TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ/MARKSİST LENİNİST
Maoist Parti Merkezi
tarafından

ŞEHİT DÜŞEN
DABK MİLİTANLARININ
ANISINA

Aralık ve Ocak aylarında devrimci mücadele onbir yiğit neferini yitirdi. DABK militanlarından Hasan Ben, Hüseyin Demir, Erdoğan Karataş, Zilan, Emine Akyüz, Cemile Sevgül, Yazgül Kılıç, Yeter Koç, Hasan Toy, Ali Aksu ve Hıdır Topçu devletin silahlı güçlerinin yoğun takip ve kuşatma operasyonları sonucunda karşı karşıya kaldıkları elverişsiz koşullar içinde silah elde çarpışarak şehit düştüler. Anılarını, halk kitleleri ve devrim için savaşanlar ilelebet aziz tutacak!
Korku ve dehşetten kaynaklanan hiddet --ne denli hunharlaşsa, gene de acizdir. Geleceği olmayanların, tüm mevcudiyet umutları sadece geçmişe sığınmaktan ibaret olanların celali, bu değiştiremeyeceği kaderinin kahrıyla sefilleşmiş bir intikam hırsının beyhude hunharlığından öte gitmez. Komprador-feodal T. C. devletinin muktedir olduğu en hunhar güç gösterisi bile bu stratejik acizliğini sergilemekten başka birşeye hizmet etmeyecektir. DABK militanlarının kuşatma altında katledilişi bir kez daha buna şahitlik ediyor. Enternasyonal proletaryanın ölümsüz önderi Marks'ın şu tespiti, faşist T.C. hakim sınıflarını her türlü vahşetine rağmen mezara doğru sürükleyen tarihsel kanunların ifadesidir: “Sınıf hakimiyetinin bu özellikle vahşi biçimi, öyleyse onun en tiksindirici ve onun en başkaldırtıcı biçimidir de. Devlet iktidarını sadece iç savaş aleti olarak kullandığından ötürü, onu ancak iç savaşı sonsuzlaştırarak koruyabilir.”
Emperyalizm ve proleter devrimler çağında bilhassa, istisnasız tüm gerici sınıfları en çok ürküten şeylerden biri, rakiplerine karşı savaşın --bırakalım “sonsuzlaşmasını” bir yana--uzamasıdır. Kendi aralarındaki karşı-devrimci savaşlarda olduğundan çok daha fazlasıyla, karşı-devrimci hakim sınıflar ile devrim isteyen halk kitleleri arasında uzayan bir (iç) savaş, karşı-devrimci hakim sınıfların tüm taktiksel gücünün tükenişi, stratejik kudretsizliğinin ortaya dökülüşü ile eş anlamlıdır. Maoist askeri doktrin, bu tarihsel materyalist kanunun diyalektiği üzerine Uzatmalı Savaş, Halk Savaşı stratejisini inşa etmiştir. T.C. devletinin kendini tarihsel yokoluşuna karşı koruma umudu olan faşist Türk Ordusu ile halk kitleleri, proletarya, ve Doğu'da Kürtlere karşı giriştiği, askeri kıyım operasyonları öyleyse, onun sadece mezara doğru debelenişinin bir ifadesidir.
Buna karşılık, onbir devrimci militanın silahlı direnişi, bir tan atışının karanlığa karşı meşakkatli ama şüphe götürmez doğruluşuna tekabül eder.
Bundan ötürü, onbir DABK militanının şehit düşmesi, özellikle içinde bulunduğumuz dönemde, Türkiye devriminin canalıcı stratejik meselelerinin tezahürleri arasında yer almaktadır. Devrimci mücadelede şehit düşenler, her zaman ve her yerde, devrimin bir o kadar daha ciddiye alınmasını, halkın ve proletaryanın devrimci çıkarlarının can-feda bir sorumluluk ile herşeyden üstün tutulması, gerektiğini, unutanlara bir daha hatırlatmış olur1ar. Şayet buna uygun hareket edilmiyorsa, şayet şehit düşenlerin devrimci fedakarlığı ve anısı küçük grup çıkarlarını, hataları, ve/veya revizyonist sapmaları şirin gösterme uğraşına alet ediliyorsa, bu, halkın devrimci çıkarlarına ters düşer, proletaryanın devrimci ideolojisine yabancıdır, devrim isteyenleri eseflendirir. Ne yazık ki, onbir DABK militanının şehit düşmesi üzerine yapılan beyanlar, böylesi esef verici tavırlarla yüklüdür.
Mao Zedung, “Komünist, gerçeği kesinlikle savunmaya her zaman hazır olmalıdır, çünkü gerçek halkın çıkarlarına uygundur; komünist, her zaman için hatalarını düzeltmeye hazır olmalıdır, çünkü her hata halkın çıkarlarına aykırıdır” diyerek bizleri uyarmıştı. Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist adına, Maoist Parti Merkezi bu ideolojik ilkenin ışığında hareket etmekle yükümlüdür. DABK önderliğinin oportünist/revizyonist hattına rağmen, ve Şehit düşen onbir militanı hakkındaki değerlendirmesi ne olursa olsun, onbir militanın devrimci anısı, Maoist Parti Merkezi'nden, sorunları halkın devrimci çıkarları ve gerçeklere uygun ele almasını talep eder. Öyleyse, devrim için şehit düşenlerin anısı ve devrimin zaferi için şu noktaları bir kez daha vurguluyoruz:

Devrimci Savaş :

Türkiye'de silahlı mücadele arzusu, geniş halk kitleleri içinde destekten yoksun bir olgu değil, tersine yaygın bir mizaç, kitlelerin kendiliğindenci talebi, eğilimi, ve eylemlerine tekabül edecek seviyededir. Dolayısıyla “silahlı mücadele savunuculuğu”nu komünist ideoloji ve siyaset ile eş tutan bir eğilim, silahlı mücadele savunuculuğu veya silahlı eylem ile övünen her bakış açısı en azından silahlı ekonomist, silahlı kendiliğindencilik ideolojisinin, liberal burjuva reformculuğun silahların gölgesine saklanmış bir biçimidir. DABK önderliği, Parti tasfiyecisi kanatlarla birlikte Maoist Parti Merkezine karşı saf tutmasından bu yana, bu eğilimin temsilcisi durumundadır. Bunu yapabilmek için DABK önderliği, kendiliğinden mevcut ideolojiye tapınmakta, “savaşın siyasetin başka araçlarla yürütülmesi” oluşunu tahrif etmektedir. Silahlı mücadeleyi, Parti ideolojisi, komünist ideolojinin yansıması ve uygulanışı olarak görme ve göstermelerine yol açmaktadır. 3. MK tasfiyecilerinin 3. Konferans kararlarının kağıt üzerinde güzel olduğunu fakat uygulamadıklarını yazdıklarında, DABK önderleri bu bakış açılarını dile getiriyorlardı. Partimizin Marksist-Leninist-Maoist rehber ideolojisi ve siyaseti, silahlı mücadeleyi, (daha doğru ifade edilirse) bir devrimci savaşı öngörmektedir, ama bu, her önüne gelenin silahlı eylemciliğinden nitel farklılık gösteren bir mücadeledir. Mao'nun “iktidar namlunun ucundadır” parolası, Lenin'in “savaş, siyasetin başka araçlarla yürütülmesidir” tespitleri bütünlük oluşturur, siyaset kendisini başka araçlarla devam ettirmeyebilir, ve hükmettiği namluların ucundaki iktidarın siyasi niteliğini de kaçınılmaz olarak belirleyecektir. Bu sorunun can alıcı önemi, önderlik edemediği takdirde zafere ulaşamayacağını bilen devrimci proletaryayı yakından ilgilendirdiği halde, DABK önderliğini doğal olarak hiç ilgilendirmemektedir. Çünkü bir-iki silahlı eylem veya silahlı mücadele “savunuculuğu”, kendiliğindenci ideolojinin egemen olduğu yerde, DABK önderlerinin kendi itibarlarını bir müddet daha koruyabilmelerine yetecektir. Böylesi pragmatist felsefenin hesapları, gene pratikte pragmatizmin sınırlarıyla çevrilidir; kendiliğindenciler arasındaki rekabeti, ancak en kendiliğindenci olan, kendiliğinden mevcut bulunan en eski ve herkes tarafından kabul edilebileni savunanlar kazanır. DABK önderliğinin PKK karşısında elverişsiz konuma düşmesi ve bunun konferans kararlarına kadar uzanan belirtileri, bu gerçeğin ifadesidir. DABK, silahlı ekonomist ideoloji ve siyaseti Parti siyaseti diye yutturmaya kalkıştığı yerde, PKK önderliğinin kendisini Kürdistan “işçilerinin partisi” olarak göstermesi, ve bunda daha da başarılı olması, söylediklerimizi kanıtlar. Şehit düşen DABK militanlarının düşman önünde maruz kaldıkları elverişsiz koşulları yaratan nedenlerden biri budur.
Silahlı ekonomistlerin ideolojisinin tahrifine uğrayan gerçeklerden biri, silahlı mücadelenin ciddiye alınması gereken bir mücadele olduğudur. Yukarda Marks'tan yaptığımız alıntıdan da anlaşılacağı gibi, devlet her silahlı eylemi kendisine karşı bir savaş ilanı olarak görür, ve böyle görmek ve buna uygun hareket etmek zorundadır. Maoist Parti Merkezinin “silahlı mücadele” kavramı yerine, devrimci savaş formülasyonunu kullanmayı daha uygun görmesinin nedenlerinden biri, bu mücadelenin ciddiye alınmasını vurgulamaktır.
Devrimci savaş, silahlı eylemciliğe ve/veya silahlı eylemlerin kendiliğinden çoğalışına indirgenemez. Bu meselenin eleştiri ve tahlili Parti içi polemiklerde Maoist Parti Merkezi tarafından ısrarla yapıldığı halde, geçmişte Partinin Halk Savaşı stratejisi, stratejisine ve imkanlarına bu silahlı ekonomist sapmaların verdiği ağır zararlara işaret edildiği halde, DABK önderliği hiçbir şeyi umursamadan, aynı oportünist göle bir daha yoğurt çalmayı deneyerek “Particilik” taslıyacağını zannediyor.

Düşman kendisine savaş ilan edenlerin hatalarını dört gözle kolluyor, devrim saflarında ağır kayıplara yolaçması, ve silahlı mücadelenin başarı şansı hakkında yılgınlık ve döneklik tohumları ekmesi için, en şiddetli gövde gösterileri ile fırsat değerlendirmeyi amaçlıyor. DABK militanlarının şehit düşmelerine yol açan gelişmelerde, bu gerçeklerin payı müşahade edilmelidir.

Parti:

Silahlı mücadelenin, halk kitlelerinin devrimci savaşı olarak örgütlenmesi, acil ve acil olduğu kadar da ciddi bir görevdir. Bu görev ancak, Marksist-Leninist-Maoist bir Parti örgütünün önderliği ve disiplini altında, ve tüm örgütün merkezi faaliyeti olarak, Marksist-Leninist-Maoist çalışma tarzı temelinde gerçekleştirilebilir. İnkar edilmez bir gerçektir ki, Parti ancak silahlı mücadele içinde inşa edilip güçlendirilecektir; bunun sebebi silahlı mücadelenin “en fiyakalı” mücadele olması değil, proletaryanın önderlik etmesi gereken sınıf mücadelesinin en yüksek biçiminin devrimci savaş olmasıdır. Proletarya ve devrimci kitlelerin en bilinçli, en militan ve en fedakar unsurları, ancak bu mücadele içinde yetişebilirler, bu mücadele içinde bulunabilirler. Dolayısıyla Parti ancak kendine düşen görevlerini yerine getirerek ve getirebildiği ölçüde inşa edilebilir. Yoksa, Parti ideolojisini silahlı-ekonomist ideolojiye indirgeyen bir siyasi ideolojik hat ve bunun yürüttüğü faaliyet ile gerçek bir Komünist Partisi inşa etme iddiası abesle iştigaldir. Ama DABK önderliği böyle bir Parti inşaatı düşünmeyi zaten silahlı-ekonomist mantığı ile çoktan bırakmış, köylülerin peynir üretimi meselesini, şehirlerde legal-yayıncılık yarışına kürek sallamayı gündeme almıştır. Mao Zedung yine bu konuyu vurgulamayı gerekli görmüştür: “Bizim devrimci savaşımız, doğru bir Marksist askeri çizgiye gereksindiğimiz kadar, doğru bir Marksist siyasi çizgiye de gereksindiğimizi ortaya koymaktadır... Tarih bize doğru siyasi ve askeri yolların durup dururken kendiliğinden ortaya çıkmadığını, ancak mücadele ile elde edildiğini gösteriyor.”
Dolayısıyla, Mao'nun bu direktiflerine uygun olarak Maoist Parti Merkezi “İki-Yenilgi Bir-Yer Değiştirme” olgusu altında ve 12 Eylül mağdurluğu ortamında Parti saflarında Parti'nin Marksist-Leninist-Maoist ideolojisi ve muharebe güzergahına karşı başkaldıranların, Parti saflarında açtığı ağır yaraları sarmak için, Marksist-Leninist-Maoist ideoloji temelinde, hem devrimci savaş hem ideolojik cephede TOPYEKÜN PARTİ REKTİFAKASYONU çağrısı yaptığında, DABK önderleri doğal olarak Parti tasfiyecilerinin yanında yer aldı.
Devrimci savaş ve devrimci sınıf mücadelesinin bütününün proletaryanın önderliğinde ve enternasyonal proletarya ve tüm dünya ezilenlerinin devrimci çıkarlarına uygun ve bu çıkarlar için en ileri mevzileri fethetmek üzere yürütülmesi, emperyalizm ve yerli uşaklarının altedilmesi, ancak ve ancak, devrimci-komünist/proleter enternasyonalist bir Partinin mevcudiyetini talep eder. Devrimci kitlelerin muktedir olduğu devindirici gücü, dizginlerinden ancak böyle bir Parti boşandırabilir. Devrimci savaşın askeri hattını ancak böyle bir Parti tespit edebilir. Tarihe yolu arazide ancak böyle bir Parti gösterebilir. DABK önderliğinin tavrı bu zorunlulukları idrak etmemenin mahkümiyetini yaşıyor. Şehit düşen DABK militanlarını düşman önünde böylesi bir önderlikten mahrum bırakma gafleti, DABK önderliğinin oportünist ideolojisinden kaynaklanıyor.

İdeoloji:

İdeoloi, ezelden ebede, tüm oportünistler için ya kuru ajitasyon için kullanılacak tumturaklı söz, ya da düpedüz laf-ı güzaf gelmiştir. Ama tarih gösteriyor ki, ideoloji, hidrojen bombasından çok daha büyük bir şiddet ve kudretle maddeye maddi koşullara dönüşür. Oportünist çizgilerini makyajlamak için sadece arasıra “Mao'nun kızıl ışıklı yolundan” dem vuran DABK önderliği, modern-revizyonizme karşı Mao'nun ideolojik mücadelesinin bugün artık nasıl gümbür gümbür Doğu Avrupa'daki olaylarla teyid edildiğinden ders çıkarmalıdır. Kruşçev de DABK önderliğinin Maoist Parti Merkezinin ideolojik mücadelesine kulak asmadığı gibi, Mao'ya burun bükmüştü, elindeki paslı silahlara güven duymuştu. Bugün “mezarına bir tas su dökeni” bulunamıyor.
Doğrudur ki, düşman DABK militanlarını üstün sayıda asker ve silahlarla kuşatma altına almıştı; ama DABK militanlarını en kudretli silahtan, Marksist-Leninist-Maoist ideolojiden, düşmanın hiçbir zaman sahip olamıyacağı savaş rehberi ve silahından mahrum bırakan da gene --revizyonistlerle aynı cephede saf tutan, Maoist Parti Merkezi, Marksist-Leninist-Maoist ideoloji, DEH ve Deklarasyon'a karşı saldıran--DABK önderliği olmuştu. Maoist ideoloji ve eleştirileri ciddiye almak yerine revizyonist tasfiyecilerin silahlarını ödünç almayı yeğleyen, DABK önderliğinin kendisidir. “Uydular göğe çıkarken, kızıl bayrak yere düştü” diyen Mao'nun ne kastettiği, hiç de laf-ı güzaf değildi.
DABK önderliği Parti Merkezinin her ideolojik eleştirisini yakından izledi, ama sadece ve sadece bir daha gaf yapmama, “köylü gerilla savaşı, merkezi görev vb.” gibi birkaç formülasyonu oportünist gövdesine süs olarak takmak için dinledi. İdeolojide gizli hesap diye bir zerrenin bile işlemediğini bir türlü anlamadı. İdeoloji niteliği icabı arı, saftır, ve sonlularla ifade olunmaz; şu veya bu öğretmenin formülasyonlarının kataloğu veya seçmesi değildir. Proletarya Partisinin ideolojisi, enternasyonal proletaryanın iki asırlık tecrübesinin düşmana ve maddeye karşı damıtılmış bütünsellikli özümlemesi, teorik, siyasi, askeri, felsefi, metodolojik olarak devindirici ve bütünsellikli düşünce ve eylem sistemidir. Adı Marksist-Leninist Maoist ideolojidir. Bir zerresinde bile taviz söz konusu değildir. Parti ve yöneteceği devrimci savaş, ve akabindeki mücadele, sınıfsız topluma dek, bu kendini de devindiren ideolojinin rehberliğine ihtiyacı vardır. Ama Parti tasfiyecisi cenahta yer alan DABK için silahlı ekonomizm herşeye bedeldir.
Elbette mücadele olan yerde, fedakarlık vardır; devrimci mücadelede elbet pek çok şehit vereceğiz. Ama devrimci kitlelerin bu devrimci enerji ve özverisinin ne hovardaca kullanılmasına, ne de oportünist ideoloji ve siyasi çizgiyle düşmana kırdırılmasına devrimin çıkarları izin vermez.
Kitleler tarih boyu, nice milyonları ile, nice gönül şevklendiren kahramanlıklar sergileyerek, esaret zincirlerine karşı savaşmışlardır, ama bu mücadelelerin düşman mevzilerini sadece sallamakla mı kalacağı, yoksa sınıfsız topluma doğru düşmandan arazi kurtaran devrimin zaferi ile sonuçlanacağını belirleyen, ideolojik ve siyasi hattın doğruluğudur. Tarih hiçbir şey yazmıyorsa, gene de bunu yazıyor.
DABK militanlarının şehit düşmesini, İbrahim Kaypakkaya'yı, Mahir Çayan, İrfan Çelik, ve Mazlum Doğan'ın seviyesine indirmenin fırsatı olarak gören 2. Me-Ke'ciler ile Doğu Perinçek peşinde sürüklenmek için “cesetlerinin üzerine basa basa” yürüyeceğini ilan eden 3. Me-Ke'ciler ve siyasi-ideolojik ve askeri hatlarının iflasını örtbas etmek için, şehit düşenlerin “ruhlarını konuşturmak” isteyen DABK önderliği ne derse desin!
Marksist-Leninist-Maoist ideoloji herşeye muktedirdir; çünkü, doğrudur! Bu gerçeğin proletarya ve ezilen kitlelere ait olduğu da gene, şehit düşen DABK militanlarının devrimci anısı ve özverisiyle sabittir.

27 Şubat 1990

TKP/ML Maoist Parti Merkezi