmeye gidilir. İbrahim'in mirası ile komünizme gidilir.
Kızıl siyasi iktidarları gerçekten Hakkari'de, makkaride kurabilirdik. Daha da başka sorunlar gündeme gelirdi. Belki Kürdistan'da kızıl siyasi iktidarlar İran'da kurulabilirdi. Bizim Kürdistan'ın da oraya ayrılma sorununu gündeme getirebilirdik. Arkadaşlar, böyle düşünülmemesinin sebebi, siyasi-ideolojik çizgiden gelmektedir. Bunları şayet latife, fuzuli, lüks görmeye devam edecekse MK, MK bilsin, bütün yapacağı şeylerin sonu hüsrandır.
Çünkü dünya çapındaki olaylar, proletaryaya diyor ki, dünya çapında hükümdarlık sürmek için, dünya çapında emperyalist plan yapanların planlarını boşa çıkaracak bir ufuk genişliği lazım sana. Siyaset ustalığı lazım, ve de fırlama bir proleter tavrı lazım, başka anlatım tarzı yok! Başka anlatım tarzı yok! Ne yapacağım, edeceğim, ben buradan vurup gideceğim, bu adamların “her şeyinden, her müşkülatından faydalanacağım, yırtacağım kefeni” anlayışı. Bu iki şey, kararlılık ile bu ufuk bir araya gelmedikçe, büyük hülyalar ve muazzam direniş, direnç, kararlılık bir araya gelmedikten sonra, bu da kendisini siyasi çizgide bütünleştirmedikten sonra, maalesef senin önünde duran problemler de muazzam problemler olmaya devam edecek, önünde duran fırsatlar da kaçıracağın muazzam fırsatlar olmaya devam edecek.
Lenin Marks'tan alıntı veriyor; Marks diyor ki (Yunan mitolojisinedir atıf) : Mitolojide bir tema vardır. Canavarlar vardır. Canavarların dişini sökersin toprağa ekersin, oradan canavarlar ürer, dedi ki Marks kendisinden sonra konuşanlar hakkında, “Canavar dişi ektim, pire biçtim” diyor.
İbrahim de canavar dişi ekti, pire biçiyor. Önümüze çıkan fırsatlar canavarların yemesi gereken fırsatlar. Canavarların dişleri var; bir de bu “kara kaplı” eser. Canavarın dişleri var: İbrahim! Bu dişlerin ekilmesi lazım. “Kara kaplı” ekilerek olmaz bunlar! Bunun geliştirilmesi lazım. Burada kan kokusuyla, böyle hırsla koşan proletaryanın bugünkü bir yorumu olması lazım.
Türkiye'nin kızıl yürüyüşü, uzun yürüyüşü, Dersim, Hakkari, Van, Sanandaj Kürdistan'a girip, Sanandaj Kerkük'ten geri mi geliyor, gelmiyor mu sorunu var.
Mücadelenin ne şekilde yürütüleceği, kızıl orduların nasıl korunacağı, dağıtılacağı, insanların ayağa kaldırılacağı, yeniden toparlanacağı, nerelere vurulacağı sorunlarında, yeni objektif şartlar, kargaşalıklar gündeme geliyor, fırsatlar gündeme geliyor. Buradaki mesele, geliştirilen Orta-Doğu devrimi ile birleştireceğiz, fırsatlarıyla birleştireceğiz, ideolojileri birleştireceğiz, örgütlerin işbirliğini yapacağız. Mao diyor bunların geliştirilmesi lazım. Şimdi anlattığım sorun bu. Bu hayal değildir. Bu komünist, devrimci enternasyonalist, Lenin'in hiçbir engeli kabul etmeyen, her şart altında iktidar diye bağıran ruhu olmadan, bunlar görülemez.
Arkadaşlar, bunların görülmemesi, bu bakış açılarının olmaması, anlattığımız silahlı ekonomist, komünist eğilimli devrimci demokratlık, bu iki pas yaratan eğilimin, Parti çizgisine musallat olmasından ötürüdür.

Silahlı Ekonomistlerin
Mao Zedung Düşüncesi Düşmanlığı, Kendiliğinden Mevcut
Burjuva İdeolojisinden Kaynaklanır:

Bakın silahlı ekonomizm konusunda örnek vereceğim ve biraz da uluslararası sorunlara değineceğim. MK'cı arkadaş, küplere biniyor, küplere: “Devrimci demokrat diyor, yani adamdaki cürete bak” diyor MK'cı, ''cürete bak, cürete bak... bana devrimci demokrat diyor.'' Sanki ideolojiler, senin kendini ne ile adlandırdığınla ölçülüyor; nasıl baktığınla ölçülüyor!
Silahlı ekonomizm ve devrimci demokratlık, komünist eğilimli devrimci demokratlık, bu iki öğe kendisini bir çok açıdan gösteriyor. Mesela, silah patlatarak, siyasete ihtiyaç olmadan silah patlatma eğilimini gösteriyor. Ekonomist eğilim, teoriye, bilince önem vermemekle gösteriyor.
Pedagoji anlamayın lütfen, pedagoji kastetmiyorum. “Marks orada ne demişti, Almanya'da köylü savaşı nasıl olmuştu, bunları bize öğretmediler” değil sorun, sorun o değil. Onları, Parti hiçbir zaman öğretmeyecek. Boş zamanınızda sırf zevk için okuyacaksınız. Siyasi tartışma, tahlil, M-L-M bıçak gibi kesici tahlil, teorik araştırma, teorik üretim, güncele ilişkin teorik üretim, bunlara önem vermeyişle birleşir. İster istemez de milliyetçiliğe kayar. Mao Zedung sorununda kendisini gösterdi. Bakın nasıl birleşti. Hiç suni bir şeye gerek yok. Bal gibi birleşip ortaya çıkıyor.
Proletarya açısından Mao Zedung Düşüncesi tayin edici bir meseleydi. Mao ölmeden önce, İbrahim bunu biliyordu, farkına varmıştı, vurguluyordu Mao Zedung Düşüncesi'ni. Ama Mao öldükten sonra tayin edici bir mesele oldu, çünkü ayrışım çizgisiydi. Sosyal-emperyalistlerle, oportünistlerle, revizyonistlerle M-L'ler arasında ayrışım çizgisi idi ve saldırı altına geldi, bu ayrışım çizgisi bulandırılmaya çalışıldı. Bu Mao'nun katkılarına saldırma temelinde yapıldı. Bu açıdan proletaryanın, revizyonizmden köklü kopuşunu engelleme faaliyeti başladı. Proletaryaya yeniden revizyonizmle barış kurdurma faaliyeti başladı. Bu faaliyete TKP/ML, anlattığım iki eğilimden ötürü merkezciliğe, bu dalaşta merkezciliğe prim veren durumlara düştü. Ve prim vermemenin gereğini de kesinlikle hala yapmamıştır. Belli dönemlerde biraz daha iyi, biraz daha kötü olmuştur, ama hala bu görevi yerine getirmemiştir!
Çünkü Mao Zedung Düşüncesi'ni, proletarya bu silahı kuşanmazsa, kızıl siyasi iktidarını bile kuramayacağı, dahası hatta bir Parti toplantısının bile demokratik yapılamayacağı, daha başkasını, ordu bile örgütlemeye gidilemeyeceği, ondan sonra bırakın sosyalizmde sınıf mücadelesi yürütmeyi falan filan, bugün şu anda doğru tavırların konup, hayata geçirilemeyeceği açıktır.
Çünkü bu geçiriliş sırasındaki bıçağın ucu platinli, keskin, sert metali ile bilenmiş yeni ucu, MAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ'dir. Bu olmadan hiçbir şeyin olmayacağını kavramamak ekonomizmden gelir.
Ekonomizmin teoriye, bilinç unsuruna, bilincin oynayacağı role, üst yapıya, siyasete önem vermeyişinden gelir. “Mao'yu öyle de savunurum, böyle de savunurum, Mao Zedung Düşüncesi desem de olur, demesem de olur” pişkinliği nereden geliyor?! Bıçağın yeni ucunun fazla önemi “olmadığından” geliyor. Mao Zedung Düşüncesi istersen de, istemezsen de deme! Şu açıdan ikisi de fark etmez: çünkü içini kavramıyorsun! İstenen şudur: İçinin kavranması lazım! Mesela şunun denebilmesi gerekiyordu: mesela, proletarya Rusya'da Stalin'in ölümünden sonra, siyasi olarak yenildi. Çin'de Mao'nun ölümünden sonra siyasi olarak yenilmedi. Proletarya her iki kez de iktidarını kaybetti. Birisinde siyasi ve ideolojik olarak yenildi, öbüründe yenilmedi. Çünkü yenilgi olgusuna, iktidar olgusuna, kim geldi, kim gidiyor, bu toplumda ne oluyor, bu kimin iktidarı konusunda, SB'nde kafa, işçi sınıfı, bilhassa ileri kesimi “burjuvazi geldi, yeni burjuvazidir, vardı zaten, çabalıyordu, geldi, şimdi kafam açıktır, bu böyle oldu, ben şimdi mücadele yürüteceğim buna karşı” şeklinde bir yorum yapamazdı. Çünkü, Stalin, onları buna karşı silahlandırmamıştı. Parti bu konuda Mao'nun eleştirisine sahip çıkıp anlamalıdır; o eleştirisinin ne olduğuna, sahip çıkmamıştır. Ama Çin'de öyle değildi. Senelerce, “bu nihai zafer değildir.
Dünya çapında komünizm olmazsa zafer olmaz. Yenilen sınıf yeniden mücadele edecektir. Çin'de geri dönüş tehlikesi vardır. Lin Piao gibileri gelirse, bir sene içinde diriltirler kapitalizmi, bunu her sene, her an kendimize hatırlatmalıyız Nihai zaferden bahsetmek gerçeklere uymaz” diye direten, hem de Kültür Devrimi'nin en başarılı anında direten Mao Zedung'un kendisidir. Bu şekilde eğitilen kitleler, sınıfların hala varolduğunu, hala mücadele olduğunu biliyordu.

Bu Sefer Proletarya Yenik Düşmedi! Mao Zedung Düşüncesi Olmadan Revizyonizmden Ayrılınamaz!

9. Kongre'de vura vura söylediği şey Mao'nun, zorla Kongre raporuna, anayasasına soktuğu kelime şudur: İşçi sınıfının burjuvaziyi Çin'de DEVİRMEK diyor, D-E V-İ-R-M-E-K hakkı vardır, komünist önderlerin ve kitlelerin! Demek ki “devirecek”, ezmeyecek, eritmeyecek; DEVİRECEK! İktidar mücadelesi verecek sürekli olarak, anayasada hak olarak bu yayınlandı.
Bunlar önemli şeylerdir. Revizyonistler iktidara gelir gelmez ilk işleri ne oldu. 11. Kongrede yeni yazdıkları madde ile “Devirmek” cümlesini çıkarttılar; “ortadan kaldırma” kelimesini koydular. Eritme kelimesiyle, “Eliminasyon” kelimesiyle değiştirdiler. Eliminasyon değil, devirme hakkını koymuştu Mao; DEVİRECEKLER. Zaman zaman, dönem dönem, revizyonistler, yeni burjuvazi alaşağı edilecek. “Bu böyle, bunu bil, bu sosyalist toplumun tabiatının olgusudur; hazırlan, kendini kolla.” Bu eğitimin derecesini anlatmak için bir örnekti. Milyonları, yüzlerce milyonu ile devrimci kitlenin komünizm için muhteşem mücadeleler verdiği o “çılgın” yılların manzaraları. Verilen mücadelenin heybetini anlatmak istiyorum; tekrar etmek istemiyorum.
Şunu da vurgulayayım, bu şekilde eğitilmiş olan proletaryanın kafası açıktır. O yüzdendir ki, geri dönüşün hemen ardından Çin'de M-L-'ler şap diye tavır koyabiliyorlardı. “Yeni burjuvazi geldi, karargahı şudur, yaveri budur, bu sene de bunu yaptı. Şu toplantının şu anında herifler buradan girip bu işi becerdiler, uzun zamandan beri hazırlanıyorlardı. Mao da uyarmıştı” tavrını koyabilip kafayı ayık tutuyorlardı. Geri dönüşte ne oldu? “Sosyalizm berbat bir şey olabiliyor galiba” bulantısı içinde değillerdi. Bu büyük bir farklılık mı? MAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ'nin getirdiği büyük nitel farklılıktır.
Tekrar ediyorum. Bu sefer Çin'de, geriye dönüşte Çin'de, proletarya siyasi olarak yenilmemişti. Bunu diyemeyen dil, Mao Zedung Düşüncesi de diyemez. Hayır, belki der ama benimle de didişir, bu görüşlerle didişir durur. Bunun önemi burada yatıyor; Mao Zedung Düşüncesi diyemedi, ayrışım çizgisi haline getiremedi! Kongre önerilerinde, konferanslarında getiremedi ve bu durumun getireceği zararları sürekli olarak küçümsedi. 1. Konferans'ta Mao Zedung Düşüncesi düşürüldü. Bundan da öte, Mao'nun ustalıktan düşürülmesi için de her şey yapıldı. Şartları da hazırlanıldı.
Bu kabul edildi, indirildi, konferans kararı kabul edildi, sindirildi. Konferans'a gelindi, bu düzeltilmedi tam anlamıyla.
1. Konferans M-L'dir, 2. Konferans da M-L'dir. Ama vazifelerini tam anlamıyla yerine getirememişlerdir. Özellikle 2. Konferans: 2. MK'nın sağ oportünist hatta olmasının sebebi, 2. Konferansın kapaması gereken gedikleri kapamamasından ötürüdür. Bir çok gediği, eksiği, önemli hataları vardır 2. Konferansın. Ama kıvırtmayalım 2. Konferans M-L'dir. Şu anlamda, lök diye düşecek Partiyi, ııııhhhh diye çekip M-L safa geri çıkartıp orada tutacak derecede M-L'dir. Ama bu yetmedi, MK'nın ideolojik erimesine, oportünist yönlenmesine karşı yetmedi. Yetmediği için, ardından, 2. Konferans'ın ardındaki hataları da eritecek siyasi berraklık getirmedi ve zaten MK'nın böyle bir birliği de yoktu. “Fahri Üyeler”(!) (FÜ)'lerin bu konudaki mücadelesi çok önemli derecede eksiktir. 2. Konferans'ta, Mao Zedung Düşüncesi'ni ayrışım çizgisi diye çekmeleri zaruretti. FÜ'lerin verdiği mücadele görülüyor; ama çok önemli eksiklikler var. Ama FÜ'lerdedir, 2. Konferans'ın bu anlattığımı başaramama sorumluluğu esas olarak onlardadır. Ve keza bunlardan ötürü ve dolayısıyla da 2. Konferans'ın başaramadığı, yeniden Partinin sağ oportünizme sürüklenmesinin sorıımluluğu da genel olarak FÜ'lerdedir. Bunun için Mao Zedung konusunda, MZD'ni savunduğunu söyleyenlerin ayrışım çizgisi diye zorlanmamalarının sorumlusu FÜ'lerdir. Stalin ile Mao'yu aynı seviyede savunmayı önerenler FÜ'lerdir. Mektupları açın okuyun.
Stalin ile Mao'nun arasındaki durumu nasıl ele alıyor FÜ'ler; mektubu okuyun. “Stalin'in hataları vardır. Mao ondan çok daha ileridir, daha tutarlıdır, daha diyalektiktir, hataları çok daha azdır, Mao çok daha heybetlidir” diyemiyordu FÜ'ler! Diyemezdi, onu diyemeyince, Mao Zedung Düşüncesi de denemez Partide. Denemeyince Mao Zedung, bıçağın ucu gider, bıçağın ucu gidince, MK'nın tümü gidecek kadar her şey gider. Bu iş gerçektir, ideolojinin hayata dönüşmesi diye buna derler, MZD'nin inkarı maddeye dönüşür; sağ oportünizmin iflası şeklinde olur!
Mao Zedung Düşüncesi'nin kabulü, dünya işçi sınıfının komünizme yükselen doruklarda en yüksek seviyeye, şimdiye kadar ulaşılmış seviyeler içinde en yüksek seviyeye kadar ulaşılmasının bütünsel ideolojisinin kabulüdür; bu, zafer sağlayan bir güce, maddi güce dönüşür; bu iki farklılık konusu, bizim MK için her zaman bu siyasi sorunlar, bizim MK için her zaman, -ekonomist kafa yapısından ötürü önemsizdir.
Bu, siyasetin ekonomiden önce gelmesinde Lenin'in öğretisine terstir. Siyaset her şeyin can damarıdır, siyasi düşünce doğruysa muazzam güce dönüşür, gibi tespitler, edebiyatın lafları değil, sınıf mücadelesinin dinamiğinin motorlarıdır. İşletilmeye yarayan şeylerdir. Bunlara önem verilmeyişi kendisini böyle gösteriyor. Uluslararası komünist harekette de Mao Zedung'un savunulmasına pek az yardım edildi. Mao Zedung Düşüncesi'nin savunulmasına darbe vuruluyordu.
Mao Zedung Düşüncesi söylenmeden, revizyonizmden ayrılınamaz! Artık TKP/ML için bu önemli şey gelmiş çatmıştır, hala Üçüncü Konferans'ın önerilen gündeminde Mao Zedung Düşüncesi'nin ayrışım çizgisi haline getirilmesi önerisi yoktur. De gel de söyle, bu MK'ya biz ekonomist dediğimiz zaman uyduruyormuşuz!
En tayin edici ideolojik sorun, üçüncü kez konferansın gündeminden kaçmaktadır! Revizyonizm ile ayrışım çizgisi, Üçüncü Konferans'ta hala yoktur ve olmadığı halde Mao Zedung Düşüncesi'ni savunan Deklarasyon'un üfürülüp üfürülüp yeryüzünden süpürülmeye çalışılması, Türkiye'den özellikle üfürülüp oportünizme atılması gündemdedir. Ama konferansta bunu nasıl becereceğinizi bilemiyorum ben; yani Mao Zedung Düşüncesi'ni savunma üzerine yükselen Deklarasyon'un reddedilmesini konferansta önereceksin, ama konferans Mao Zedung Düşüncesi'ni tartışmadan bu işi yapacak! Peki, o zaman, geçmişten beri Mao Zedung Düşüncesi demeden yapılan şeylerle sen bu kararı alabileceğini mi düşünüyorsun, veya sen bu kararı Komünist 12'de yayınlanan yazının eklektik, kırma, Mao Zedung Düşüncesi'ne saldırı mahiyeti olabilecek şekilde, bulanık muhtevasıyla yapacağını mı zannediyorsun? Mao'nun dediklerini toparla toparla, muskaya çevir; bunları zaten Lenin demişti diye Lenin'in ağzına tıkarak mı yapacaksın?!
Şimdi, benim birinci bölümde anlattığım şeyler, şu iki tezin belli detaylarda açıklık kazandırılmasına hizmet eder. Amaçlanmıştır özel olarak; mecburidir. Silahlı ekonomizmden ne kastediliyor? Nasıl iflas etmeye mahkumdur? Komünist eğilimli devrimci demokratlık nedir? Niye Parti içinde objektif olarak her zaman mevcut olacaktır, ve ne gibi hatalar getirecektir? Bunlar birleşince nasıl MLM siyaseti köreltiyor, paslandırıyor ve fırsatları da kaçırtıyor?

Proletaryanın İktidarı İle Proleter Dünya Devrimi Arasındaki ilişki:

Buna bağlı olarak uluslararası komünist harekette bir sorun vardı. Sovyetler Birliği'nin diplomatik hesapları bile, KP'ler tarafından siyasi olarak aynen uygulanmak zorunda kaldı, ve “bu proletaryaya her anlamda yarar” diye yorumlandı. Bu doğru değildi. Stalin bunu yaparken, Hitler'le yaptığı antlaşmalar vs. dahiyane taktiklerdi, bu taktiklerin yapılması doğruydu. Fakat Sovyetler Birliği'ndeki proletarya diktatörlüğü için bu kadar yararlı olan taktiklerin, mesela Almanya Komünist Partisi tarafından da ilk siyaset haline getirilmesi doğru değildi. Çünkü Almanya Komünist Partisi'nin, proletarya çıkarlarını temsil edebilmesi için uygulaması gereken ile, Sovyetler Birliği'nin uygulaması gereken şey arasında bir çelişki vardı. Normal olarak, çelişki olarak düşünülmesi lazım, çelişkisiz düşündün mü, Sovyetler Birliği'ne yarayan her şeyi öbür KP'ne de yarar diye ilan edersin. O zaman olmaz.
Onun için Mao uyanık olarak cevap veriyor o konuda. Diyor ki: “Sovyetler Birliği öyle yapıyor diye, kapitalist ülkelerin halklarının da öyle yapması gerekmez”, diyerek diyalektik düşünce tarzının ürünü ile, o gün bile eleştiri getirebiliyor.
Ama Mao hakkında, uluslararası komünist hareketin bir parçası olduğu için, Mao Zedung Düşüncesi sorunu ile ilişkisi olduğu için şunu da söyleyelim: Mao'nun iki şeyden kopması gerekiyordu, uluslararası komünist harekette iki tane yanlış eğilimden kopup ileri gitmesi gerekiyordu.
Bunlardan bir tanesi sosyalizm sorunuydu; o zamana kadar bilinenlerden kopup nitel olarak ileri sıçraması gerekiyordu; ML nezdinde ileri sıçraması gerekiyordu. Bunu yaptı Mao. Ama Mao'nun yapamadığı sorun uluslararası komünist harekette demin anlattığım teorik soruna verilen cevapta bu işin böyle olmadığı, o ikisinin arasında çelişkinin varolduğu, buna göre ele alınması gerektiği sorununda, uluslararası komünist harekette genel olarak doğru diye bilinen bu eğilimden tam anlamıyla kopmadığı için, dünya savaşının gündeme geldiği 70'Ier döneminde, Mao'da da Üç Dünya-vari gibi bazı eğilimlerin, -Teng Siao-Ping revizyonizmine karşı olsa bile böyle eğilimlerin olmasının sebebi, Mao'nun takdim ettiği yeni bir hata değil, uluslararası komünist harekette eskiden beri varolan bu şeyin yanlış ele alınmasından kaynaklanan bir hatanın, Mao'nun bütünsellikli kopmayışından ötürü, Mao'da da 70'lerde tezahür etmesinden başka bir şey değildir.
Çünkü şayet, Sovyetler Birliği'nin baş düşmanı Alman emperyalistlerinin bütün dünya halklarının baş düşmanı olarak gösterilmesi doğru bir taktik idiyse proletarya için, o zaman geri dönüşten sonra, özellikle 70'Ierde Sovyet sosyal-emperyalizminin Çin için gerçekten baş düşman olduğu ve savaş etmenlerinin de artma eğilimi gösterdiği bir dönemde, Sovyet sosyal-emperyalizminin de dünya halkları için baş düşman gösterilmesi konusunda, “herhalde uluslararası komünist hareketin deneyip doğru bulduğu” diyordu Mao kopmadığı için, “bir taktiktir, böyle yapılabilir” diyordu.
Ama gocunmaya da başlamıştı. Şanghay Kominikesi yazılmaya başladığı zaman, Mao diyordu ki, evet ABD ile Rusya'nın arasındaki çelişkilerden faydalanılacak ama kesinkes biz devrimci olduğumuzu, bütün devrimleri de bal gibi her zaman destekleyeceğimizi yazacağız diyordu.
Devrimci demokrat Çu En-Lay, bizim ekonomistlerimizin yandaşı eski “devrimci demokrat” sonradan yeni burjuva-revizyonist Çu En-Lay'ın yazdığı, Kissinger'le yazdığı kominikeyi Mao yırttı, yırttıklarını Çu En-Lay'ın eline verdi. “Götür bunları Kissinger'e göster, biz böyle bir şey yazmayız” dedirtti. Kissinger'in hatıralarında yazıyor bu. “Hayalci” Mao, yine hayalci Mao, orada Şanghay Kominikesi'ni doğru şekilde yazdırttı; görülüyor mu şimdi? O hataya yatıp, o anlayışa hemen yatıp, Üç Dünya Teorisi'ni Mao'nun izni olmadan Kominike'ye sokmaya çalışan, o cins şeyleri sokmaya çalışan Çu En-Lay burjuva demokratı idi ve bu burjuva demokratların uluslararası komünist hareketteki bu hataya, “ 'benim ülkeme' yarayanı öbürlerine de yarar sayarım” eğilimine duyarlı olmadıklarını, olmayacaklarını gösterir.
Ve ondan ötürü diyoruz ki, bizim burjuva demokratlarımız, komünist eğilimli burjuva demokratlarımız da, uluslararası Komünist hareketteki bu hatanın Deklarasyon'da eleştirilmesine tahammül edemezler, Çu En-Lay nasıl fiilen kominike yazarken tahammül edemediyse, eleştiremiyorduysa, bizim ekonomistlerimiz de eleştiremezler. Çünkü Deklarasyon'un o kesimi, “bunu yapma bir daha” diye uyarı getirmeye başlıyor.

Stalin'i İnkar Edenler, Onun Doğruları İle Yanlışları Arasındaki Farkı Göremeyecek Kadar Alıklaşanlardır:

Bunun başlangıç tezi olmasından yararlanmaya çalışan ekonomistlerimiz de buradan gidilip Stalin'in hepsi inkar edilecek diyorlar, doğru değil, doğru değil. Çünkü, aynı hatanın Mao'da da sınırlı da olsa bir dönem bazı tezahürlerini gördüğümüzü söylüyoruz; ve aynı yerde Mao'nun, Mao Zedung Düşüncesi diyerek büyük usta ilan edilmesinin gerekli olduğunu da söylüyoruz, ve Stalin için de bu geçerlidir; Stalin ustalıktan düşürülemez. Komintern sorunu budur ve nitekim bu hatalar Komintern'de görülmediği müddetçe tekrar edilecektir. Tekrar edildiği takdirde uzlaşmacılık gündeme gelecektir, uzlaşmacılık sınıf uzlaşmacılığı gündeme gelecektir ve dünya savaşının şartlarının ağır bastığı şartlarda bu artık teorik olmaktan çıkacak, sürüklenerek burjuvazinin kuyruğuna düşme tehlikesi gösterecektir; ve gerçekten daha önce söylendiği gibi, Parti bunlara dikkat etmediği takdirde Doğu Perinçek-vari bir duruma gitmesi kaçınılmaz olabilir. Partinin bugün Doğu Perinçek ile bir ilişkisi yoktur, Marksist-Leninist'tir. Parti önderliğinin sağ oportünist çizgisi vardır. Bu sağ oportünizmin uluslararası kaynaklarına bakmaz, tekrar etmeye çalışırsa, Çu En-Lay gibi, devrimci demokratların duyarsızlıkları gibi, Partiyi, Doğu Perinçek'in yanına kadar götürecek, en azından selin altında bırakıp götürecek durumda kalabilir.
Onun için bunlar önemli sorunlardır.
Ekonomizm sorununda da aynı mesele vardır. Ekonomizm diye eleştirdiğimiz sorun, bir komünist teşkilat çalışmalarına başlarken kişilerle, işçilerle, geniş kitlelerle ilişki kuracağı zaman ilk ele alıp kullanacağı metodun, onların acil talepleri olduğu veya İbrahim'in de eleştirdiği gibi, acil talepleri savunaraktan bilinç götürme veya Parti programını yaygınlaştırma, popülerize etme, -anlıyor musunuz? ekonomik demokratik talepleri kullanarak, acil talepleri kullanarak bunu yapma eğilimi uluslararası komünist hareketten gelir, bunu yapma eğilimi uluslararası komünist hareketin geçmişinde vardır. Komintern'de vardır bu eğilim. Onun için, eleştirisel olarak “hataları görelim” dediğimizde, ekonomistlerimiz, Komintern'in bu belgelerini hiç eleştirisiz okurlar, yutarlar, yutarlar, geviş getirirler.
İbrahim Kaypakkaya'nın bu hataları yutmamasının sebebi ise: Uluslararası Komünist hareketteki ekonomizm dalgasını -ekonomizm bir, Üretici Güçler Teorisi iki, mekanik materyalizm üç bunları kıran şeyin, Kültür Devrimi'nin kızıl kasırgası olduğu için ve Kültür Devrim de uluslararası komünist hareketin ekonomizmini kırdığı için, Ne Yapmalı'yı dirilttiği için, bu kızıl kasırganın evladında, İbrahim'de, bu ekonomizm belirtileri yoktur. Ama kızıl kasırgayı, dolayısıyla Mao Zedung Düşüncesi'ni takdir etmeyenler, elbette bu kızıl kasırganın uluslararası komünist hareketteki hangi yanlışların hangilerine değindiğinin de, düzelttiğinin de farkında olmazlar. Onun için de uluslararası komünist hareketin o kesimini de tekrar etmeye çalışırlar.
Mesela Stalin'in şöyle bir önermesi vardır. Zannedersem 14. Parti Kongresi Raporunda diyor ki: İktisadi mücadele nişanını kazanmayan., komünizm propagandası yapamaz. Acil talepleri (tercüme edeyim birazdan ne anlama geliyor) acil talepleri savunarak kitlelerin desteğini kazanmayan, komünizm veya devrim propagandası yapamaz. Yani önce iktisadi, acil taleplerin üzerinden çalışacaksın, sonradan siyasetle uğraşacaksın, onlara siyaset götüreceksin. Bu, kitleleri ekonomizm lapasıyla beslemektir, aşamalı bilinçlendirme teorisidir. Stalin'in bu reçetesi gerçekten vahim, kötü bir reçetedir, kötü bir reçetedir, bunu böyle söylemek zorundayız. Stalin'in tek söylediği ne budur, ne de Stalin bundan başka bir şey söylememiş filan diye bir şey yok, ne de Stalin usta değil deniliyor.
Ekonomist kafa, Lenin'den, Stalin'den okuduğu zaman, hep böyle iktisadi mücadelenin vurgulandığı yerleri seçer. Genel olarak bilinç nasıl götürülür diye koskoca kitabı (Ne Yapmalı'yı) seçmez, alır oraya Sol Komünizm'i kolunun altında gezer. Bilinç sorununa ilişkin olduğu zaman, “bilinç nasıl gidecek, bilinç ve kendiliğindencilik arasındaki teorik probleme cevap verelim, baylar, bunun cevabı evrenseldir, bu böyle verilir” diyen Ne Yapmalı fazla değer taşımaz ve Stalin de bütün öbür söylediklerinin yanısıra böyle bir şey söyledi mi, o söylediğine kapılınıp gidilir. Bu açıdan ekonomisttirler.

Ne Yapmalı İle Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı'nı Karşı Karşıya Dikenler oportünistlerdir:

Marksizm-Leninizm'in çeşitli problemleri vardır. Mesela, ayaklanmanın, iktidarın gündeme geldiği dönemlerde farklı problemler vardır. Sol Komünizm'i koltuğunda taşıyanlar için, bundan sonra ne için taşımaları gerektiğinin uyarısıdır. Bu, bizim için de geçerlidir. Sol Komünizm hangi cins teorik problemleri çözer, koltuğunda taşıyan o günlere gelmek için çalışmak zorundadır.
Sol Komünizm 20'lerdedir; 20'lerde İngiltere ve Avrupa'da Komünist partilerinin varoluşu, küçük büyük varoluşu, kitlelerin hareket halinde oluşu, aralarında sosyalist maskeli burjuva partilerinin, emek partilerinin bulunuşu, bu geniş işçi kitlelerinin büyük kesiminde, devrim için kazanılması gerektiği şartlarda, bu kitlelerin yalancı, reformist partilere kaybedilmesini engelleyen, teorik problemlerin çözümü içindir. Sol Komünizm bunu çözer, bunun için de Marksizm'in evrensel, bütünsel bünyesinin içindedir, bu problemi çözer. Ama Sol Komünizm, Ne Yapmalı'nın çözdüğü problemi çözer demek, tebeşirle peyniri karıştırmak anlamına gelir, iyi değildir. Peynir yemek yerine tebeşir yerse insan, böyle sapsarı kesilir -sarı kitapta da görüldüğü gibi.
Onun için Sol Komünizm'in yeri vardır. Rafta ikisi de bulunacak: Sol Komünizm, Ne Yapmalı. Senin problemin ne? Bilinç öğesini küçümsemişsin, teoriyi küçümsemişsin, ideolojiyi, siyaseti küçümsemişsin, senin problemin bu; kendiliğindenciliğe tapmışsın! Lenin diyor ki, kendiliğindencilikle bilinç arasındaki problemi çözdüm diyor. Eğer bana inanmıyorsan, 12 senelik faaliyete, 12 senelik faaliyete önsöz: Aç orayı, oku onu. Ne çözdüm diyor, Ne Yapmalı'da ben ne çözdüm diyor, Ne Yapmalı'da Rus Sosyal Demokrat Partisi neyi çözdü diyor. Kendiliğindencilikle bilinç arasındaki problemi çözdü diyor. Senin bugünkü problemin budur. Ne Yapmalı'yı bana karşı alıntı bulmak için okuma, yanlış görüşlerini düzeltmek için oku, İbrahim'in dediği gibi müteveffa Rus ekonomistlerini götüren... MK Temsilcisi: Sol Komünizm'i savunmuyorsun, düşüncen o.
MLM Kanat Sözcüsü: Müsaade et. Banttadır, dinlersin cevap verirsin. İbrahim'in vurguladığı müteveffa Rus ekonomistlerinin panzehiri olan şey, bizim silahlı ekonomistlerimizin de panzehiridir. Onun için İbrahim'in o bölümünün, bizimkilerce, kitleler tarafından kullanılması yasaklanmıştır.

Kitle Çizgisi Deyince:

Biraz da kitle çizgisine değineceğiz. Bu şekilde demek ki yasaktır. Parti temsilciliği adına çıkıp konuşanlar, kitle derneklerinin kongrelerinde “O sayfalar KP'ler için geçerlidir, devrimci kitle teşkilatları için geçersizdir” diyecek kadar mantık zavallılıklarını ortaya koymaktadırlar. Burada varolan şey, azami demagoji, asgari mantıktır, varolan budur. Niye denmiş. Komünist partileri devrimci bilinci nasıl götürür diye anlattığı zaman İbrahim, şunu mu anlatıyor: Komünistler, kitlelerin bulunmadığı, kitle teşkilatlarının bulunmadığı yerlerde -bunun olduğu tek yer, tek yer SB-MK toplantılarıdır buralarda acil talepleri savunmadan -esas olarak temel almadan demek istiyoruz, yani İbrahim'in dediğini demek istiyoruz komünist bilinç götürmeye çalışacaklar, ama kitlelerin aralarına gittikleri zaman onu uygulamadan Komünist bilinç veya devrimci bilinç götürecekler. Bunu söyleyecek kadar zavallılıkla MK banttadır; o bantların mevcudiyeti de banta geçsin. 7. Kongre'nin bantındadır, bu araştırılsın.
Bu kitle çizgisi silahlı ekonomizmin, silahlı mücadele vermenin koşullarının olmadığı yerde, yalın yalın, dobra dobra ekonomizm olarak görülmektedir. Bu konsoloslukla bedelli askerliğin düşürülmesi için yarışa girmekte kendisini göstermektedir. Bir 35 saatlik iş günü talebinde, işçi aristokrasisinin talepleri veya işçiler üzerine işçi aristokrasisi tarafından empoze edilmeye çalışılan taleplerin kuyruğuna düşme şeklinde göstermektedir kendini. Onların dışında da, kitle teşkilatlarını ekonomik temel üzerine kurma, iktisadi mücadele temeli üzerine yerleştirme, bununla sınırlama şeklinde açık, berrak ekonomist olarak göstermektedir; ekonomist bir tavır olarak göstermektedir.
Şimdi bu konularda şey yapmamız gerekiyor. Gerçi şunu ben öneri olarak yapayım da, Lenin diyor ki bir yerde: Tarihin diyalektiği gereğince Marksizm'in teorik zaferleri düşmanlarını Marksist kılığına bürünmek zorunda bırakıyor diyor Lenin. Bundan ötürüdür ki, her kitaba sarılanlar hakkında diyor, hepsi hakkında diyor, sizi bir seçime davet ediyorum, kitaba alıntı için sarılanlar konusunda, hepsine söylüyor ve sizi seçime davet ediyor ve şunu diyor: Marksizm alabildiğine derin ve çok yanlı bir öğretidir. Bu yüzden Marks'tan alıntılara, hele yerinde kullanılmayan alıntılara, en fazla Marksizm'le ilişkilerini kesenlerin kanıtları arasında rastlanır, buna da şaşmamak gerekir. (Divan: Senin için demiyor onu değil mi? Sol Komünizm'e diyor) Bir dakika, müdahale etmeyin; sen bunu demeden, ben senin uyarını yaptım. Ben de dahil alıntı veren herkes için söylüyor.
Şimdi Lenin'in panzehiri Ne Yapmalı konusu, bizim kitle çizgisini ilgilendiriyor -esasında kitle çizgisi sorunu diye tanımlamak pek de doğru değil-, biraz kitle çizgisi konusunda konuşmak istiyorum, tezlerin neler olduğunu konuşmak istiyorum. Kitle çizgisini bir de mutlaklaştıran, bir kategori haline getirenlerin eğilimlerini de eleştirmek istiyorum.
Burada esas konuşulan şey, kitleler arasında komünizme giden mücadelenin verilmesi için yapılan çalışmayı ilgilendirir. Bu çalışmayı yönlendiren çizgiye kitle çizgisi denmiştir. Fakat bu ad giderek komünizmden soyutlanan, Komünist partisi orada, kitleler burada, MK içinde bu çizgi, SB içinde bu çizgi, komünist partisinin çalışması için bu çizgi, kitleler içinde çalışan kurbağalar için öbür çizgi şeklinde bir ayrışıma götürdüğü için birleştirmeye zorluyorum. Komünizm devrimi için, aşama aşama, yeni demokratik, sosyalizm, komünizm gidiş yolu için kitleler arasında çalışmayı yönlendiren çizgiye kitle çizgisi denilir; budur kitle çizgisi. Bu çizgiyi komünistler yönlendirir ve komünizm nüvelerini yeşertmek için, devrimi yapmak için yönlendirir. Kitlelerden öğrenmek, kitlelerin ruh hali, kitlelerin nabzı sorunları, bu konuları da tez olarak belirtmek istiyorum.
Kitlelerden öğrenmek bir ilahi kaide değildir (Kayda geçsin!), ilahi bir kaide değildir! Ama kitlelerden öğrenmek bilimsel bir kaidedir, bilimseldir! Çünkü kitlelerden öğrenmenin altında maddi bir sebep vardır. Toplumun çeşitli alanlarında varolup da, yaşam, üretim, bilimsel deney, sınıf mücadelesi gibi bir sürü karmaşık mücadelenin içinde milyonlarıyla, sayısızlıklarıyla varolanlar kitlelerdir. Buralardaki tecrübeler de maddi olarak bağlı oldukları için, bu tecrübelerden faydalanılması gerektiği için, maddenin tanınmasında elini kolunu daha fazla uzatman, bütün imkanları, hortumları kapman için gereklidir. Yoksa kitlelerden öğrenmeyen öğretmeni olamaz şeklinde kendini beğenmiş, aslında ukala, ama görünüşte alçak gönüllülük şeklinde tekerlemeler temelinde değildir, bilimsel bir metodu vardır. O şekilde kitlelerde tek tek, zerre zerre, parça parça, bölük pörçük de olsa, mevcut olan, maddeyi, toplumun her şeyini tanıyan bu tecrübenin hortumlarından emmek istiyorsan, onun için bir ciğer gerekir, ciğer! Bu ciğere de Komünist çizgi denir! Yani kitlelerin bildiğini sana söylemesini istiyorsan, onlara söyletecek bir şey yapman lazım. Sen kuyumcu dükkanını soymak istiyorsan, kitlelerin sana vereceği bir yol yöntem vardır. Sen karakolu basıp da silah almak istiyorsan onun bir tecrübesi vardır. Kitlelerden öğrenmen bir şeye göredir.

Devrimci Komünist-Proleter Enternasyonalist Bir Kitle Çizgisi Olmadan, Kitlelerin Ne Öğrencisi Ne De Öğretmeni Olunabilir!

Yani devrimci kitle çizgisi, İbrahim'in çizgisi uygulanmadan, kitlelerden öğrenmek boş bir hayaldir. Öğrensen öğrensen, vasat işçinin ekonomik çıkarlar için hülyasını, rüyasını öğrenirsin, veya komünizmle irtibatının fazla olmadığını öğrenirsin. Bu anlamdadır ki, ileri kitlelere yönelik dendiği zaman, burada kastedilen tek şey bile değildir, çift şeydir: İleri kitlelere, en militan devrimci komünist çizgiyle gidilmesidir. Çünkü, ileri kitlelerin bile sana vereceği bilgiyi saklı tuttuğu, ama senin açtıran tirbüşonun, tirbüşonun, onları devrimci bir kitle mücadelesine zorlayan bir çizgin olursa, o zaman o mücadelenin verilip verilemeyeceği, ne ölçüde nerede verilebileceği konusundaki tecrübeyi kitlelerden ancak o mücadeleyi verme zorunluluğu altında alabilirsin. Yoksa burjuva sosyologlar gibi anketlerle, “şöyle mi istiyorsun, böyle mi istiyorsun; acaba barış mı istiyorsun, barışçıl mı istiyorsun, silahlı mı istiyorsun?” şeklinde anket yaparak bu iş olmaz.
Aynı şekilde, kitle nabzı böyle ölçülmez; kitle nabzını ölçmek için kontrol kalemi gerekir. Elektriğe bağlı kontrol kalemi gerekir. Yine kitle nabzını hızlandırmaya yönelik, bu amaçla hareket eden, titreyen, öneri götüren, plan götüren bir parmak olmadan, bu parmak burayı ölçemez, burayı ölçemez! Buranın hangi plana göre kaç attlğ1 önemlidir, yoksa kendi kendine kaç attlğ1 önemli değildir. Hangi plana göre kaç attığını ölçmek zorundasın. Kitle nabzı diye Marksist kitaplarda bulunan alıntıları okumuştunuz; alıntı vermekle olmaz bu iş. Kitle nabzı evet; ama niçin kitlelerin ruh hali hesaba katılmalıdır? Bunun anlamı derindir, ruh halinin. Mesela kitlelerin geri dönüş -bak gülümsüyor- çünkü kitlelerin geri dönüş dönemlerinde, kitlelerin alçalma dönemlerinde, ruh hallerinin, morallerinin bozuk olabileceğini hesaba katmadan kitle çizgisi uygulanmaz. Kuyrukçu çizginin ise, ruh halleri hesaba katmaktan anladığı, “ruh halleri bozuktur, o zaman benim bozuk çizgim onlara uygun düşüyor” diye kendi kendini över, halbuki mücadele...
MK Temsilcisi : Nabzı bu duruma göre atar; bunun için açık konuş, ben benim yaptığım plana göre kitlenin nabzını ölçerim.
MLM Kanal Sözcüsü : Bir saniye, bantta var, bantı dinlesen iyi olur. Kitle nabzı, her kitle nabzı değildir. Benim yapmam gereken görevlerimi, planımı, insiyatifimi, önerimle titreyen, bunu kitlelere götüren, ondan sonra onların bu çalışmaya daveti ile, bu faaliyet içinde gösterdikleri enerji ile kalp atışlarının kaça çıkıp çıkmadığını ölçmek, kitle nabzından haberdar olmak demektir. Yoksa burjuva anketi gibi, “gitsin burjuva eczanesine herkes, nabzını ölçtürsün, bana göndersin, ortalamasını alayım”, bununla olmaz. Bir bilinçli müdahale ile ölçülür, bir şeye göre ölçülür kitle nabzı. Ruh halini de anlatıyordum demin, kesilmeden önce. Uyuyan ve demoralize olan kitlelerin sorunlarının ne olduğunu bilmezsen, onları geri çevirecek keskin cevapların da ne olacağını bilemezsin: Parti programlarının öğelerini -hepsini değil- açıklamak için, ajitasyon propaganda yaparken, bunlara dayanmak zorundasın, maddeye dayanmak zorundasın; bu anlamları taşır, yoksa varolan ruh haline göre ayarlanmak için taşımaz. Bu konuda... Peki o zaman özetleyeceğim. Alıntı vermeyeyim, özetleyeceğim. Lenin'in uyarıları şunlardır:
İktisadi mücadele konusunda Stalin'e bir eleştiri getirdim, kısmi bir eleştiriydi, bir konuda bir eleştiriydi, demagojiye yer olmasın, iftira konusu yapılmasın. Şimdi Lenin diyor ki: En geniş en yaygın biçimde kendiliğinden uygulanmakta olan mücadeleyi, ekonomistler, “en geniş uygulanabilirliği olan mücadele, uygulanması gereken mücadele” olarak ilan ediyorlar, ve iktisadi mücadeleyi işçilerin örgütlenmesi, devrime yanaştırılması için, en geniş uygulanabilirliği olan mücadele olarak ilan ediyorlar. Bu hiç de böyle değildir, diyor Lenin. Hiç de böyle değildir! Yani İF'in, kitlelerin devrime yaklaştırılması için gereken, en geniş uygulanabilirliği olan şey, iktisadi mücadele değildir; sadece, bu yanlış anlayışın, “en geniş bir uygulanışı” var olagelmiştir. İktisadi, demokratik temele oturtulmasındaki teorik anlayış, kitlelerin partiye yaklaştırılması, devrime koşulması için en geniş uygulanabilir olan aracın iktisadi mücadele olduğu anlayışından kaynaklanır. Bundan kaynaklanır ve şimdi bunun yanısıra “iktisadi mücadeleye siyasi karakter kazandırıyoruz, biz sırf ekonomist değiliz” tezi. Ne Yapmalı'yı açın okuyun, bu, burjuvazinin yapması gereken şeydir, bizim yapmamız gereken şey değildir. Burjuvazi zaten bunu yapıyor. Bunun yanısıra iktisadi mücadelenin kendi siyaseti vardır, burjuva siyasettir. Bizim yapmamız gereken, bu cins mücadelelerin yatağını değiştirmektir. Lenin bunu söylüyor, bu demek değildir ki, iktisadi mücadele verilmez, verilir hatta dönem dönem çok önemli şekilde ele alınması gerekir. Lenin'in bu konuda en çok vurguladığı -iktisadi mücadele önemlidir- en çok vurguladığı şeyler, koltuğunda kitap taşıyan arkadaşa öneriyorum: Moskova Ayaklanmasının Dersleri, 1905 Devrimi Üzerine Konferans adlı yazılarında, iktisadi mücadelenin bilhassa devrimci durumlar için ne kadar tayin edici önemi olduğunu vurgulayan Lenin'dir.
Onun için, anti-diyalektik, tarihten kopuk iktisadi mücadele teorileri, bu işçilere yaranma hokkabazlığıdır. Bu şudur özünde: “Siyasetten anlamıyorlar, bu adamların istediği lapadır. Bu üretim öküzlerini siyasete çekmenin yolu önce onlara yaranmaktır” demek oluyor. Lenin'in verdiği cevap da “biz bunlarla doyacak değiliz, siz olmadan da biz iktisadi mücadele yürütüyoruz, bizim istediğimiz sizin bildiğinizdir; bizim iktisadi mücadele faaliyetimizi yükseltmeye çalışmaktan vazgeçin baylar da, biraz kendi mücadelenizi yükseltin, kendi faaliyetinizi yükseltin, komünist faaliyeti yükseltin” diye verdiği cevap Ne Yapmalı'da yazılıdır.
Onun için: İF'in bedelli askerliği düşürme faaliyetini yükseltmeye çalışacağına, askerliğin kullanılacağı emperyalist savaş hakkında komünist teşhir propagandanı, faaliyetini yükseltsen daha iyi edersin! Aynı şekilde Lenin, Rusya'da Bir Gerici Akım adlı yazısında şu alıntıyı veriyor: “Şayet” diyor “işçilerin esas ihtiyacı veya ilk önde gelen ihtiyacı iktisadi mücadele vermek için komünistlere ihtiyacı olsaydı, buna hiç gerek olmazdı, dünyanın bir çok yerinde” diyor “milyonlarca işçi, hatta komünizm düşmanı işçi, iktisadi mücadeleyi kendi kendine verebilmektedir.” Sorun onlara siyasi mücadeleyi verdirtmek, onlara dışarıdan bilinç götürmek sorunudur.
Bu dışarıdan bilinç götürme sorunu enteresan bir sorundur. Çünkü, -daha fazla açmak istemiyorum, enteresan bir sorundur. Çünkü dışarıdan bilinç götürmekle bilincin götürülüşü arasındaki ilişkiye değinir.

Silahlı Ekonomistlerin Taktik Sevdacılığı:

Bu bağıntı içinde konu bizi mücadele biçimlerine getirir. Mücadele biçimleri strateji ve taktik konularında arkadaşlara eleştiri getiriliyor, MK'ya eleştiri getiriliyor, hala getiriliyor. Taktik sevdacılığı var burada! Alıntı vermek istemiyorum, çabuk geçmek istiyorum. Süreç olarak taktikler sorununda Lenin diyor ki: işi oluruna bırakanlar, günübirliği taktik peşindedir. 24 saatte ne yapacaklarını düşünüp dururlar. Aynı zamanda Lenin diyor ki: Her koşul altında, her an, siyasal mücadeleye girişmekte ustalaşmış, güçlü bir örgüt olmadan, sağlam ilkelerle aydınlanmış ve azimle yürütülen, taktik diye adlandırmaya layık o sistemli eylem planından söz edilemez! Demek ki, aydınlanacak, sistemli olacak, azimle yürütülecek ve plan olacak, plan! Plan şeklinde yürütülecek. Yani senin bir dünya görüşün bunlara hizmet edecek, aksi taktirde taktiklerden söz edilemez! Başka yerde de Lenin söylüyor: İlkeleri olmadan insanların taktiklerden bahsetmesi boşunadır diyor. Halk savaşı; halk savaşı stratejisinde sağlam olmadan, komünizm ideolojisinde sağlam olmadan taktik peşinden ne kadar koşarsan koş, silahlı ekonomizm, eninde sonunda yine bıçağın altına yatacaktır. Ne kadar taktik bulursan bul kıvırtamayacaksın! Çünkü mücadeleye taktikler çok gereklidir. Ben de senden fazla abartıyorum, can alıcıdır, bunlar doğrudur, ama kimin taktiği sorunu vardır, kimin taktiği, hangi görüşün taktiği? “Anayasa boykot edilmelidir” der bir görüş, öbürü de der ki, “kitlelerin ruh hali bozuktur (ki benimkinden daha iyi olmasına rağmen gene de bozuktur) bozuktur yine; onun için anayasayı boykot edemezler, çünkü şayet ben anayasayı boykot edersem, milyonlarca kitleyi peşimden sürüklemiş olmalıyım ki, kitlelere mal olmuş bir taktik olsun bu; çünkü benim derdim büyük kitleleri sürüklemektir. Sürükleyip sürüklemeyeceğim başka bir sorundur, ama sürüklemektir. Bu dönemde benim görevim onlara devrimci komünist tavrın ne olduğu, önder kesimin, ileri kesimin bu tavrı sürüklemesinin gerekli olduğu konusunda direten bir taktik değil, kitle kuyrukçusu vasat işçinin kuyrukçusu olmaktır.” Demek ki, bak şunu hesaplıyor, yazıları açın okuyun, İKK yazılarını okuyun: “Madem cuntanın seçtiği partiye oy vermeyecek kadar bu kitleler gocunuyordu, onun haricinde o oy vermeyen kitleleri ben kendi küfemdeki bir taktiğin peşine koşsaydım, ona göre hesaplasaydım daha iyi olurdu” anlayışı bal gibi İKK'da vardır.
Senin anlayışın şu olmak zorundadır: Sen komünist partisinin önerdiği stratejiyi savunup propagandasını yapacak, ön hazırlığı yapacak, ileri kesimin bu düşünceyi, hazırlık düşüncesini, silahlı mücadele düşüncesini temsil ettiğini öbür kitlelere ispat edecek bir taktik davranışta bulunmasını sağlamak zorundasın. Yoksa kitlelerin çoğunluğunu, milyonları peşinde sürüklemek zorunda değilsin, zorunda değilsin! O açıdan Lenin plan olarak taktiklerden bahseder, “süreç olarak taktikler”den bahsetmez. Taktik sevdacılığı bunun için diyoruz. Taktikler, taktikler diye konuşuyorsun, çünkü senin stratejini hayata geçirecek taktiklerin, ne taktiklerin doğru halk savaşı taktikleri, ne de bu taktiklerin hayata geçirmesini “arzu ettiğin halk savaşın”. İki ucu boklu değnek. Strateji ve taktik; bu açıdan, bu çeşit meseleye yaklaşım yanlıştır.
Lenin'in komünist bilinç götürme taktikleri, kendi çizgisinin taktikleridir. Halk savaşını, İbrahim'in çizgisini reddeden, silahlı mücadelenin şartlarının olmadığını söyleyen, 78'de bile olmadığını söyleyen, buna hazırlanmanın şartlarının ancak belki varolabileceğini, vermenin şartlarının olmadığını söyleyen insanların taktikleri ile, İbrahim'in taktikleri elbette apayrı olacaktır. Onun İçin senin İbrahim'le ayrılığının, stratejik ayrılığının temelinde olan farklılığı, taktik beceriksizliği maskesi altında gizleme çabanı biz taktik sevdacılığı olarak mahkum ediyoruz! Çünkü sen başını iki elinin arasına alıp benim çizgimde bir hal var diyeceğine, yok benim kırıntılarımda bir hal var diyorsun. Ufak taktiklerimde bir hal var diyorsun: budur mesele.
Şimdi mücadele biçimleri ve taktikler: O konuda da demagojiye gerek yoktur. Bizim taktiklere ihtiyacımız var. Daha demin bir sürü taktikten sözettim, sen “hülyacı” dedin, hah hah hah güldün: “Ben Mao Zedung'u reddedeyim mi, etmeyeyim mi diye düşünürken, sen kızıl siyasi iktidarlar kurmayı öneriyorsun, şu işe ve garipliğe bak, hah hah hah çok garip, çok garip” diye. Mao Zedung Düşüncesi'nin, İbrahim'in, 1. Özeleştiride reddedilen düşüncenin o zamanki taktikleri odur, taktikleri odur. Oysa bizim önerdiğimiz taktiği uygulamak, kızıl siyasi iktidarlara varma taktiğidir. Tabii gariptir. Ben o taktiği de açıkladım. Bugün detaylı somut olarak açıkladım. Çünkü hep “soyut, soyut” diyorsunuz, somutunu da koydum. Somut taktiktir, öyle yapacağız, bugün de koyabilirim, mahsus koymuyorum, belli sebeplerden ötürü koymuyorum. Bugün de aynı yapılacak şeyler var, ama o aynı düşünce buna elvermiyor, aynı düşünce yeni taktiklere de elvermiyor.
Kesinlikle “taktiğiniz yok” diye bir suçlamayla gelmeyin, kesinlikle gelmeyin, önerdiğimiz taktiklerin cevabı: red, red, red... DGB'nin içinde işçi aristokrasisinin örgütlediği 1 Mayıs'a katılarak, 1 Mayıs'ı öldürdünüz, öldürdünüz. “1 Mayıs'ta, militan işçi kesimleri, militan gençlik, proleter gençlik, anarşist kesimi, otonom kesimi gibi hareketli kesimlerin içinde, fakir işçi mahallelerinin içinde, bizim..............'da, diğer........ gibi yerlerde endüstri mahalleleri, proleterlerin oturduğu mahalleleri kaynatan, oralarda kapılarda bayrak çekerekten yürüyen bağımsız kızıl 1 Mayıs'ları koyalım. Kitleleri tek tek bölüp, ağzı bira kokan aristokratların arasında öldürmeyin. O sloganları bile dinlemiyorlar” dediğimiz zaman, “Bolşevik Partizan”cılık yapıyorsunuz diye çarpıttınız. Bunlar da taktiktir, bunlar bugün yapılabiliniyor. Çünkü senelerin mücadelesi, bu taktikte diretti size, bugün artık hayatın önünde, kitleler kendi kendine kızıl bayrağı alıp yürüyorlar. Kitleler kendi kendilerine gösterilere kızıl bayraklarla geliyorlar. Sizin ekonomist kitle çizginiz bunu engelliyordu.
Bir Devrimci Enternasyonalist Hareket'in afişini dernek duvarlarına astırtmayan yerleriniz vardır, gocunmadınız, gocunmuyorsunuz. “Biz Biz...” sloganını, Parti sloganını kitle gösterisinde attırtmayan yerleriniz vardır. Gocunmadınız. “İktisadi demokratik mücadele temelinde örgütleneceksiniz, sizin yeriniz budur” dediniz; biliriz bunun temelleri, bu “taktik” mücadelenin temelleri 1. Konferans'ta var.
Komünist 1, Komünist 3, İF'in yazıları, İF tutanakları, 6. Kongre, 7. Kongre, 8. Kongre, açık, köklü reddedilecek! Ekonomist olarak köklü reddedilecek! Bu zifti, kaynak ateşiyle, ışığıyla temizlemeniz Lazım. Bu yazılı olmadığı müddetçe sağ oportünistliğiniz devam edecektir. Kitle çizgisi sorunu, bu mücadeleleri elbette militan mücadelelere dönüştürmeye engeldir. Türkiye'de silahlı mücadeleye engeldir. Taktikler de buna uygun olacaktır. Taktikleriniz de bunlara uygun taktiklerdir. Avrupa'daki taktikleriniz de böyledir. Bir uluslararası önemli bir olayın toplantısında uyguladığınız taktikler bile öyledir. Bir şey hizmet etmeyen, enternasyonalizme hizmet etmeyen anlayışları içeren taktikler olmaktadırlar.

Devrimci Savaşı Reddetmek İçin Revizyonist Felsefeye Sığınıyorlar:

Şimdi bilinç ve kendiliğindencilik arasındaki ilişkiden, mücadele biçimleri sorununa gelebiliyoruz. Lenin “dışarıdan içeri bilinç” diyor. Şimdi ekonomizmin, pragmatizm ile, mekanik materyalizmle ilişkisine değinmiştik. Burada felsefi bir sorun vardır. Mao'yu takdir edemeyenler, Mao'yu felsefi olarak da takdir edemedikleri için, sürekli Mao'nun yenmiş olduğu mekanik materyalizmi çeşitli şekillerde tekrar ediyorlar. Mücadele konusunda getirdikleri şey, mekanik materyalizmden başka hiç bir şey değildir. Metafizikti, mekanik materyalizmdir!
Buna karşı, bu mekanikliği atan öğe nedir? Mao'da bilincin devrimci mücadelede oynadığı, üst yapının oynadığı rol, devrimci fikirde oynadığı rol şeklinde, iradeye ilişkin devrimci düşüncenin oynadığı role ilişkin öğenin, hakkettiği yere oturtulmasıyla, bilinç ve madde arasındaki ilişki, diyalektiğe kavuşur. Bütün oportünistlerin, -yani bizim günümüzde, Çin'de devrimci demokrat olup da, sosyalizm aşamasında yeni burjuvazi, revizyonist olanların- en çok itiraz ettiği felsefi konulardan bir tanesi madde ve bilinç arasındaki özdeşlik sorunudur.
Bu konuda tavır takınmak zorundadır MK, hem de yansıtmak zorundadır yazılarına; çalışmalarına yansıtmak zorundadır. Özdeşlik vardır. Madde ile bilinç arasında özdeşlik vardır. Felsefi özdeşlik vardır. Bunlar birbirleriyle yanyana bulunurlar. Zıtların birliğini teşkil ederler, ve belli koşullarda birbirlerine dönüşürler! Madde bilince, bilinç maddeye dönüşür. Lenin'in yansıma teorisi, maddenin düşünceye yansıması teorisi, mekanik değildir! Bilincin de maddeye yansıması, onu şekillendirip değiştirmesi rolü vardır. Bu, ikisi arasında özdeşlik sorununu gündeme getirir. Bunu ustalar daha önce de vurgulamışlardır. Hem de siyasi anlamda vurgulamışlardır. Mesela Marks, Hegel'in hukuk felsefesini eleştirisinde, “teori yığınların içine işlediği, yığınlara etkili olduğu, nüfuz ettiği anda maddi bir güç haline gelir” diyor. Mao bu konuda da konuşuyor, biraz daha geniş bir şekilde söylüyor. Mao: “devrimci sınıfa özgü doğru fikirler, bir kere kitleler tarafından kavrandı mı, bu fikirler toplumu değiştiren, dünyayı değiştiren maddi bir güç haline gelirler.” Marks, Ekonomik ve Felsefi EI Yazmaları'nda, “düşünce ve varlık gerçekten farklı şeylerdir, fakat aynı zamanda birlik oluştururlar” der. Bu sorun çok önemlidir. Bugün bu kavranmadığı takdirde, mekanik materyalist olarak bilinci, maddeyi, şartları, koşulları değiştirme sorunu göz ardı edilince, kuyrukçu, varolan koşullara düşme konumu vardır. Arkadaşların felsefeye dikkat etmeleri gerekiyor bu konuda. Vardır.
Bak Marks daha başından beri “Feuerbach da dahil olmak üzere şimdiye kadar varolan tüm materyalizmin, diyalektikten önceki materyalizmin, tüm materyalizmin başlıca eksikliği, gerçekliğin, duyusallığın, duyusal insan faaliyetinin, pratik olarak değil, öznel olarak değil, başlıca nesnel ya da sezgi olarak kavranmasıdır. Böylece böyle kavranmadığı için etkin yön, düşünce, bilincin rolü, subjenin rolü, ajan dedikleri, faaliyet ajanı dedikleri, materyalizme karşıt biçimde, idealizm tarafından geliştirilmiş oldu. Ama yalnızca soyut olarak, çünkü idealizm bu biçimde gerçek duyusal eylemi elbette bilmez.” Marks uyarıyor, uyarıyor! Şartlar yok, şartlar yok dedin mi, birisi çıkar başka türlü bir şey yapar.
Yani Marks diyor ki, etkin yönünde rolünü vereceksin, tayin edici ile etkin yönünde rolünü vereceksin, vermezsen hataya düşersin. Ve devam ediyor “tehlikelere yol açar” diyor ve devam ediyor. Arkadaş şimdi şunu engellemek istiyor: “Tabii” diyecek pişkin pişkin, “ben mekanik olduğum için, sen de idealistsin” diyecek. Bu demagoji ortamını ortadan kaldıralım. Ortamın değiştirilmesine ve eğitime ilişkin materyalist öğreti, “ortamın insanlar tarafından değiştirildiğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerektiğini unutur, bu yüzden de toplumu, yeni toplumdan üstün iki kısıma ayırmak zorundadır.”
MK Temsilcisi: Bir daha okur musun?
MLM Kanat Sözcüsü: “Ortamın değiştirilmesine ve eğitime ilişkin materyalist öğreti, ortamın insanlar tarafından değiştirildiğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerektiğini unutur.” Bir şey daha okumak istiyorum. Evet...
MK Temsilcisi: Sen tayin edici ortamı kabul ediyor musun? MLM Kanat Sözcüsü: Hayır etmiyorum. Banta geçsin, kabul etmiyorum.
MK Temsilcisi: Biraz önce dedin, tayin edici öğe...
MLM Kanat Sözcüsü: Banta geçsin, açıklayacağım!
MK Temsilcisi: Biraz evvel sen dedin ki, tayin edici öğe dedin bir saat...
MLM Kanat Sözcüsü: “Ortamın değiştirilmesiyle, insan faaliyetinin, ya da kendi kendini değiştirmenin çakışması, yalnız devrimci pratik olarak kavranabilinir ve ussal bir biçimde kavranabilir” ve başka yerlerde açıklayacağım, Marks diyor ki...
MK Temsilcisi: Sen şunu söyle, tavır takın sonra demagojiye yol açmasın; açtı deme, etkin unsur hangisidir?
MLM Kanat Sözcüsü: Özdeşliktir derim! Dedik ki, esas olarak, genelde, maddi yaşam, sosyo-ekonomik yaşam bilinci belirler. Maddi, sosyal yaşam bilinci belirler. Ama belli koşullarda üst yapı belirler, düşünce belirler, devrimci bilinç belirler, sübjektif öğe belirler, parti belirler. Özdeşlik yasası bunu emrediyor. Bu konuda mekanik materyalizm –Stalin'e diyor ki, “biraz metafizik vardı Stalin'de” diyor Mao. Mesela Sovyet iktisadının Eleştirisi'nde, bu konuyla ilişkili olduğu için okuyorum. Mekanik kafayı, bizim MK'nın kopmak istemediği uluslararası komünist hareketteki hatalara düşkün mekanik kafayı, -kaldı ki hatalı olan mekanik anlayıştan kopmak istemeyen MK'nın anlayışını, Stalin'i eleştirirken, Stalin'in Sovyetlerde Sosyalizmin İktisadi Sorunları'nı eleştirdiği bölümde, 148. Sayfada diyor ki Mao, alıntıyı veriyoruz: önce kitapta Stalin diyor ki, “Eğer gelişme yasalarını bilseler bile, insanların üzerinde etkide bulunmakta gerçekten güçsüz oldukları astronomik, jeolojik, bunlara benzer daha bazı dallardaki süreçler bir yana bırakılırsa”. Anlaşıldı mı? Cevap, Mao'nun eleştirisi: “Bu tartışma yanlıştır.
İnsan bilgisinin ve doğayı dönüştürme yeteneğinin sınırı yoktur. Stalin bu soruları, bu gelişim süreci içinde düşünemedi. Bugün yapılmayan gelecekte yapılacaktır.” Anlatabiliyor muyum? Yani Stalin diyor ki, “İnsan bilse bile, bu süreçlere müdahale edemez” diyor. Mao diyor ki, “bu süreçleri bile insan değiştirebilir. Ayın yörüngesini değiştirebilir”, diyor, “insan.” Sorun, ayın yörüngesini tayin eden konularda bilgi sorunudur. Bu sorundur. Keza, üst yapının, sübjektif öğenin, devrimci bilincin, fikrin, düşüncenin rolünü Mao'dan okuyoruz. Çelişki Üzerine, sayfa 57: “Bazıları belli çelişkilerde durumun böyle olmadığını sanmaktadır. Örneğin üretici güçlerle üretim ilişkisi arasındaki çelişkide üretici güçler ana yöndür.” Bak temel mi diye soruyordu arkadaş, hangisi temel, nesnel temel mi diye soruyordu arkadaş...

Mao Zedung Düşüncesi'ni Kavramayan Diyalektik Materyalizmi De Reddeder:

MK Temsilcisi: Biraz evvel dedin ki...
MLM Kanat Sözcüsü: Müdahale etme, senin dediğin şekilde değil. “Teori ile pratik arasındaki çelişkide pratik ana yöndür” öyle diyor ve devam ediyor: “Böyle olmadığını sanmaktadırlar. Örneğin üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkide üretici güçler ana yöndür. Teori ile pratik arasındaki çelişkide pratik ana yöndür. Ekonomik alt yapıyla üst yapı arasındaki çelişkide, ekonomik alt yapı ana yöndür. Bunların karşılıklı durumlarında bir değişme yoktur, demektedirler, bu diyalektik materyalizm değil mekanik materyalizmin görüşüdür. Üretici güçler, pratik, ekonomik alt yapı genellikle ana ve belirleyici yöndür. Belirledikleri doğrudur.'' Benim de dediğim budur. Genel anlamda belirledikleri budur. “Bunu yadsıyan materyalist değildir. Ama belirli koşullar altında, üretim ilişkileri, teori ve üst yapı gibi yönler,” -sübjektif öğe, parti, devrimci bilinç gibi öğeler- “kendilerini baş, belirleyici rolde ortaya koyabilirler. Bunu da kabul etmek gerekir. Üretim ilişkileri değişmeksizin üretici güçler gelişmiyorsa, üretim ilişkilerinde değişme baş ve belirleyici bir rol oynar. Lenin 'devrimci teori olmadan hareket olmaz' sözlerini söylediği sırada, devrimci teorinin yaratılması ve savunulması baş ve belirleyici bir rol oynuyordu. Herhangi bir iş yapılacağı zaman, bu işin yapılması ile ilgili buyruklar, yöntemler, düzen, ya da ilkeler yoksa, ana ve belirleyici etken buyruk, yöntem, plan ya da ilkelerdir. Üst yapı, siyaset, kültür, ekonomik alt yapının gelişmesine engel olduğu zamanlarda, siyaset, kültür, reformlar baş ve belirleyici rol oynarlar. Bunu söylemekle materyalizme ters mi düşüyoruz? Hayır. Çünkü bütün bunlar tarihin gelişmesinde, maddi şeylerin manevi şeyleri, toplumsal varlığın toplumsal bilinci belirlediğini kabul ediyor, aynı zamanda manevi şeylerin, toplumsal bilincin, toplumsal varlık üzerindeki, üst yapının ekonomik alt yapı üzerindeki etkilerini de kabul ediyoruz, kabul etmek zorundayız. Bu materyalizme ters düşmek değil, mekanik materyalizmden kaçınmak, diyalektik materyalizme sıkı sıkıya sarılmaktır.” Şimdi şartların olmadığından gocunan, objektif şartları bahane eden, bu şekilde, bu objektif şartları değiştirecek öğenin de, devrimci pratik faaliyet içinde olan insan olduğunu unutanlar, kaba materyalistlerdir. Yani, Feuerbach Tezleri'nde Marks'ın eleştirdiği insanlardır.
Marks diyor ki, bu koşullarda bu düşüncenin, öbür koşullarda öbür düşüncenin üst yapıya yansıyacağını unutanlar, söyleyenler, şunu unutuyorlar: Peki ama, bu koşuldan öbür koşula götüren faaliyet nedir? Bu da insanın devrimci pratik üretici faaliyetidir. Koşulların değiştirilmesi, ona tapmayacaksan, değiştireceksen şayet, onları değiştireceksen, Marks'ın tabiri ile “gerçekte pratik materyalist için, yani komünist için sorun, mevcut dünyayı devrimci bir şekilde değiştirmek, bulmuş olduğu duruma saldırıp onu pratik olarak değiştirmektir.” Tartışmadan sonra diyor ki, dolayısıyla koşullar insanları yaptığı kadar, insanlar da koşulları yaparlar. (Felsefe Üzerine, Sayfa: 11 )
Yani Marks'ın, Engels'in, Lenin'in her zaman vurguladığı şey, tarihi materyalizmde, materyalizmden çok tarihi materyalizm oluşudur. Diyalektik materyalizmde de, materyalizmden çok diyalektik materyalizm oluşudur. Tartışmaları en çok bu yönde yürütmüşlerdir bu insanlar. Çünkü kaba materyalizm daha önceden de mevcuttur. Sorun bunu diyalektik ve tarihsel yapma sorunudur. Ve bu konuda Marksizm'e ters düşülmektedir. Mücadele biçimi konusunda, uluslararası Komünist harekete yeniden musallat olan, Mao ile düzeltilen, Mao'nun felsefi yaklaşımlarıyla belli ölçülerde arındırılan hatayı yeniden tekrarlamak istiyorlar. Stalin değil, Mao diyor, Stalin'de belli ölçülerde metafizik vardır diyor.
MK Temsilcisi: Mücadele biçimlerinde?
MLM Kanat Sözcüsü: Arkadaşlar müsaade edin. “Mücadele biçimleri objektiftir” demek bence yanlış bir kelime kullanımı biçimindedir. Yani başka türlü ifade edilse daha iyi olur. Şöyle denilse: “Mücadele biçimlerinin maddi temeli objektif olarak vardır” denilse daha doğru olur. Mücadele biçimlerinin temeli maddi olarak vardır, denilse daha doğru olur. Bir şeyi yapmak istiyorsun, bir mücadele yürütülmesi gerekiyor; bilhassa komünizmin ortaya çıkışından sonra “Leninizm'in ilkeleri” diyen insanlar, ilkelerin teorikleşmiş olduğunu kabul eden insanlar, artık o ilkeleri oraya uygulayacağım diye işe de başlayabiliyorlar. Marksizm-Leninizm bilim olmasından ötürü, onun için, “bunu uygulayacağım” diyen insanların, uygulamak istedikleri şeyin gereğini ve maddi koşullarını kavramaları gerekir. Bu açıdan mücadele biçimlerinin, varolan mücadele biçimlerinin maddi temelleri vardır. Bilinçli öğenin yaptığı şey bu maddi temel üzerinde kendi programını en çok ilerletecek olan mücadele biçimini öne çıkarmaktır. Onu desteklemektir. Silahlı mücadelenin esas ve tayin edici oluşu sorunu ile, silahlı mücadelenin mevcut olup olmayışı sorunu arasında bile fark vardır, bunları birbirine katmamak gerekir.
Türkiye koşullarında...
MK Temsilcisi: Somut soru: Almanya'da ayaklanmanın objektif şartları var mı, yok mu? Somut. Yorumla. Bugün Almanya'da bunun maddi temeli var mı yok mu? Maddi temeli nedir? MLM Kanat Sözcüsü: Bugün Almanya'da ayaklanmanın maddi temeli yoktur! Ben onun için sana dedim ki, mücadele biçimlerinin objektif maddi temeli vardır demek daha doğru olur. Çünkü verdiğin mücadeleye sen biçim vereceksin, maddi temel üzerinde vereceksin. Senin istediğin ise o seçimi bile yapmamak, onu maddenin içinden kendi kendine çıkmış olarak görmektir. Bizim savunduğumuz şey, vereceğin mücadelenin maddi temelinin olmasıdır. Almanya'da silahlı mücadelenin bugün maddi temeli yoktur. Sınıf mücadelesinin geldiği aşamada bunu vermenin imkanı yoktur. Ama bu her kapitalist ülkede geçerli değildir, mesela taşa yazılmış bir şey değildir. Bugün İrlanda'da silahlı mücadele yürüyor, maddi koşulları vardır. Hem de silahlı mücadele, İrlanda'da başından sonuna kadar, silahlı mücadele olarak yürüyor. Koşulları vardır.

Mao'nun Lin Piao'ya Karşı Mektubunu Silahlı Ekonomistler Nasıl Tahrif Ediyor:

Türkiye'de silahlı mücadele koşulları uzun senelerdir vardır. Belli dönemlerde bunlar azalmıştır ama İbrahim zamanından önce, İbrahim'den önce vardır, İbrahim sırasında vardır, İbrahim'den sonra da mevcuttur. Geri çekilme dalgası, geri çekilen dalga içinde bu mücadele biçimini gerekli kılan sosyal çelişkiler, çekilen ızdırap, milli zulümden tut, sınıf zulmüne kadar bütün bu çelişkilerde bir hafifleme olmamıştır. Bunun için imkan yoktur.
MK Temsilcisi: Somut, somut! Mao diyor ki, İbrahim Mao'dan alıntı veriyor, Mao belirtiyor, diyor ki: “Hakim sınıflar içinde nisbi istikrar olduğu dönemlerde...” Bu ne demektir? Devrimci dalganın düşüşüdür, bu dönemlerde farklı taktikler, hakim sınıflar içindeki çelişkilerin boyutlarının fazlalaştığı dönemlerde ilerlemeci taktikler, saldırı taktikleri izlenir diyor. Bir, bu doğru mudur? İki, bunun 12 Mart 1972'de açıklaması nedir? Kısaca cevap ver.
MLM Kanat Sözcüsü: Arkadaş, bunları açıklamadım değil. MK'nın çamaşır listesine göre anlattırmak istiyorsun, başka bir dediğin yoktur. Bunları demin açıkladım ben sana, şimdi yeniden açıklayayım sana: Mao'nun, yalnız Mao'da değil Lenin'de de var. Lenin diyor ki, devrim olması için diyor “devrimci durumun çelişkileri de yeterli değildir. Alttaki sınıfın kininin kabarması için, hakim sınıfların arasındaki çatlak olup, oradan vurup dışarı fışkırması gerekir” diyor Lenin. Anladın mı? Mao'nun dediği de doğrudur. Diyor ki, hakim sınıflar arasındaki çelişkilerin azdığı zamanlarla, azaldığı zamanlarda başka başka taktikler uygulanır.
Dinle, dinle, taktiktesin sen, başka başka taktikler uygula. Mao şunu demedi: “Hakim sınıflar arasında bir birlik olduğu zaman, mücadele biçimi değişir” demedi, taktikler uygulanır dedi. Gerileme taktiği uygulanır. Mao ilerliyordu, gerileyebilir. Demin anlattığımda, bu soruya cevap vardı.
Dedim ki, üç sene ilerliyor olsaydı TKP/ML, işe yeni koyulmuyor olsaydı, o zaman gerilerdi, gerillaları yayıp siyasi bölgelere, kızıl siyasi iktidarı genişletme mücadelesi yerine, daha temkinli bir mücadele yürütürdü. Ama sorun o değildi, silahlı mücadeleye başlama sorunuydu, şartlar geçmişe nazaran daha kötü olmasına rağmen silahlı mücadelenin koşulları kalkmamıştı ortadan. Sadece bunu yürütecek bir partinin bu işe koyulması gerekiyordu. Parti açısından gerekli olan budur.
SORU: Genel mücadele biçimlerinin temelini açıklamadı arkadaş. Ben maddi temelini açıklamasını istiyorum, sadece maddi temel deyip geçmek olmuyor. İkincisi, Türkiye'de baş çelişkinin ne olduğu sorununu açıklamasını istiyorum. Üçüncüsü, kısaca İKB'nin görüşlerini kısa olarak açıklasın arkadaş.
MLM Kanat Sözcüsü: Şimdi mücadele biçimleri sorunu şudur: Mücadele biçimleri objektiftir deniliyor, objektiftir, sübjektif değildir deniliyor. Biz diyoruz ki, mücadele biçimlerinde sübjektif öğenin rolünü yadsıyorsunuz. SORU: Maddi temeli açıkla.
MLM Kanat Sözcüsü: Maddi temel toplumun kendisidir. “Maddi temeli” diye sorulmaz. Sosyal çelişkilerdir. Bütün toplumda varolan çelişkilerdir. Bunlar maddi olarak vardırlar toplumda. Bunlara dayanır mücadele biçiminin maddi temeli. Hakim sınıflar ile kitleler arasındaki çelişki, sosyal çelişki maddi temeldir. Buna sebep olan iktisadi nedenler vardır. Ama, demin Mao'nun dediğine gel, Mao'yu savunan sendin, gel iktisadi temeldir de. Değildir, her zaman öyle değildir. Sen iktisadi istikrar olsa, fakat siyasi çalkalanma olsa, öyle bir mücadele vermek istemeyeceksin. Veya sen şunu kabul etmeyeceksin: Şubat 1917 ile Ekim 1917 arasında siyasi istikrarsızlık dönemi de var. İktisadi istikrarsızlık, alt yapının bozukluğu da var, ve o dönemde geçerli olan barışçıl mücadeledir. Barışçıl mücadeledir! SORU: Neden barışçıl mücadeledir? MLM Kanat Sözcüsü: Çünkü Lenin açıklıyor: “Neden biz Temmuz”da diyor, “Neden biz Temmuz'da...” diyor. Bütün Marksizm'in hepsini öğrenmek istiyorsan o zaman başka türlü bir konferans hazırlarız! Lenin anlatıyor: “Çünkü eğer o dönemde ayaklanma yapsaydık” diyor, “Temmuz'da Petrograd, Moskova'daki işçilerin bir kısmı iktidarı tutacak, kırları kentleri birleştiremeyecekti” diyor, “veyahut da siyasi olarak savunamayacaktı” diyor. Burası da önemli, “siyasi olarak da savunamayacaktı iktidarını” diyor. Yani iktidarı elinde tutanların teşhiri tamamlanmamıştı anlamında söylüyor.
MK Temsilcisi: Tamam yoldaş anlaşıldı, diğer konuya geç.
SORU: İkinci soru baş çelişki. Türkiye'de baş çelişkinin ne olduğu sorunu.

Baş Çelişki Meselesi Ve Devrimci Demokratlarımızın Milliyetçi Demagojileri:

MLM Kanat Sözcüsü: Türkiye'de baş çelişki sorununda bizim Partinin savunduğu görüş, Türkiye'deki baş çelişkinin feodalizm ile geniş halk yığınları arasındaki çelişki olduğudur. Bu konuda benim görüşümce, bu konuda teorik olarak yeni bir değişiklik yapılabilinir. Bu yenidir. Yeni olabilir, eğilimim böyledir, kesin olarak düşünmüyorum, ama eğilimim, böyle düşünülürse bize yararlı olacağını düşünüyorum. Burada, bu savunulan görüşlere saldırma zemini verecek olsa da, bunları açıklamak istiyorum, ki “gizliyorum” diye bir şey olmasın.
Açıklayacağım: Bugün dünyada emperyalizm entegre olmuş bir sistemdir. Emperyalizm ABD'de var, başka yerde yok, Türkiye'de yok denilemez. Bugün emperyalizm kendisine her şeyi bağlamıştır. “Türkiye'deki feodalizmin çözülmesini engelleyen emperyalizmdir” diyenler kulaklarını diksinler; Türkiye içinde feodalizmi emperyalizme tasfiye “ettirtmeyen” anlayışa soruyorum: Türkiye'de bu kadar hüküm süren güce, yani emperyalizme bağımlılık sorunu esas mıdır? Esas mıdır? Türkiye'de hakim olan, emperyalistlerin denetimi midir?
Bu işleri yönlendiren, ordusunu devletini bağlayan şey emperyalist mali sermaye midir? Onun temsilcileri midir? Türkiye'de ekonomiye, siyasete damgasını vuran, emperyalist sermayenin ihtiyaçları mıdır? Feodalizmin ne ölçüde çözülüp, çözülmediğini tayin eden, feodal ağaların kompradorlaşma isteği midir? Yoksa emperyalizmin buna verdiği cevap mıdır, hayır şu ölçüde olur, daha fazla olmaz diye? Yani objektif kanunların icabı mıdır bu?
Buna verilecek cevap: Evet emperyalizmdir! Mali sermayenin hükümdarlığıdır. Lenin'in Emperyalizm'inde de yazıyor. Bir avuç emperyalistin bütün dünyayı avuçlarında tutması olarak belirttiği şeydir. Türkiye'yi avucunda tutan emperyalizmdir. Onun mali sermayesidir. Türkiye'de emperyalizm, bir dış olgu değil, bir iç olgudur. Bu aynı zamanda bir felsefi tartışma sorunudur. Bu konuda eleştiri geleceğini biliyorum, ama gelecek toplantılarda açılacaktır. Yani, emperyalizm ABD'de vardır, Türkiye'de emperyalizmden kopuk bir mali kapitalizm veya komprador kapitalizm, bir de feodalizm, bu emperyalizmin şekillendirmediği, üzerinde at oynatmadığı, hükmünde tutmadığı, Türkiye'nin içinde bu işleri yapmadığı şeklinde bir durum yoktur. Bu böyledir.
Şimdi soruyorum, bu şartlarda bizim toprak devrimi yaparak, feodalizmi tasfiye ederek, yeni demokratik devrimi gerçekleştirerek vurup düşürdüğümüz güç, esasta göbekli toprak ağaları mıdır, yoksa onlarla beslenen emperyalist sermayedarlar mıdır?!!! Demokratik devrimin özünde başardığı, burjuvazinin başardığı şey midir, yoksa burjuvazinin başarmadığı mıdır?!
Yeni Demokratik Devrim demenin sebebi nedir, yenilik nereden geliyor? Burjuvazi gibi rekabetçi dönemde, “feodalizmi tasfiye edelim, gericiliği alt edelim”mi yapılıyor? Hayır sadece o değil! Gericiliği yeni şekilde tasfiye edeceğiz, proletaryanın önderliğinde sosyal ilişkileri değiştireceğiz, kapitalizme at oynattırmayacağız şeklinde bir devrim yapıyoruz!
Demek ki, feodalizmin tasfiyesi yapılırken, yapılan iş, Türkiye'yi emperyalist mali sermayenin ağından söküp çıkartmaktır! Bunu yaparken, emperyalizmin dayanağı olan feodalizmi de süpürüp atıyoruz. Bu işi yaparken bizim esas belini kırdığımız şey emperyalizm değil midir? Esas Türkiye'nin başına gelen şey, özü, niteliği, emperyalizmden kopuşu değil midir? Bu açıdan Türkiye'de demokratik devrimle birlikte devrilen esas düşman bence emperyalizmdir. Çünkü, Türkiye'ye, durumuna, siyasetine, kapitalizmin kompradorlaşmasının seviyesine hükmünü vuran toprak ağalarının hükümdarlığı değildir! Kompradorların da değildir! Mali sermayenin hükümdarlığıdır! Emperyalist mali sermayenin hükümdarlığıdır!
SORU: Çin'de farklı mıydı? (Arada müdahale: Bu Üç Dünya Teorisidir yoldaş... Birde benim sorum var: Bu anlamda çelişki, emperyalizm ile Türkiye proletaryası arasındaki çelişki midir?) MLM Kanat Sözcüsü: Açık söylüyoruz, yani arkadaşlar, bu konu tartışmaların bir öğesi değildir.
Dinle kardeşim dinle, demagoji yapma. Senin gibi saklamıyorum ben. Ben saklamıyorum, ben diyorum ki, emperyalizmi kavramak istiyorsan, Leninist temelde kavramak istiyorsan, maalesef bunların açılması lazım. Emperyalizm Türkiye'nin dışında değilse, entegre edilmiş bir sistem ise, o zaman emperyalizmin dinamiği böyle midir, değil midir; kavranıyorsa bunun söylenmesi lazım. (Sorular, müdahaleler) Bir dakika arkadaşlar, müsaade et. Arkadaşlar, Türkiye'de, yarı-sömürge, yarı-feodal Türkiye'de baş çelişki feodalizm dediğimiz zaman, toprak devrimi yapıyoruz da, neden emperyalizmdir dediğimiz zaman toprak devrimi yapmayalım? Baş çelişki emperyalizm denilince, biz bunu devirirken, dayandığı, kullandığı mevcut yarı-feodal ilişkileri de, diğerleriyle birlikte temizlememiz gerekir, tüm bunlar temizlememiz gereken mevcut toplumsal ilişkiler ağı içindedir. Feodalizmin tasfiyesi sorunu ortadan kalkmıyor hiçbir şekilde! Neden? Çünkü emperyalizm, Türkiye içinde, feodalizmi ayakta tutan veya çözülme derecesini kontrol eden güçtür.
Baş çelişki, o çözülmeden diğer çelişkilerin çözülmeyeceği çelişkiyse, Mao'nun dediği doğruysa o konuda, emperyalizm çelişkisi Türkiye'de çözülmeden feodalizm çözülemez! Emperyalizm çelişkisi çözülmeden, Türkiye'de proletarya ile milli burjuvazi arasındaki çelişki çözülemez. Gündeme gelmez. Bütün bunları gündeme getiren, yeni demokratik süreci açan şey, bu çelişkinin atılmasıdır.
(Müdahale)
Bir dakika, açıklayacağım yoldaş, şimdi bu tezi açıklamayacağım, şunu açıklamak istiyorum. Bu arkadaşların çoğunluğu bu işe katılmıyorlar. Benden başka bu tezi savunan yok. Bu tezi ben savunuyorum sadece. Biraz ciddi olalım, eleştirileriniz var mı, varsa doğru konuşalım. “İbrahim geliştirilmelidir, Marksizm geliştirilmelidir, anlayalım” denildiği zaman, -böyle diyenler arasında sizler de varsınız demek ki o zaman insanlar bunları araştırmak zorundadırlar. Bunlar araştırılmak zorundadır.
(Müdahaleler: Zaman yok, başka sorular var) Evet diğer soru neydi?
(Müdahale: Üretici güçler teorisi)

Genel Kriz Teorisinin Teorik Ve Siyasi Hataları:

Çin Komünist Partisi 9. Kongresi eleştiriliyor, toptan devrim, toptan çöküş tartışılıyor diye. Bu tezi ilk defa dünya çapında böyle toptan çöküşlerin gündeme geldiğini savunan ilk defa ÇKP değildir. Komintern döneminde de vardır. Hangi tezinde vardır? Stalin'in 1925-27 parti raporlarında vardır. Onun haricinde Komintern'de özellikle Genel Kriz Teorisi olarak formüle edilen teori de vardır. Bu teorinin yazarı Lenin değildir. Lenin'den sonra, Lenin'in ölümünden sonra ortaya çıkan teorisyenler, Palme Dutt denen İngiliz, onun yanısıra Yevgeni Varga denilen revizyonist, sonradan Kruşçev'e hizmet eden teorisyendir.Bunların teorisi şudur: Emperyalizm çağında, ve özellikle diyorlar, 17 Devriminden sonra, emperyalizm toptan çöküşe gitmektedir, başaşağı dikilmektedir. Hiçbir zaman emperyalizm bu çöküşünü durduramayacaktır ve refah dönemi yaşayamayacaktır. Bilhassa Ekim Devriminin ortaya çıkışı, proleter devrimlerin ortaya çıkışı bunu gerektiriyor, bunu zorunlu kılıyor. Bu çöküş içinde, emperyalizm barbarlığa, bilim düşmanlığına gidiyor, bilimi üretici güçlere uygulamıyor, üretici güçleri geliştiremiyor, bundan ötürü işçiler işten atılıyor, tüketim yok; onun için Lenin'in fazla üretim krizi yerine az tüketim krizini geçiriyor Komintern.
Bunun yanısıra bu kriz, bu bilim düşmanlığı, bu sürekli baskı durumu, çöküş durumu, sürekli çöküş durumu, kapitalizmi barbarlığa itiyor; özünde faşizm buradan geliyor ve bu süreklidir, deniliyor. Bu tez var. Bu tez siyasi olarak proletaryaya şu görevleri yüklüyor: Bu kötülüklere karşı direnmek proletaryanın görevidir. Bilime sahip çıkmak, üretici güçleri geliştirmek, faşist barbarlığa karşı demokrasiyi korumak, faşist barbarlığa karşı burjuva demokrasisini korumak, proletaryanın görevleri haline geliyor deniliyor! Bunların içinde en önemli şeylerden bir tanesi, kapitalizm feodalizmi eritemez, korur, şeklindeki, güçlendirir şeklindeki, üretici güçleri geliştirmez şeklindeki tezlerdir.
Şimdi emperyalizm -müsaade edin- emperyalizm dünya çapında üretici güçleri geliştirmektedir. Bunu tek yanlı bir şekilde geliştirmektedir. Üretici güçleri esas olarak metropollerde toplayan bir birikim, kapital birikimi vardır. Bugün geri kalmış ülkelerde toplanan değerler, fabrikalar, üretici güçler, teknoloji olarak yığılmaktadır. O kadar ki, bir emperyalist ülkedeki üretici güçlerin kullanımı o ülkedeki proletarya tarafından sorun haline bile gelmiştir. Çünkü bunların rasyonel kullanımı bütün dünyayı ilgilendirecek çaptadır. Sırf o ülkede hazmedilecek olandan büyük bir kapasiteye sahiptirler. Bu, emperyalizmin çarpıklığı, parazitliği, tek yanlılığı, bir taraftan azılı sömürü ve baskı, diğer yandan zenginlik yaratan yapısının icabıdır.
Bunun yanısıra emperyalizm, kanunu icabı gelişmek zorundadır. Sermaye ya genişler, ya ölür! Onun için dünyaya kapitalin çehresinin kazandırılması güdüsü, kapitalizmin iç güdüsüdür. Bu açıdan kapitalist olmayan şeylerin kapitalistleştirilmesine doğru, Türkiye de dahil bütün dünyada tarihsel bir yavaş ilerleyiş vardır! Ama bu ne düzenlidir, ne planlıdır, ne de kasıtlıdır, ne de bilinçlidir. Bu sermayenin hareketinden ötürü olmaktadır. Ve anarşiktir üstelik. Yani İran'da toprak devrimini zorlayan, Şili'de kapitalist gelişmeyi zorlayan emperyalizm, hiç feodalizmin olmadığı Zaire'de de feodalizmi tesis etmektedir. Ama bütün bu karmaşa içinde, toplam ve ceman hepsine baktığın zaman, tarihi açıdan dünya ilelebet feodal bir kısım, emperyalist bir kısım olarak mı kalacak, yoksa bin sene, beşyüz sene bırakırsan, proletarya müdahale etmezse hiç, kapitalin çehresi, bütün dünyaya iğrenç bir şekilde damgasını vuracak mı sorunu vardır!
Bu tarihsel eğilim bu şekilde olmaktadır. Bundan ötürü üretici güçleri geliştirmektedir. Çünkü üretici güçleri geliştirmeden, sermaye, değer emişini yapamaz, değer çıkartamaz. Sermaye için üretici güçler gerekir ve üretici güçlerde çalışacak proletarya gerekir. Bu ikisi olmadan birikim yapılamaz. Bize geldiği zaman aşırı kar için geliyor. Aşırı karın elde edilişinde, emperyalizmin çeşitli ihtiyaçlarında, yarı-feodalizmin ayakta tutulması, mesela ücretlerin karşılığı olan mamüller daha ucuza çıktığı için, feodal baskıyla üretilen buğdayın karlı olacağı dönemlerde o feodal baskının bilhassa pekiştirilmesi söz konusudur. Ama buna nazaran, bir petrol tesislerinin çıkaracağı petrolün, rafinerilerin petrolünün kullanılacağı, bununla da iyi gübre yapılabileceği, bunun alt yapısına ilişkin kenevirden bilmem nelerin dokunması, pancarların torbalara doldurulması gibi, belli büyük sermaye yatırımlarının olduğu yerlerde, bu sermaye yatırımının tesisine kan verecek diğer damarların da açılması gerektiği yerlerde, emperyalizm anarşik bir şekilde bilinçli olarak da müdahale ile buralarda belli ölçüde feodalizmi çözebilmektedir. İran'da belli ölçüde yapmıştır, belli ölçüde üstten alta tamamlamadan yaptığından ötürü sonradan yüzüne patlamıştır, patlamıştır.
Bu açıdan, bıraktığımız takdirde, emperyalizm üretici güçleri geliştirmektedir, anarşik bir şekilde geliştirmektedir. Ama emperyalizm üretici güçleri geliştirme konusunda (bizim Partinin haberdar olmadığı) en önemli suçu işlemektedir, en önemli suçu! Geliştirmiyor diye söyleyenlerin ilk söylemesi gerektiği şey, dünyadaki en büyük üretici güç olan işçilerin emeklerini başka türlü kullanmalarını kesinkes engelliyor. Üretici güç devrimci sınıfın kendisinin başka türlü bir liretim ilişkisine girmesini, sosyalist üretim ilişkisine girmesini kesinlikle engelleyerek, en büyük gücün, üretim gücünün geleceğini bu kanalda tıkamıştır. Onun için Mao ne diyor: “Devrimi kavra, üretim ilişkilerini değiştir, üretimi hızlandır” diyor. Bu açıdan üretici güçleri en çok engellediği nokta, emperyalizmin devrimi engellemesi, devrim yapacak sınıfın başka daha ileri bir üretim ilişkisi içine girmesini engelleyerek sahip olacağı üretkenliği engellemesidir. Bu da proletarya devrimi ile çözülür!
MK Temsilcisi: Tamam yoldaş anlaşıldı. Bir sorusu var arkadaşın, beş dakika uzatmaya hakkın var. SORU: Emperyalizm iç olgu olması, Komintern, emperyalizmin Genel Kriz Teorisi, çok kısa olsa da kafalara takılan bir mesele oldu. Peki Türkiye'de faşizm meselesi? MLM Kanat Sözcüsü: Evet, Türkiye'de faşizm süreklidir diyoruz, ama beleşe diyoruz. Türkiye'de faşizmin sürekli olduğu doğrudur ve ispatlanmak zorundadır. Kuru kuruya tekrar edilerek olmaz.
Demin anlattığım şekilde daha ince açıklanmıştır aynı görüşler, hiç merak etme. Onun için arkadaşlar dürtüyorlar. Ama faşizmin sürekliliği otomatiğe bağlanırsa, otomatiğe bağlanırsa tehlike gündeme gelmektedir, siyasi tehlike gündeme gelmektedir. Çünkü Genel Kriz, genel çöküş Teorisi diyor ki, faşizmden başka bir şey getiremez emperyalizm, faşizmden başka bir şey getiremez diyor;
SORU: Peki tam o noktada İbrahim'i niye eleştirmiyorsun. İbrahim diyor...
MLM Kanat Sözcüsü: Dinle, dinle, İbrahim'i savunanların, savunmayanların, yani İbrahim hakkında konuşanların İbrahim'in her zerresiyle ilgilendiklerini açık yürekle ispat etmek için söylüyorum ve soruyorum; halk savaşını reddeden strateji ile şunların arasındaki farka bir bakın. Şimdi Komintern diyor ki, sürekli üretici güçlerin düşmesi, bilimin uygulanmaması, barbarlığa gidiş -anlıyor musun- faşizmi gündeme getiriyor. Tamam mı arkadaşlar, faşizmi gündeme getiriyor. Arkadaşlar dikkat edin bakın, önemli bir sorun. Yani hakim sınıfları faşist yapıyor. Anlıyor musunuz, otomatikman düpedüz. Bunları faşist yapıyor.

Esas Olan, Hakim Sınıfların Tümünü Hedeflemek Ve Devirmektir!

Şimdi bu durum, bu baskı, bu sömürü faşizmi gerektiriyor. İbrahim'in anlattığı şey: Feodal cebirle birleşerek faşizmi gündeme getiriyor bu ülkelerde. Anlatabiliyor muyum? Ama emperyalizm belli refah dönemlerinde, hakim sınıfların, daha önce faşist olan hakim sınıfların artık “faşist olmamalarıyla” birlikte, faşizmi “uygulamamalarıyla” birlikte, yahut da faşizmi azılı ölçülerde, azılı biçiminde, azılı boyutlarda yapmamalarından ötürü, “hakim sınıf olan azılı faşist olmak zorundadır, azılı faşist olmayan hakim sınıf değildir” teorisine karşı, faşizmin sürekli otomatikman ilan edilmesine karşıyım. Somut olarak ilan edilmelidir: “Bu faşizmdir”diye.
İbrahim'in dediği şey, Türkiye'de faşizm ve yarı-faşizm vardır diyor. Türkiye'de demokratik kırıntıların yaşandığı dönemler de yarı-faşist dönemlerdir ve de bu konuda milliyetçi dar bakışta olmayalım. Çünkü Şili gibi bir ülkede, özel koşullardan ötürü emperyalizmin denetiminde burjuva parlamentosu, burjuva işçi partisi ve “Marksist”, “Komünist” partisi, parlamenter hayatı yaşayacak kadar hürriyete sahiptiler. Kendilerine bu hürriyeti verenin hakim sınıf olmayacağını, ondan ötürü onu devirmeyeceğini, çünkü kendisine faşizm uygulamadığını söyleyebiliyor insanlar. Çünkü “devirmeleri gereken şeyin sadece faşistler olduğunu söylüyorlar.”
Anladınız mı? “Devireceksen, faşisttir. Şayet bu yoksa devirmeyeceğim” diyor. Ben de diyorum ki, dünyada öyle koşullar olabilir ki, hakim sınıflar böyle bir baskı uygulamasalar bile, tamam mı, defterlerinin gene de dürülmesi gerekir!
Otomatik faşizm teorisi sana der ki, “hakim sınıflar denen şey faşisttir”. Bunu der. O zaman senin devirmen gereken şey faşistler olduğuna göre, hakim sınıflar içinde ılımlılık gösteren kesime hemen kuyruk sallama eğilimi baş göstermesinin sebeplerinden birisi bu teoridir. “Çünkü bunlar faşist değildir” eğilimi başlamaktadır.
Nitekim bizim MK 4. Toplantısının bu Genel Kriz Teorisini savunan, uluslararası komünist hareketin bu görüşlerini savunan 4. Toplantısının CHP'ye kuyruk sallaması, SODEP'e kuyruk sallaması bundandır. Devrilecek kesimin, baş düşman ilan edilecek kesimin, sırf cuntacı kesim olduğunu söylemesi bundandır. Bu teori ile benim savunduğum teorik yaklaşım arasındaki fark açıktır .