"Çin'e bakalım. Bizim sadece darı ve tüfeklerimiz var, fakat
tarih sonunda bizim darı ve tüfeklerimizin Çan Kay Şek'in
uçak ve tanklarından daha güçlü olduğunu ortaya Koyacaktır."
--Mao Zedung


"Bazı silahlar vardır ki, onu elinde tutanlar yenilmez bir güce sahip
olurlar... Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi böyle bir silahtır.
Kitlelerin devrimci tecrübeleri böyle bir silahtır."
--İbrahim Kaypakkaya


Çamurdan Ayaklı Kabadayı Ahmaklar

DARI İLE TÜFEĞİN GÜCÜNE KARŞI KOYAMAZLAR !

İktidar sahibi asalakların haline bakın! 12 Eylül cuntasının kanlı süngüsü ile yazılıp, sandık başında dipçik zoru ile oylattırılan faşist anayasanın temin ettiği devlet terörü ve diktatörlük araçları bile, bu devletin sahibi komprador-feodal efendilerin huzur ve dirayetini tesise yetmiyor.
Sonunda 424 numarasını takmayı uygun buldukları “(K)anun (H)ükmündeki (K)ararname”(leri)'nin gerçek adı, içeriğinden belli: (K)orku (H)Hükümdarı (K)uşatmış! Pek “kanuni” olması için emirlerindeki gazete manşetlerini --usül yerini bulsun diye-- bağırttıran bu kanunu-kasatura haydutların, sonunda yeni kanunlarını esas kanunlarının hangi kanlı çengeline asacaklarının bir önemi yok. Önemli olan, iktidar sahiplerinin korku ve dehşet içinde kıvranmakta olduğudur.
Çankaya'da zirve üstüne zirve toplayan, “Milli Güvenlik Konseyi bir an evvel toplansın” diye feryad-ı figan eden, dertlerine yetmeyen akıllarını takviye için emperyalist velinimetlerine heyet üstüne heyet gönderen hakim sınıf efendileri ve devleti, tarihinin en bunalımlı dönemini yaşıyor. İktisadi ve siyasi yapının tüm olguları, bu bunalımın alabildiğine şiddetlenip derinleşeceğine işaret ediyor.
İktidar sahiplerinin derdi çoktan, bu hurda düzenin alışılagelmiş siyasi ve iktisadi istikrarsızlığının, baskı, milli zulüm, canı tenden ayıran sömürüsünün halk kitlelerine hayatı cehennem azabına çeviren işleyişinin ötesine geçmiş bulunuyor. Baştakilerin bizzat kendileri, bu çoktan hurdaya çıkmış düzeni yönetebilme kapasitesini günbegün yitirdiklerinin farkındalar. Daha da beteri, bu asalak sınıfın ve emperyalist efendilerinin siyasi ve iktisadi çıkarları için devlet terörü ile kontrol altında tutulmaya çalışılan çeşitli milliyetlerden halk kitleleri, Kürt ulusu ve azınlık milliyetler, yukardakilerin yönetemez duruma gelmekte olduğunu görmekte, her fırsatta isyan bayrağını kaldırmanın yolunu aramaktadırlar.
Emperyalist dünya sisteminin sömürü mekanizmalarının bir parçası olan iktisadi düzenin kendisi, kendi yapısal çelişkileri ile işlemez duruma gelmiştir. Komprador-feodal efendilerin en büyük talihsizliği, emrine amade oldukları emperyalist sistemin dünya çapında çatırdayan yapısı ve kızışan çelişkileri ortamında emperyalist sermayenin kendilerine yardım eli uzatacak durumda olmayışıdır. Gericiler her yerde, büyük kargaşalık ve fırtınaların günün düzeni haline gelmekte olduğunu görüyorlar. Emperyalist dünya sistemi yeni bir paylaşım savaşı ile yeni baştan zorla kalıba dökülene kadar, mevcut ve artacak olan krizlerde kayıpları sınırlı tutma programı ve yeni bir paylaşım savaşına kadar mümkün mertebe kontrolü tümden kaybetmeme politikası peşindeler. “iktisadi iyileşme” palavraları, yerini çoktan “kriz idaresi” beyanlarına bıraktı.
T.C. devleti gibi, iktisadi ve siyasi bünyesi onlarca yıldır devrimci değişiklik için haykıran bir sosyo-ekonomik yapılanmanın, tüm dünyada çatırtı sesi getiren bu krizi ne idare edecek ne de hafifletecek bir gücü vardır.
Kürdistan'daki durum, bu bunalımın en belirgin temerküz noktalarından biridir. Doğu Perinçek ve şürekası gibi, hakim sınıfın karşı-devrimci siyasi yaverleri ne kadar avaz avaz T.C. devletinin “aklı başında yöneticilerini” akıllarını başlarına bir an evvel devşirmeleri için bağırırsa bağırsın, “önce ezelim, sonra çözelim” programı yerine “çözerek ezmeyi neden düşünmediklerini” soradursun, dostu hakim sınıf efendilerinin pek fazla seçeneği yoktur. İkinci dünya savaşından bu yana emperyalizmin işleyişi, bir asıra yakın zamandır Kürt ulusu üzerindeki sömürü, milli zulüm, ve kitle kıyımcısı tahakkümü alabildiğine şiddetlendirmiştir. Özünde bir köylü sorunu olan Kürt ulusal kurtuluş mücadelesini onlarca yıldır fasist terör, askeri seferberlikler, sıkıyönetimler, her köye bir karakol politikası, kitlesel sürgünler, işkence ve komando dipçiği ile yokedebileceğini zannedenler, bugün Kürdistan halk kitlelerinin kahraman başkaldırısı ile ecel teri döküyorlar.
Köylü devrimi ve toprak devrimi bugün emperyalist üretim ilişkisinin mengenesine ve onun teröre dayalı kahyalığını yapan T.C. devleti ve ordusuna karşı ulusal kurtuluş mücadelesi biçiminde kabarmaktadır. T.C. devleti yoluyla işleyen emperyalist değer üretimi ve sömürüsünün harcı, Kürt köylüsü ve Kürt ulusunun kanı ve alınteri ile karılmıştır. T.C. devleti denen faşist düzen çökertilmeden, Kürdistan'da ulusal kurtuluş ve toplumsal devrimin gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Buna mukabil, Kürdistan'da kitlelerin devrimci mücadelesinin yükselmesi, faşist Türk devletinin bütünsel yapısını tehdit edecektir. Kürt ulusu üzerinde milli zulüm “uygulamayan” bir T.C.'nin mevcudiyeti bile söz konusu edilemez. İrak Kürdistanındaki halk kitlelerinin onlarca yıllık tecrübesi buna şahittir. Bir takım kültürel veya bölgesel özerklik formülleri, ancak ve ancak, Kürt kitlelerini oyalamak için, ve milli zulüm ve sömürünün yeni tezgahı olarak kullanılmıştır. Ezen ulusun hakim sınıfı iktidarda oturduğu müddetçe, bu tür özerklik programları ancak onların tahakküm mekanizmalarının bir parçası olarak kalacaktır.
Her halükarda, T.C. devleti, Kürt halk kitleleri ve köylüsünün sömürü ve zulme karşı had safhaya varan devrimci kini ve potansiyelinin gerçek kurtuluş güzergahına doğru sel yataklarını doldurmasından korkmaktadır. Doğu Perinçek, M. Ali Birand ve benzeri düzen müşavirlerinin, böylesi tehlikenin ciddi mevcudiyetine karşı, Kürt köylüsünü arkasından hançerlercesine Kürt burjuvaları ile mutabakat yolu arama önerisine, düzen sahiplerinin kulak asacak halleri yok. Zira Kürt ulusal sorununun şu veya bu şekilde depreşmesinin, meselenin temelinde yatan devin, yani köylü sorununun kükremesine sebep olacağını biliyorlar.
Kürdistan'da, her ne pahasına olursa olsun, T.C. devletinin ve ordusunun sarsılan otoritesini yeniden tesis etmek için ellerinden geleni yapmak, iktidar sahipleri için bir ölüm-kalım meselesidir. PKK'nin silahlı hedef göstererek, özel savaş, yeni yasalar ve olağanüstü tedbirlere can havliyle sarılmalarının nedeni budur.
Başta Partimiz TKP/ML olmak üzere, tüm devrimci örgütlerin, T.C. devletinin bu kanlı planlarını geri püskürtmek için vargücümüzle mücadele yürütmesi , devrimci mücadelenin gelişmesi ve Kürt ulusal mücadelesinin geleceği açısından tayin edici önem taşımaktadır. Kafa karışıklığı yayan, uzlaşma yolları arayan, ezen ulusun hakim sınıfı ile geçici anlaşmalara ve tavizleşmelere bel bağlıyan reformist anlayışlara karşı sistemli ve ilkeli mücadele yürütülmeden, Kürt ulusunun kendi kaderinin tayin hakkını savunmak, beyhude bir işgüzarlık olur.
Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı, son ve tayin edici kertede, çeşitli uluslardan proletaryanın kendi devrimci davası ve sınıf kaderini, ezen ve ezilen ulus burjuvazisinden bağımsız olarak tayin edebilmesine bağlıdır. T.C. sınırları içinde proletaryanın ulusal çitlere göre bölünmesi, örgütsel birliğinin parçalanmasına yol açacak programlar, devrim davasına zarar verdiği kadar, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesini de T.C. hakim sınıfı ve ordusu önünde zayıflatacak, Kürt köylüsü ve proleterlerinin davasını Kürt burjuvazisinin “merhametine” teslim etmiş olacaktır.
İktidar sahipleri ne kadar horozlanırlarsa horozlansınlar, çamurdan ayaklı ahmaklar gibi kabadayılık taslamaktan öte gidemezler. Marksist-Leninist-Maoist ideoloji ve devrim bilimi ile donanmış proleterler, Mao Zedung'un tarihte kayıtlı uyarısına uygun hareket edecek olurlarsa, tarih bir kez daha gösterecektir ki “darı ile tüfeğin gücü” hakim sınıfların tankına, topuna, ordusuna duman attıracak kudrettedir. Tüfeği darı ile, köylü kitlelerini silahlı mücadele ile birleştirecek olan, enternasyonal proletaryanın devrimci ideolojisi Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesidir.
Proletaryanın saflarını birleştirmek, devrim isteyen geniş halk sınıfları ve tabakalarını devrimi zafere götürecek güzergaha seferber edebilmek, köküne kadar devrimci, tüm dünyayı her türlü baskı ve sömürünün izinden temizleyecek bir dünya görüşü talep eder. Bunun için Partimizin kurucusu İbrahim Kaypakkaya, Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi'ni savunanların yenilmez bir güce sahip olduklarını vurgulamıştı. Mao'nun halk savaşı güzergahında T.C. devletini kırlardan şehirlere doğru kuşatma stratejisi yerine --ne dediklerini bile anlamadan-- “Kürt İntifadası” hakkında rasgele laf edenlerin cahilliği, sırtlarını proleter devrimci Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye dönmüş olmalarından kaynaklanmaktadır. Filistin'de kitlelerin kendiliğindenci başkaldırısı bugün, Filistin devriminin düşmanları ile Arafat gibi hainlerin pazarlığına alet edildiğini göremedikleri bir yana, “Kürt İntifadası” yaygarası ile Kürt kitlelerinin mücadelesini kendilerinin reformist hayalleri için, devlete karşı baskı ve pazarlık aracı olarak kullanabileceklerini zannediyorlar. Doğu Perinçek gibi komprador-Marksistler, Yalçın Küçük gibi yol arkadaşları, devletin kendine çeki düzen vermesi için bugün “PKK-dostluğu” taslıyanlar, daha bugünden PKK hakkında yarın teşhir kampanyası açmaya hazırlanıyorlar.
Proleterleri, yoksul topraksız köylüleri, milli zulme başkaldıranları, devrime ihtiyacı olan mazlumları, bu burjuva çıkar oyunları ve reform hayallerinin üstüne, proletaryanın yüksek yoluna çıkaracak olan, “darı ile tüfeğin gücü” ile bu düzeni hallaç pamuğu gibi atacak olan, Marksist-Leninist-Maoist ideoloji ile silahlanmış bir devrimci partidir. Maoist Parti Merkezi önderliği altında, TKP/ML, bu partiyi temsil ediyor. Devrimi istemek yetmez. Devrimin zaferini örgütlemeye ve kazanmaya cüret eden devrimciler Parti safında örgütlensinler!

TKP/ML

Maoist Parti Merkezi