mecburuz
ve
gerçekten
muktediriz biz
kazanmaya;
öyleyse,
göster cüretini
maoist devrim
için savaşmaya!

Proleterler,
Yoksul Köylüler,
Düzenin Teslim Alamadığı Aydınlar,
Uslandıramadığı Devrimci Gençlik,
Kadın, Erkek, Kahraman Halkımız,
Zamanımızın Gerçek Efendileri,

Kulak verin. Tarihin nabzı, bir kez daha, alabildiğine hızlanıyor... Tarihe yolu kim gösterecek, kim geçirecek zamana hükmünü!... Her yanımız bu sorunun yankısı ile çalkalanıyor.

Mevcut dünya düzeninin sahipleri ve yöneticileri bile, artık tarih nezdinde, toplumu yönetme iddia ve emellerinin, kokuşmuş bir cesed savunuculuğundan ibaret olduğunu gözlerden saklayamamanın derdi ile kıvranıyorlar. “Yeni dünya düzeni” teraneleri, bu dertlerinin dışa vuran tezahürüdür. Bu insan ve tabiat kıyımcısı mahluklara sormalı: “Eski” dünya düzeninde bu denli vahşet, ızdırap ve sefalet üretme hünerlerinden ötürü mü, kendilerine bir yeni “dünya düzenlemesi” fırsatı vereceğimizi zannediyorlar!

Doğrusunu söylemek gerek: pek öyle zannetmiyorlar! Tersine, hergün bizden biraz daha fazla kan, kurban ve emek talep eden düzenlerinin kendi vahşet dolu işleyişinin, bize, onları layık oldukları lağım çukuruna ilelebet gömebilme fırsatı yaratışından korkuyorlar. Kim olsa kendilerine hak verir:

Bu lanet olası cehennem dünyasının sahibi emperyalistler ile onların yerel bekçi köpeklerine karşı ezilen ve sömürülen azametli çoğunlukların mücadelesi, taze ve yeni bir hışımla yerinden yelkiniyor.

Los Angeles'te ezilenler, tek bir yelkinişte, Körfez “fatihi” Bush'un ve tüm ABD kıyımcı gövde gösterisinin o kof “ihtişamının” iflahını tüketti. Yanki Mafyası, Körfez'de kabadayılık taslarken, asker sürülerini, bu sefer Los Angeles'i işgal etmeye gönderdi. Hikmetinden ve kudretinden sual olunmaz dediklerinin hali böyledir, ve onlara böyle ecel teri döktüren, bizim sınıf kardeşlerimizdir.

Filistin'de ve Azanya'da, Fransa'nın tüm Afrika sömürgelerinde, Venezuella'da, Burma'da, Güney Kore'de, Tahran'ın geniş emekçi mahallelerinde, düşmana ve caşlarına meydan okuyan Kürdistan dağlarında, Filipinler'in ormanlık köyleri ve fakir adalarında, Kızılderili yerli halkın silah elde orduyu karşılarında sipere koşturan Kanada bozkırlarında, Fransız emperyalizminin gözdesi Paris'in yoksul semtlerinde, Nepal'de, ve Peru konsolosluklarını militan kitlelerin “hizmete” kapattığı beş kıtanın beşinde, bizim, sınıf kardeşlerimizin ayak sesleri yükseliyor.

Proleter dünya devriminin sel yatakları, düşmanı ürküten bir heybetle yeniden kabarıyor.

Kimse bize maval okumaya kalkmasın! Özellikle, şu “yeni dünya düzeni”nden dem vuran doğulu ve batılı emperyalistler ve onların kanlı çizmesini yalayan uşakları. Biz bu düzenin kırk katırlı “eskisini” de, kırk satırlı “yenisini” de gayet iyi tanıyoruz.

Düşmanımız emperyalist dünya düzeni ve sahipleri, tarihin en derin bunalımlarından birinin içinde debeleniyor. Bu dünya düzeninin Türkiye'deki bekçi köpeği T.C. devleti de dünya çapında derinleşen bu krizin girdabında yeniden parça parça olacağı bir uçuruma doğru sürükleniyor. “Birinci Cumhuriyetçiler” ile “İkinci Cumhuriyetçiler” arasında kızışan hakim sınıf it dalaşı, karşılıklı birbirlerinin adamlarının canını kıymaya çoktan başladı. Bu sömürü ve zulüm tezgahlarında, bizlerin canını teninden ayırarak imparatorluk sürdürme sevdasında olanlar, dehşet ve telaş, umutsuzluk ve acizlik içinde çırpınıyorlar.

Kimse bize maval anlatmasın! Dörtbir yanlarını sarpa saran kara bulutları nasıl dağıtacakları konusunda ne bir hal çareleri var, ne de derman ve dirayet yetirecek güce sahipler! Çünkü onlar, sarp bir uçurumla üstlerine doğru yürüyen bir alev duvarı arasında sıkışmış durumdalar.

Bir taraftan mazlum dünya halklarının giderek güç ve şiddet toplayan mücadelesinin devrim tehditi karşısındalar; diğer taraftan, halk kitlelerinin mücadelesini bastırmak için kendi aralarında her ne kadar işbirliği yapsalar da, birbirlerine karşı, kendi sömürü tezgahlarını genişletmek için rekabet ve dalaşın kaçınılmaz kızışmasını gemleyemiyorlar. Dünyanın yeni baştan paylaşılması çoktan başlamış durumda. Yugoslavya'nın paylaşılması için tezgahladıkları vahşet, daha büyük çapta, veya nihai kapışmaların kanlı habercisidir. Heryerde ağızlarındaki feryad, “istikrar asayiş temin edilmelidir” feryadı; her feryadın arkasında da bir an evvel kendi ordularını dünyanın şu veya bu ucuna koşturma telaşı, tozu dumana katıyor.

Hem sahiplere karşı ayaklanan biz kölelere, hem de diğer köle sahiplerine karşı savaşmaktan başka çareleri yok; ama bunun her ikisini birden yürütmenin ölümcül tehlikesine karşı bir çareleri de yok! Gerçek durum budur. Ve biz ezilen dünya çoğunluğu için, onların bu umutsuz çıkmazı, yeni ve muazzam fırsatlar yaratmaktadır.

Biz Bu Düzende “Yerimizi” Değil,
Düzeni Toptan Yerin Dibine Gömmek İstiyoruz

Emperyalistler ve uşakları devrim tehlikesini tümden savuşturabileceklerine kendilerini inandıracak kadar avanak değiller. Ama kayıplarını asgariye indirebilmek için didiniyorlar. “Elveda devrim... varsa yoksa bir sivil toplum...” güftesi besteleyecek kadar feleğini şaşırmış birkaç eski tüfeğin pespaye nedamet türkülerini pazara sürdüler. Ardından, kendi gibi emperyalist-kapitalist rakiplerinin Doğu'daki bütünüyle burjuva-kapitalist sistem krizini, “komünizmin sonu”, “Marksizm'in iflası”, “sosyalizmin kaçınılmaz çöküşü” diye göstermeye kalktılar. NEDEN?! Çünkü bal gibi biliyorlar ki, emperyalist sömürü ve tahakküm boyunduruğundan kurtulmak için yanıp tutuşanların sayısı çığ gibi büyüyor, devrim isteyenlerin bir kısmı içinde kafa karışıklığı veya moral bozukluğu yaratarak, zaman kazanma peşindeler... Devrim mücadelesinin beyhude olduğu, eninde sonunda herkesin bir “fiyatı” olduğu ve sermayenin hunharlık dünyasına “herkesin” teslim veya satın alınabileceği mavalını okumak istiyorlar. Ama, Yoldaş Başkan Gonzalo'nun, ardında durduğu o demir parmaklıkları eritircesine söylediği gibi, “rüya görüyorlar”.

Herşeyden evvel Doğu bloğunda, proletarya ve halk kitleleri, Stalin'in ölümünün ardından, sahte “komünist” tümden revizyonist burjuvazinin darbesinden bu yana, iktidar sahibi değildi ki, şimdi Batı'lı emperyalist sermayesine herhangi bir “sosyalizmin teslimiyetinden” bahsetmek mümkün olsun! Batı'lı emperyalistlere, onların kendi bunalımı ve aralarındaki çelişkilerden de yararlanarak, bir süre “ateşkes” için elini uzatan, sosyal-emperyalizmin çıkmaza düşmüş burjuva revizyonist büyük-devlet kapitalistleriydi. Şimdi ağız birliği ederek okudukları “komünizm iflas etti” mavalının belli bir amacı var: şayet doğuda yaşanan sosyo-ekonomik bunalımın batıdakinden farklı olduğuna, hele oradaki 40 senelik kapitalist üretim ve sömürüden kaynaklanmadığına kitleleri inandırabilirlerse, o zaman hem doğulu hem de batılı emperyalistler, o kanlı kapitalist yakalarını kitlelerin elinden biraz olsun kurtarabilecekierini sanıyorlar. Can çekişen sermayelerinin kitlelerin kanına soluk soluğa kalmış vampirler gibi yumulması için, kitleleri bir kez daha iktisadi ve siyasi zor yoluyla teslim almak istiyorlar.

Ama gene, rüya görüyorlar: Emperyalist-kapitalist sömürü ve tahakküm cehenneminden kurtulmak isteyen kitlelerin önüne sürebildikleri bir tek erdem, bir tek ideal var: kapitalizmin iğrenç ve vahşi boyutlara varmış sömürü hünerini benimsemek, başkalarının, milyonların canı pahasına bencil çıkar ve servet yarışı, ve birbirini boğazlamak!... İnsanlık tarihinin keşfedebildiği en büyük erdemin bu olduğunu iddia ederek, saltanat sürdürme umudu, umutsuzluğun ta kendisidir!

Bu kendi kendini mahküm eden, taş devri hoyratlığına taş çıkartan gerici felsefelerinin bir amacı daha var: Proletarya ve ezilen kitlelere, kendi tarihlerinin, bir buçuk asırlık proleter dünya devrimi mücadelesinin muhteşem zaferlerini unutturabileceklerini sanıyorlar. Marks, Lenin ve Mao'nun rehber öğretileri ışığında, proletarya önderliğinde halk kitlelerinin yarattığı, her türlü sömürü ve zulümden arındırılmış devrimci iktidar ve toplumların paha biçilmez mirasını yok saydırma telaşı içindeler. Bunu başaramazlarsa da, iğrenç iftira ve çarpıtmalarla bu mirası gözden düşürme çabası içindeler. NEDEN?!

Çünkü tarihe yolu kimin göstereceğini somut koşulların kendi diliyle bir daha sorduğu böylesi dönemde, mazlum dünya halkının, yüzünü, elbette yine, insanlık tarihinin o en ileri, en muhteşem örneklerine döneceği bir gerçektir.

Bakın, kulak verin: bu gerçek, onların “rüyalarını” kabusa çevirerek, yeniden kendini kabul ettiriyor.

Proleter Dünya Devrimi
Yeniden İktidar ve Devlet Sahibi
Oluyor Peru'da!

“Komünizm çöktü” demagojilerini, dehşete kapılmış suratlarına çarpan biçimde, enternasyonal proletarya ve kahraman Peru halk kitleleri, sınıfımızın sloganına hayat veriyor: iyi ki “Revizyonistlerin Sahte-komünizmi Geberdi! Yaşasın Gerçek Komünizm!”

Ezilenlerin mücadelesi sırf esaret zincirlerini zorlamak veya biraz gevşetmekle kalmayacaksa, sömürü ve zulmün tümünü, toptan, kökten ve tamamen süpürüp, toplumsal kurtuluşu perçinleyecekse: o zaman, ezilenlerin gerçekten özgürleştirici bir ideolojiyle, Marksist-Leninist-Maoist ideolojiyle silahlanmaları gerekir.

Peru'daki halk kitlelerinin, kendi kurtuluşlarını, ve toplumu baştan aşağı yeniden örgütlemek için mutlaka sahip olmaları gereken İKTİDARA, bugün kırlarda, ülke nüfusunun üçte birini kucaklayan alanlarda sahip olabilmelerinin ve ülke çapında iktidara yürüyen bir gerçek Halk Savaşı yürütebilmelerinin sebebi, Marksist-Leninist-Maoist bir ideolojiyle silahlı gerçek bir Komünist Partisi'nin önderliğine sahip olmalarıdır. Peru'da böylesi bir Parti'nin yaratılması ve inşa edilmesinde yoldaş Başkan Gonzalo tayin edici bir rol oynamıştır. Enternasyonal proletarya ve dünya halklarının bir buçuk asırlık tecrübe ve irfanının bilimsel özümlenmesini temsil eden Marksist-Leninist-Maoist ideoloji ve biliminin, proletarya ve ezilenlerin kurtuluş davası için taşıdığı hayati önemi kavrayan yoldaş Başkan Gonzalo, bugün tüm Peru halk kitlelerinin yaratıcı gücünü, kahramanlığını, kollektif irfanını muhteşem bir tarzda dizginlerinden boşandırabilen Maoist Peru Komünist Partisi'ne rehberlik ediyor. Düşmanın en dehşetli kabusunu, proletarya ve kitlelerin sömürü ve zulme son vermek için iktidarı zaptetmeleri gerektiğini, bunun ise ancak gerçekten kitlelere ve onların gerçek devrimci çıkarlarına dayalı bir Maoist Halk Savaşı ile mümkün olduğunu kanıtlıyor.

Kendilerini “yenilmez”, kapitalist sömürü ve zulmü de “erdem” olarak gösteren emperyalistler, hep birlikte Peru'daki devrimi altetme telaşına düştüler. Başkan Gonzalo'yu tutsak alıp, düzmece ayaküstü mahkemeden yıldırım hızıyla geçirip, “bir daha yeryüzünü, güneşi göremeyecek”, “öldü sayın” tehditleriyle, bir özel yeraltı zindanına kapadılar. Ama dünya halkları onların bu iştahını kursağında parçalamak üzere derhal harekete geçti. “Başkan Gonzalo'nun Hayatını Korumak İçin Yeri Göğü Ayağa Kaldırın!” sloganı büyük bir isabetle, dünya halklarının gerçek bir devrime, gerçek bir Halk Savaşı'na, gerçek bir Komünist Partisi'ne ve gerçek Marksist-Leninist-Maoist komünist önderlere olan ihtiyacını ve güvenini hem ortaya döküyor, hem de Başkan Gonzalo'nun hayatını koruma mücadelesinde emperyalist ve gericiler kampına ağır bir darbe vurarak, devrim cephesinin uluslararası plandaki bu en önemli siyasi muharebeyi kazanmasına hizmet ediyor.

Düşman, Başkan Gonzalo'yu yokederek, Peru devrimini altetme “rüyası” görüyordu. Şimdi her kıtadan yüzlerce bin insanın mücadelesi yoluyla, Peru'daki Maoist devrimin düşmana dehşet veren gücü ve niteliğinin kitleler arasında yayılmasına sebep olduklarını görüyorlar.

Biz Kazanmaya Muktediriz!

Düşmana dehşet veren olgudan ders çıkaralım. Düşman alenen iktidarı yitirmekten ve Marksist-Leninist-Maoist ideolojiyle silahlanmış bir gerçek Komünist Partisi'nin önderliğinde savaşan halk kitlelerinin kudretinden korkuyor.

Proleter Dünya Devriminin, bu dönemde, ezilen kitleler ve proleterler içinden, Maoist ideolojiyi, devrimci mücadele mevzilerine akın eden güçler arasında sağlam ve bilinçli şekilde yayacak, devrim için yeni neferleri bu ideolojiyle silahlandıracak kadın ve erkek militanlara ihtiyacı vardır.

Revizyonizme ve düşmana karşı iki cephede mücadele içinde, Parti'mizin Halk Savaşı yolunda yeniden mevzilendirilmesi için yürüttüğü mücadele, Türkiye ve Kürdistan'da devrimin geleceği için tayin edici önem taşıyor.

Sırf direnmeye değil, kazanmaya cüret edecek miyiz sorusuna bizler, nasıl cüret etmeyebiliriz ki cevabından başkasını veremeyiz!

1 Mayıs muharebe günü ve ötesinde, Proleter Dünya Devrimi'nin yeniden kabarışını hızlandırmak, ve yakından tanıdığımız topraklar üzerinde yeni bir İKTİDARA kavuşturabilmenin gereklerini yerine getirmek üzere seferber olalım!

Nisan 1993

Maoist Parti Merkezi
Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist

Mao Zedung'un Yüzüncü Yılını
Unutulmayacak Bir Tarzda Kutlayalım!

Marks, Lenin ve Mao Zedung'un
Kızıl Bayrağını Göklere Kaldır!

Başkan Gonzalo'nun Hayatını Korumak için
Yeri Göğü Ayağa Kaldır!

Başkan Gonzalo'nun Vazife Başında,
Peru Devriminin ve Uluslararası Komünist Hareket'in
En Ön Safında Olması ihtiyacımızdır.!
Onun Kurtuluşu için Savaş!

Yaşasın Kızıl 1 Mayıs,
Proletarya Enternasyonalizmi'nin Günü!

Yaşasın Devrimci Enternasyonalist Hareket!

Kürdistan Kürdistan Kızıl Olacak,
Patron-Ağa Devletine Mezar Olacak!

İşçi Köylünün Yiğit Sesiyiz,
Namluya Sürülmüş Halk Mermisiyiz.!

Yaşasın Halk Savaşı!

Maoist Parti Merkezi Önderimiz,
İbrahim'dir Rehberimiz,
Yaşasın Partimiz TKP/ML!